AHZÂB Suresi 72. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 10)

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Hidayeti Gizleyenler Raporları » AHZÂB Suresi 72. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 10)
share on facebook  tweet  share on google  print  

AHZÂB Suresi 72. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 10)

Hidayeti Gizleyenler Raporları

KuranMeali.org
05.05.2011 00:00

AHZÂB Suresi 72. âyetinde hidayet nasıl gizlenmiştir?

Ahzâb Suresinin 72. âyet-i kerimesi Allahû Tealâ'nın emaneti olan ruhu, sadece cahil ve zâlim olan(*) insanoğlunun üstlendiğini belirten bir âyettir.

Ahzâb-72 ve Nisâ-58 "emanet" hususunda illiyet rabıtası içersinde olan âyetlerdir. Nisâ-58'de "Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder." hükmü, Allahû Tealâ'nın insana verdiği ruh emanetini Allah'a teslim etmemizi yani O'na ulaştırmamızı da içine alan bir farzdır. Dikkat ederseniz "Allah'a teslim olan" mânâsına gelen İslâm; Allah'a teslim olanların dînidir.

  • Sayın Ahmet Tekin; emanetin yerlere ve dağlara da verildiğini söyleyerek,
  • Sayın Bekir Sadak ve Sayın Edip Yüksel "emânete: emanet" ifadesini "sorumluluk" olarak değiştirerek,
    hidayeti ve teslimleri gizlemişlerdir.

    4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

    ***

    Allahû Tealâ bütün insanların nefslerini toplam 19 afet ile %100 karanlık olarak yaratmıştır (dizayn etmiştir). Tüm insanlar nefslerinin 19 afeti nedeniyle dalâlette olarak yaşama başlarlar. Her insanda farklı oranlarda dağıtılmış olarak bu 19 afet muhakkak vardır ve o kişi Allah'a ulaşmayı dileyerek nefs tezkiyesi ve tasfiyesine başlayana kadar da kişinin nefsi %100 karanlık olmaya devam edecektir.

    (*) NEFSİN 19 AFETİ: 1- Cehalet, 2- Cimrilik, 3- Dedikodu, gıybet, 4- Fitne, fesad, 5- Gurur, kibir, 6- Hırs, şehvet, 7- Hased ve düşmanlık, 8- İsyan, 9- İptilâlar, 10- Kin ve nefret, 11- Küfür, 12- Mürailik (İki Yüzlülük), 13- Nankörlük, 14- Öfke ve gayz, 15- Sabırsızlık, 16- Vefasızlık, 17- Yalan, Tekzib, 18- Zulüm, 19- Zan

  • Abdulbaki Gölpınarlı, Ali Fikri Yavuz, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Şaban Piriş Hocalarımız "insan cahildir ve zâlimdir" ifadesi yerine sanki ruh emanetini üstlendiği için "cahil ve zâlim oldu" diyerek insanın yaratılış fıtratına aykırı bir açıklama (yorum) getirmişler, İslam'ın temel kavramlarından "nefs, nefsin afetleri ve nefs tezkiyesi" kavramlarının Kur'ân'daki anlamını meâllerinde değiştirmişlerdir.

    33/AHZÂB-72 ÂYETİ İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU

    33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).



    ****

    HİDAYETİN GİZLENDİĞİ MEÂLLER
    Yukarıdaki başlık Bakara Suresinin 159. âyetinde "hidayeti gizleyenler" ifadesinden esinlenerek verilmiştir. Hidayetin, insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaştırılması olduğu (1. teslim) ve diğer teslimlerin (toplam 4 teslim) gizlenmesi, İblisin bugün ülkemizi de içine alan İslâm Coğrafyasındaki en büyük tuzağıdır. Hidayetin gizlenmesi; tüm insanlığı ebedî cehennem hayatına sürüklediği için Allah'a îmân eden herkesin, yegâne kurtuluş kapısı olan hidayeti muhakkak öğrenmeleri ve dilemeleri gerekmektedir. Bu yazı dizimizde bu paragrafta gördüğünüz tüm ifadeler birer birer âyetlerle ispat edilecektir.


