Sırat Köprüsünden Düşersek Kolumuz Kırılır Mı? (RAPOR-14 / EK-1)

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Hidayeti Gizleyenler Raporları » Sırat Köprüsünden Düşersek Kolumuz Kırılır Mı? (RAPOR-14 / EK-1)
share on facebook  tweet  share on google  print  

Sırat Köprüsünden Düşersek Kolumuz Kırılır Mı? (RAPOR-14 / EK-1)

Hidayeti Gizleyenler Raporları

KuranMeali.org
07.06.2011 00:00
Öncelikle ifade etmek istiyoruz ki, biz ne zaman bir konu hakkında Kur'ân'a aykırı olan hurafeleri öğrenmek istesek, hemen Diyanet İşleri internet sitesinin "Dîni Terimler Sözlüğü" bölümünü açarız. Allah Diyanet İşleri Başkanlığımıza zevâl vermesin. Eksik olmasınlar, sitelerinde neredeyse bütün hurafelere yer verdikleri için bize raporlarımızda çok yardımcı olmaktadırlar.

Sevgili kardeşlerimiz! Bu yazımızda Kur'ân-ı Kerim âyetleriyle aşağıdaki sorularının yanıtlarını arayacağız:
  • Sırat köprüsünden düşülürse kol, bacak kırılır mı?
  • Kolumuz, bacağımız kırılır ise orada tedavi ettirmek mümkün mü?
  • Yoksa Sırat Köprüsü Kur'ân'da yeri olmayan bir hurafe midir?

    Diyanet İşlerinin baş işletmecilerinden olduğu ve dîn adamlarımızın da gişe memuru olarak görev aldığı Sırat Köprüsü'nün Kur'ân'da ne şekilde anlatıldığına geçmeden evvel, yazımızın ilk paragrafında kurduğumuz cümlelerin kaynağını gösterelim.

    A. SIRAT KÖPRÜSÜ NEDİR? (Diyanete göre)

    Kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=596

    Sözlükte "yol" manasına gelen sırat, cehennem üzerinde bulunan bir yol veya köprüdür. Müminler cennete bu yoldan geçerek ulaşacaklardır. ...

    ... Müminlerden bazıları şimşek misâli, bazıları esen bir rüzgar gibi, bazıları da cins atlar gibi üzerinden geçer. Münafıklar ise emekleyerek geçmeye çalışır ve ateşe düşerler. Kâfirlere gelince köprüden hiç geçemeyip ateşe yuvarlanırlar.


    ****

    B. SIRAT KÖPRÜSÜ NEDİR? (Kur'ân'a göre)

    “Cehenneme yukarıdan düşmek” gibi safsataların Kur’ân-ı Kerim’de yeri olmadığı gibi, Allahû Tealâ açıkca cehennemin kapıları olduğunu ve cehenneme gidecek insanların burunları sürünerek bu kapının alt bölümünden cehenneme gireceklerini ifade etmektedir.

    16/NAHL-29: Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvâl mutekebbirîn(mutekebbirîne).
    Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.

    39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alâl kâfirîn(kâfirîne).
    Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?” (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

    17/İSRÂ-97: Ve men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnih(dûnihî), ve nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen ve summâ(summen), me’vâhum cehennem(cehennemu), kullemâ habet zidnâhum saîrâ(saîren).
    Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse), o taktirde onlar için O'ndan (Allah'tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz. Onların me'vası (kalacakları yer) cehennemdir. Ve Biz, onlara (ateşin) her sönmeye yüz tutuşunda (alevli ateşi) arttırdık (arttırırız).

    26/ŞUARÂ-94: Fe kubkıbû fîhâ hum vel gâvun(gâvune).
    Onlar (putperestler) ve azgınlar, oraya (cehenneme) yüzüstü (burunları yere sürtünerek) atılırlar.

    Kur’ân-ı Kerim’de “sırat köprüsü” diye bir köprünün varlığını ifade eden tek bir âyet-i kerime bile yoktur. Zaman içerisinde kulaktan kulağa yayılan ve Kur’ân’a göre aslı astarı olmayan bu hurafenin, dîni öğretmekle vazifeli olan saygın bir kurumumuzca, insanlara doğruymuş gibi lânse edilmesi tüyler ürpertici bir durumdur.

    Anlamayanlar için bir kez daha tekrar etmek istiyoruz!!!

    Ülkemizde dîni öğretmekle vazifeli tek kurumun, sahte hadislerden kaynaklanan böyle bir hurafeyi dîni terimler sözlüğüne bir Kur’ân-ı Kerim gerçeğiymiş gibi empoze etmesi akıl alır bir durum değildir. Bu talihsiz açıklama, son derece ciddî bir aldanışın, korkunç bir hatanın, dahası İblisin hain tuzağının bir ürünüdür.


    ****

    C. SIRAT KÖPRÜSÜ ŞEYTAN TARAFINDAN NİÇİN UYDURULMUŞTUR?

    Sırat Köprüsünü ilk olarak kimin, ne zaman uydurduğu belgelenemiyor olsa dahi; uyduranın iblis olduğu ve Hz. Âdem (AS)'ın yaratıldığı gün "hidayeti gizlemek için" bu hain tuzağı dîn adamlarını kullanarak kuracağı Kur'ân-ı Kerim'de açıkça yer almıştır.

    7/A'RÂF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
    (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

    7/A'RÂF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
    Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

    Kur'ân-ı Kerim'de şeytanın üzerine oturmayı vaad ettiği yol "Sıratı Mustakîm"dir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in vefâtından bir kaç yüzyıl sonra başlanan el yazması eserler ve hadis kitapları sürecinde "rivayetten rivayete" derken, Allah düşmanları tarafından Sırat Köprüsü peydahlanmış ve Sıratı Mustakîm'in açıklandığı dîni kitaplarda (el yazması emaniyye eserler, bir diğer deyiş ile hurafe kitapları) Sıratı Mustakîm birden bire "doğru yol" oluvermiştir.

    Allahû Tealâ Yûnus Suresinin 100. âyetinde "akıl etmeyene azap ederiz" buyurmaktadır.

    10/YÛNUS-100: Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alâllezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
    Ve Allah’ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü’min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap) verir.

    O halde samimi olan bütün Müslümanların muhakkak şeytanın üstüne oturacağını vaad ettiği Sıratı Mustakîm'in ne olduğunu, Kur'ân âyetleri ile öğrenmesi ve (geç olmadan, azap gelmeden evvel) öğrendiği bilgileri hayatına tatbik etmesi lâzımdır.

    Hicr Suresinin 41. âyet-i kerimesinde Sıratı Mustakîm'in ne olduğu açıkça ifade edilmektedir.

    15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
    Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”

    Sıratı Mustakîm; Allah'a ulaştıran yol olduğuna göre; Allahû Tealâ'ya bu yol üzerinden ulaşacak bir şeyler olmalı değil midir?

    13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
    Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

    "Onlar; Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah'a ulaştırırlar" sözü ile ifade edilen şey Allahû Tealâ'nın sadece insana Kendisinden üfürerek ihsan ettiği ruh emanetidir.

    33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehâl insânu, innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
    Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

    Ra'd-21'de Allah'a ulaştırılması emredilen şey, Allahû Tealâ'nın sadece insana emanet olarak verdiği Kendi ruhudur. İnsanların ruhlarını Allah'a ulaştırmayı (teslim etmeyi) dilemelerinin önüne engel olması için iblis ve onun yardımcıları tarafından, Kur'ân'a aykırı birçok hurafe tasarlanmıştır. Maalesef günümüzde Kur'ân fakiri bir çok dîn adamımız da bu hurafeleri yaymaya devam ederek iblisin ekmeğine yağ sürmektedirler.

    Zaten dikkat edilirse; Allahû Tealâ insana secde emrini, Hz. Âdem’i yarattığında (fizik bedenini halk ettiğinde) değil, nefsini dizayn ettikten de sonra, ona Kendi ruhundan üfürdüğünde vermiştir.

    15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
    Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

    SECDE EMRİ ALLAH'IN İNSANA EMANET OLARAK VERDİĞİ KENDİ RUHUNADIR.

    Bu noktada "Ruh insana hayat verir" hurafesi ile "Sırat Köprüsü" hurafesinin birbiri ile ne kadar ilişkili olduğuna hepimizin dikkat etmesinde yarar vardır. Kur'ân-ı Kerim'de; Allahû Tealâ'nın insan dışında hiç bir canlıya Kendi ruhundan üfürdüğü yer almamasına ve Allah'ın "Biz Kur'ân'da hiç bir şeyi eksik bırakmadık (En'âm-38)" ifadesine rağmen, "Ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür" diyen dîn adamlarımız, ruhu olmadan yaşayan başka canlılar (örneğin hayvanlar) olduğunun farkında değiller midir? Acaba o hayvanların hepsi ruhsuz olduklarına göre ölü müdür?