    Ahmet Tekin: Biz göklere, yere ve dağlara da emanetler, mükellefiyetler, sorumluluklar verdik. Onlar görevlerine, sorumluluklarına hıyanet ederek âsi olmaktan görevlerini aksatmaktan çekindiler. Korkarak görev ve sorumluluklarına itina gösterdiler. İnsansa, emanetlere, kamu görevlerine, hakka-hukuka, şer’î mükellefiyetlere ve sorumluluklarına hıyanete cüret ederek âsi oldu. Gerçekten o çok âsi, inkârcı, haksız, zâlim, bilgiden, muhakemeden uzak, menfaatlerinden habersiz, tutarsız, cahilce davranışlarda bulunmayı alışkanlık haline getiren birisidir.

    Bekir Sadak: Dogrusu Biz, sorumlulugu goklere, yere, daglara sunmusuzdur da onlar bunu yuklenmekten cekinmisler ve ondan korkup titremislerdir. Pek zalim ve cok cahil olan insan ise onu yuklenmistir.

    Edip Yüksel: Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu.

    ****

    İSLÂM'IN TEMEL KAVRAMLARININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ MEÂLLER
    Meâllerde İslâm'ın temel diğer kavramlarının (takva, nebî-resûl, nefs tezkiyesi, kul, velâyet kademeleri {fenâ, bekâ, züht, muhsin, ulûl'elbab, muhlis, sâlih}, kâfir, îmân, vb.) tefsirlerde ve sözlüklerde mânâları değiştirilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak bugün toplumlar temel İslâm kavramlarını öğrenememekte ve Allah ile olan ilişkilerini "Kur'ân'da emredilen standartlarda" geliştirememektedirler.


    Abdulbaki Gölpınarlı: Şüphe yok ki biz arzettik emâneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara, derken onlar, onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu yükledik insana; şüphe yok ki çok zâlim oldu, çok bilgisiz bir hâle geldi.

    Ali Fikri Yavuz: Biz, emaneti (Allah’a itaat ve ibadetleri), göklere, arza ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler; ondan korktular da onu insan yüklendi. İnsan (bu emanetin hakkını gözetmediğinden) cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor. (Yani, bu emanetin şeref ve kıymeti, mes’uliyeti o kadar büyüktür ki, eğer o, şu büyük cisimlere ve yapısı sağlam varlıklara arz edilse ve onların da şuur ve idrakleri bulunsa muhakkak ki bu emaneti yüklenmekten sakınırlar ve ondan korkarlardı. Fakat insan çaresiz olarak bünyesinin zafiyeti ile o emaneti yüklenmiştir).

    İbni Kesir: Gerçekten Biz, emaneti; göklere, yeryüzüne ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Ve korkup titrediler. Onu insan yüklendi. Doğrusu insan; pek zalim ve pek cahil oldu.

    Muhammed Esed: Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emaneti(ni) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.

    Ömer Nasuhi Bilmen: Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik, onlar onu yüklenmeden hemen çekindiler ve ondan korkuya düştüler ve onu insan yüklendi. Şüphe yok ki o, çok zalim, çok bilgisiz oldu.

    Şaban Piriş: Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. O, zalim ve cahil oldu.

    ****

    ÂYETİN ANLAMININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ DİĞER BAZI MEÂL HATALARI
    Bu kategorideki Meâl hataları hatanın türüne göre bazen çok önemli olabilmekle beraber, bazen de asıl olan anlatımın içerisinde yanlış anlaşılmalara yol açan hatalardır. Bu kategoriye dahil edilmiş tüm hatalarda; hatanın derecesini anlayabilmek adına muhakkak "analiz" bölümündeki ilgili bölümü okuyunuz.


    Diyanet İşleri (eski): Doğrusu Biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir. (kabulüne rağmen emanete hıyanet etmektedir)

    ****

    33/AHZÂB-72 İÇİN ANALİZ


    Bismillâhirrahmânirrahîm

    إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

    İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).

    1.innâ: muhakkak biz
    2.aradna: sunduk, teklif ettik
    3.el emânete: emanet
    4.alâ es semâvâti: göklere
    5.ve el ardı: ve yer
    6.ve el cibâli: ve dağlar
    7.fe: artık
    8.ebeyne: çekindiler
    9.en yahmilne-hâ: onun yüklenmek
    10.ve: ve
    11.eşfakne: korktular
    12.min-hâ: ondan
    13.ve hamele-ha: ve onu yüklendi
    14.el insânu: insan
    15.inne-hu: çünkü o
    16.kâne: oldu, idi
    17.zalûmen: çok zalim
    18.cehûlen: çok cahil


    ****

    33/AHZÂB-72: ALLAH'IN İNSANA VERDİĞİ EMANET

    Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde insana verdiği bir emanetten söz etmektedir. Bütün insanlar nefsleri sebebi ile başlangıç noktasında, cahil ve zâlimdir. Bu sebeple de Allah’ın emanetini yüklenmekten çekinmemişlerdir.

    33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehâl insânu, innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
    Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

    RUH: Ahzâb-72’de sözü edilen emanet, Allahû Tealâ’nın her insana doğumu esnasında Kendinden üfürdüğü ruhtur.

    32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
    Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

    15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
    Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

    Secde Suresinin 9. ve Hicr Suresinin 29.âyet-i kerimeleri Allahû Tealâ’nın insana Kendi ruhundan üfürdüğünü ifade etmekle kalmayıp, insanın yaratılış muhtevasını da ortaya koymaktadır.

    FİZİK BEDEN: Bütün insanlar salsalin adı verilen bir balçıktan bir fizik bedenle halk edilmişlerdir.

    15/HİCR-26: Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
    Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

    32/SECDE-7: Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).
    Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır.

    NEFS: 7 kademede sevva edilen bir de nefs vücudumuz vardır.

    91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
    Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

    İRADE: Allahû Tealâ bütün insanlara bu dünya hayatında (sorumluluklarına katlanmak şartı ile) kendi seçimlerini yapabilmeleri için serbest irade vermiştir.

    2/BAKARA-38: Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
    Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”

    AHZÂB-72'DEKİ EMANET HANGİSİDİR?

    3 vücut, serbest irade ve aklın standartlarında yaratılan herkes için birinci emanet, Allah’ın insana üfürdüğü ruhtur.

    Bazı dîn adamlarımız Ahzâb-72'de ifade edilen emanetin serbest irade olduğu hurafesine aldanırlar. Halbuki Allah'a karşı sorumlu olarak imtihan edilen; serbest irade sahibi tek canlı insan değildir (A'râf-179).

    7/A'RÂF-179: Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık)...

    Hiç bir şeyik eksik bırakılmadığı(En'âm-38) kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de insandan başka hiç bir varlığa ruh verilmediği kesindir. O halde Ahzâb-72'deki emanetin sadece insan tarafından yüklenilmiş olması bu emanetin ruh olduğunun ispatıdır.

    6/EN'ÂM-38: ... Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. ...

    ****

    Bünyesinde Allah’ın ruhunu taşıma şerefi, insandan başka hiçbir mahlûka verilmemiştir. İsrâ Suresinin 85.âyet-i kerimesine göre ruh, Allah’ın emrindendir. Ve mutlaka Allah’a geri döndürülmesi emredilmiştir.

    17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
    Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.

    Bütün ruhlar Allahû Tealâ tarafından “İrciî” emrinin muhatabı kılınmışlardır.

    89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
    Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

    Allahû Tealâ burada ruha seslenerek, "İrciî ilâ rabbiki; Rabbine geri dön." emrini vermektedir. Ölüm halinde ruhu Allah'a ulaştıracak olan vazifeli ölüm melekleri vardır. Kur'ân'ı Kerim intiharı yasak kıldığı cihetle, Allahû Tealâ'nın insana "öl" emri vermesi de mümkün değildir.

    Her kim kendi eliyle hayatına son verirse onun gideceği yer cehennemdir. Buradaki "İrciî" emri ruhun ölmeden evvel Allah'a ulaşmasını ihtiva etmektedir. Ruhun Allah'a geri dönüşü, kişinin Allah'a ulaşmayı dileyerek Allah'ın vazifeli kıldığı hidayetçiye tâbiiyetiyle başlayan ve Sıratı Mustakîm isimli yoldan 7 tane gök katı aşarak Allah'ın Zat'ına ulaşması ile gerçekleşen bir vetiredir. İşte bu; seyr-i sulûkdür.

    Dînin yegâne kaynağı Kur'ân-ı Kerim'e göre dünya hayatını yaşarken ruhun Allah'a ulaşması farzdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de; "Ölmeden evvel ölünüz." hadîs-i şerifiyle ruhun Allah'a ulaşmasının farziyetini dile getirmiştir. 14 asır evvel bütün sahâbe bu emri yerine getirerek hidayete ulaşmışlardır ve böylece cennetle müjdelenmişlerdir (Zumer-17,18).

    39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
    Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

    39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
    Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

    Muzemmil Suresinin 8.âyet-i kerimesinde de Allah’a ulaşmak üzerimize farz kılınmıştır.

    73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
    Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

    Görüyoruz ki ruh Allah’tan gelmiştir, bizde bir emanettir ve bu dünya hayatında Allah’a ulaşma emrinin muhatabı kılınmıştır.

    Nisâ Suresinin 58.âyet-i kerimesinde de, emanetleri sahibi olan Allah’a teslim etmemiz emredilmiştir.

    4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

    Allahû Tealâ âyet-i kerimende “emânât” kelimesini kullanmıştır. Emanetler çoğul ama sahibi tek olarak ifade edilmiştir. İşte bu emanetlerin sahibine teslim edilmesi, Kur’ân’daki İslâm’ın da bütününü kapsamaktadır. Allahû Tealâ Araf 172 ve Maide-7’de ifade ettiği üzere, ezelde hepimizden yemin, misak ve ahd almıştır.

    Ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi hepimizin üzerine farzdır. Nisâ Suresinin 58.âyet-i kerimesi de bu minval üzere büyük bir önem taşımaktadır. Kaldı ki insan için ilk emanet Allah’tan kendisine üfürülen ruhtur. Ruh sahibi olan Allah’a bu dünya hayatında ulaştığında, fizik vücut emanet hüviyetine girer. Fizik vücut teslimine ulaşan kişi için ise nefs emanet olmuştur. Nefsin tesliminden sonra da irade emanet olacaktır. Her kim 7 safha 4 teslimi yaşamışsa o, son merhalede iradesini de Allah’a teslim eden ve Nisâ-58’deki bütünü hayatına tatbik eden kişidir.

    AHZÂB-72 İÇİN SONUÇ

    Azîz Kardeşlerimiz,

    Hani derler ya; "Delinin biri kuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış."

    İşte bu atasözümüz, bugün dînimizde yaşanan durumu çok güzel özetlemektedir. Vakti zamanında birileri çıkmış, "ruh insana hayat verir" diye bir söz ortaya atmış. Bu söze kananlarsa, bu bilginin Kur'ân'a aykırı olup olmadığını hiç araştırmadıkları için bilerek veya bilmeyerek hidayeti gizlemişlerdir.

    Bugünkü dîn öğreticilerinin arasında Azrail (AS)'ın bir insanı vefat ettirirken "ruhu bedenden nasıl ayırdığını" anlatanı mı isterseniz, yoksa "Allah'a ulaşmak yoktur!" diyerek âyetleri inkâr edenleri mi?


    İşte bu hurafelere dayalı öğreti sebebi ile Peygamber Efendimiz (SAV)’den 14 asır sonra bugün dünya üzerinde İslâm unutulmuş, 7 safha ve 4 teslimden geriye sadece İslâm’ın 5 şartı kalmıştır. İslâm’ın 5 şartını uygulayan hiç kimsenin, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe kurtuluşa ulaşması mümkün değildir.

    Öyleyse biz şimdi bu hurafe öğretisinin sahiplerine sormak istiyoruz: Neye dayanarak “Ruh vücuttan çıkarsa insan ölür” hükmünü veriyorsunuz? İnsanlara yıllardır empoze etmeye çalıştığınız bu bilgilere delil olarak sunabileceğiniz BİR TEK ÂYET VAR MI?

    Yok, Sevgili kardeşlerimiz, yok...

    Size bir dîn anlatılıyor ama içinde Kur'ân yok! Bir düşünün, içinde Kur'ân olmayan bir dîn İslâm olabilir mi?

    Kur'ân'ı Kerim'de Allah'a ulaşmayı dilemek (Allah'a mülâki olmak) 25 âyette, ruhu Allah'a ulaştıran yol olan Sıratı Mustakîm 39 âyette, ruhun Allah'a ulaşması anlamına gelen hidayet ise 139 âyette yer almaktadır.

    İslâm; Allah'a teslim olan demekse, Allah'a bir şeyleri teslim etmemiz gerektiği açık değil midir? Allahû Tealâ tüm insanlara 4 temel emanet vermiştir ve dördünü de ona teslim etmemizi üzerimize yüklemiştir.
      1. teslim; Ruhun yaşarken Allah'a ulaşmasıdır.
      2. teslim; fizik bedenin teslimidir.
      3. teslim; nefsin teslimidir.
      4. teslim; iradenin teslimidir.


    Her kim Ahzâb-72’de ifade edildiği üzere; ruhun Allahû Tealâ tarafından kendisine emanet olarak verildiğini idrâk eder ve ruhunu Allah'a yaşarken ulaştırmayı dilerse, Allah’ın o kişiye mutlak bir sözü vardır.
  • O kişinin ruhunu Kendisine ulaştırır; hidayete erdirir.
  • O kişiye nefs tezkiyesi yaptırarak dünya mutluluğunun yarısını hibe eder.
  • O kişiyi dalâletten kurtarır.
  • O kişiyi cehennemden kurtarır.

    Allah dalâlette olanı bırakır, onlardan her kim Allah'a ulaşmayı dilerse Allah onu Kendisine ulaştırır!

    13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
    Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

    Sakın unutmayın! Eğer henüz Allah'a ulaşmayı dilemediyseniz, Rabbimizin sizde bir emaneti var ve onu Kendisine geri teslim etmenizi istiyor.
    Allah hepinizden razı olsun.

    ****

    33/AHZÂB-72 ÂYETİNDE HİDAYET NASIL GİZLENMİŞTİR?


    Ahzâb Suresinin 72. âyet-i kerimesi Allahû Tealâ'nın emaneti olan ruhu, sadece cahil ve zâlim olan(*) insanoğlunun üstlendiğini belirten bir âyettir.

    Ahzâb-72 ve Nisâ-58 "emanet" hususunda illiyet rabıtası içersinde olan âyetlerdir. Nisâ-58'de "Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder." hükmü, Allahû Tealâ'nın insana verdiği ruh emanetini Allah'a teslim etmemizi yani O'na ulaştırmamızı da içine alan bir farzdır. Dikkat ederseniz "Allah'a teslim olan" mânâsına gelen İslâm; Allah'a teslim olanların dînidir.

  • Sayın Ahmet Tekin; emanetin yerlere ve dağlara da verildiğini söyleyerek,
  • Sayın Bekir Sadak ve Sayın Edip Yüksel "emânete: emanet" ifadesini "sorumluluk" olarak değiştirerek,
    hidayeti ve teslimleri gizlemişlerdir.

    4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

    ***

    Allahû Tealâ bütün insanların nefslerini toplam 19 afet ile %100 karanlık olarak yaratmıştır (dizayn etmiştir). Tüm insanlar nefslerinin 19 afeti nedeniyle dalâlette olarak yaşama başlarlar. Her insanda farklı oranlarda dağıtılmış olarak bu 19 afet muhakkak vardır ve o kişi Allah'a ulaşmayı dileyerek nefs tezkiyesi ve tasfiyesine başlayana kadar da kişinin nefsi %100 karanlık olmaya devam edecektir.

    (*) NEFSİN 19 AFETİ: 1- Cehalet, 2- Cimrilik, 3- Dedikodu, gıybet, 4- Fitne, fesad, 5- Gurur, kibir, 6- Hırs, şehvet, 7- Hased ve düşmanlık, 8- İsyan, 9- İptilâlar, 10- Kin ve nefret, 11- Küfür, 12- Mürailik (İki Yüzlülük), 13- Nankörlük, 14- Öfke ve gayz, 15- Sabırsızlık, 16- Vefasızlık, 17- Yalan, Tekzib, 18- Zulüm, 19- Zan

  • Abdulbaki Gölpınarlı, Ali Fikri Yavuz, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Şaban Piriş Hocalarımız "insan cahildir ve zâlimdir" ifadesi yerine sanki ruh emanetini üstlendiği için "cahil ve zâlim oldu" diyerek insanın yaratılış fıtratına aykırı bir açıklama (yorum) getirmişler, İslam'ın temel kavramlarından "nefs, nefsin afetleri ve nefs tezkiyesi" kavramlarının Kur'ân'daki anlamını meâllerinde değiştirmişlerdir.

    ****

    DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER
    Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lâfzının tam manâsının tercümeler ile verilemiyeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.


    Adem Uğur: Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

    Ahmed Hulusi: Muhakkak ki biz o Emaneti (Esmâ şuuruyla yaşamayı), semâlara (benlik bilincine), arza (bedene) ve dağlara (organlara) önerdik de, onu yüklenmekten kaçındılar (Esmâ bileşimleri onu açığa çıkarmaya elvermedi); ve ondan korktular! Onu, İnsan (hilâfeti oluşturan Esmâ mânâlarını açığa çıkarma şuuru) yüklendi! Muhakkak ki o zâlim (hakikatini hakkıyla yaşamakta yetersiz) ve cahildir (sınırsız Esmâ'yı bilmede yetersizdir)!

    Ahmet Varol: Doğrusu biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim çok bilgisizdir.

    Ali Bulaç: Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

    Celal Yıldırım: Şüphesiz ki biz emâneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korkup titrediler; insan onu yüklendi ; şüphesiz ki o, çok zâlim ve çok câhildir.

    Diyanet İşleri: Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

    Diyanet Vakfi: Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır: Evet, biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok câhil bulunuyor

    Elmalılı (sadeleştirilmiş): Evet Biz, o emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar ve ondan korktular da insan yüklendi onu. O gerçekten çok zalim, çok cahil bulunuyor

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.

    Fizilal-il Kuran: Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, sorumluluğundan korktular. Pek zalim ve cahil olan insan onu yüklendi.

    Gültekin Onan: Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim çok cahildir.

    Hasan Basri Çantay: Biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) etdik de onlar bunu yüklenmekden çekindiler, bundan endişeye düşdüler. İnsan (a gelince: O, tutdu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o, çok zulümkâr, çok câhildir.

    Hayrat Neşriyat: Muhakkak ki biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de (onlar) onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan ise onu yükleniverdi. Doğrusu o çok zâlim, çok câhildir.

    İmam İskender Ali Mihr: Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

    Ömer Öngüt: Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korkup endişeye düştüler. Onu insan yüklendi. Çünkü insan çok zâlim ve çok câhildir.

    Suat Yıldırım: Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar. Zira sorumluluğundan korktular, ama onu insan yüklendi. İnsan (bu emanetin hakkını gözetmediğinden) cidden çok zalim, çok cahildir.

    Süleyman Ateş: Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular; onu insan yüklendi; (fakat onun ağır sorumluluğunu tam kavrayamadı) doğrusu o, çok zâlim, çok câhildir.

    Tefhim-ul Kuran: Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

    Ümit Şimşek: Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onlar korktular ve yüklenmekten kaçındılar; insan ise onu yükleniverdi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

    Yaşar Nuri Öztürk: Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.

    ****

    33/AHZÂB-72 İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU SONUÇLARI


    Bu âyette hidayetin gizlendiği meâller: Ahmet Tekin, Bekir Sadak, Edip Yüksel (TOPLAM: 3 kişi)

    Bu âyette temel kavramların gizlendiği meâller: Abdulbaki Gölpınarlı, Ali Fikri Yavuz, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Şaban Piriş (TOPLAM: 6 kişi)

    Bu âyette hatalı/eksik meâller: Diyanet İşleri (eski) (TOPLAM: 1 kişi)

    Bu âyet için doğru meâller: Adem Uğur, Ahmed Hulusi, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Celal Yıldırım, Diyanet İşleri, Diyanet Vakfi, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Gültekin Onan, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, İmam İskender Ali Mihr, Ömer Öngüt, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Tefhim-ul Kuran, Ümit Şimşek, Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 21 kişi)

    ****

    UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.
    KuranMeali.org, 05 Mayıs 2011 Perşembe

    Benzer konular

    Değerlendirmeler

    Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
    Görüşünü paylaş
    Tartışma başlat

    Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

    Benzer konular

  • Üye Girişi
    e-posta
    Parola
    Beni hatırla