    Bu hurafeleri yaymaya çalışan dîn adamlarının da günün birinde inşallah Kur'ân okumayı akıl edeceklerini ümit ederek yazımıza devam ediyoruz.

    ****

    Aslında Rabbimizin sadece insana Kendi ruhundan üfürdüğü, insanoğlunu ne kadar çok sevdiğinin bir delilidir. Yaşayan tüm insanlara muhakkak Allahû Tealâ'nın davetçileri gelir ve onlara der ki:

    Ey güzel kardeşim,
    • Allahû Tealâ'nın sana doğar doğmaz Kendi ruhundan üfürdüğünü
    • Ve bu ruhu sana emanet olarak verdiğini...
    • Bu dünya hayatını yaşarken sende bir emanet olan ruhunu Allah’a geri ulaştırmayı dilersen, bir Allah dostu (veli, evliya) olacağını biliyor musun?

      13/RA'D-14: Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ ke bâsitı keffeyhi ilâl mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıhî, ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
      Hakkın daveti O’nadır (Kendisinedir, Allah’adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.

      2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
      Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

    • Eğer kalpten bir taleple bu duayı yaparsan takva sahibi olacağını ve günahların örtüleceği için cenneti hak eden bir mü'min olacağını, Rabbimizin Kur'ân âyetleriyle müjdelediğinden, hatta bu dilekte bulunduğun takdirde senin de ruhunu Kendisine ulaştırmayı garanti ettiğinden, böylece senin de ermiş bir evliya olabileceğinden haberin var mı?

      39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
      Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

      30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
      O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

      8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
      Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

      42/ŞÛRÂ-13: Şeraa lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
      (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

    • Eğer bu talebi yapmadan vefât edersen yaptığın tüm iyi âmellerin hebâ olacağı (silineceği) için ebedî olarak cehenneme gideceğini biliyor musun?

      18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
      İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

      10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
      Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

      Cennet ve cehennemi ayıran çizginin bir küçücük dilek olması, Rabbimizin bizi ne kadar çok sevdiğinin bir başka güzel kanıtı değil midir?
    Ey yüce Allah'ım, ne olur benim de ruhumu Sana ulaştırarak beni de dostlarının, ermiş evliyalarının arasına dahil eyle, ne olur ya Rabbim. Amin.
    VE SONUNDA DÖNÜŞ RABBİMİZEDİR!

    53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
    Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir.

    ****

    D. SIRAT KÖPRÜSÜ İÇİN SONUÇ

    6/EN'ÂM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
    Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).

    43/ZUHRÛF-44: Ve innehu le zikrun leke ve li kavmike, ve sevfe tus’elûn(tus’elûne).
    Muhakkak ki O (Kur’ân), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur’ân’dan) sorumlu olacaksınız.

    45/CÂSİYE-6: Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakkı, fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yu’minûn(yu’minûne).
    İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

    Bu 3 âyeti hepimiz muhakkak ezberlemeliyiz sevgili kardeşlerimiz, bu 3 âyet bizlere her türlü aldatıcının gerçek yüzünü görmemizi sağlayacaktır.

    6/EN'ÂM-38: ... Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. ...
    43/ZUHRÛF-44: ... Ve siz, (Kur'ân'dan) sorumlu olacaksınız.
    45/CÂSİYE-6: ... O halde Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

    Eğer Allah'ın sözüne inanıyorsanız, En'âm Suresinin 38. âyetine göre Kur'ân'da hiç bir şey eksik değildir. Bu durumda Kur'ân'ın hiç bir şekilde geçit vermediği ve yer vermediği Sırat Köprüsü uydurma (sahte) hadislerden türetilmiş bir hurafedir. Bunu yayan dîn adamları da Allah'ın âyetlerinden konunun aslını araştırmadıkları için vebâl yüklenenlerdir. Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştıran yol olduğunu bile bile Sırat Köprüsü hurafesini yayanlar ise Rabbimizin bizleri onlara karşı uyardıklarıdır.

    43/ZUHRÛF-37: Ve innehum le yasuddûnehum anis sebîli ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).
    Ve muhakkak ki onlar (şeytanlar), onları mutlaka (Allah’ın) yolundan men ederler (alıkoyarlar). Ve onlar kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar.

    ****

    Başlıktaki "Sırat köprüsünden düşsek kolumuz, bacağımız kırılır mı?" sorusuna geri dönersek, sorumuzun yanıtı:

    Hayır! Çünkü olmayan bir köprüden düşülmez!

    Sevgili kardeşlerimiz! Artık uyanmalısınız. Bizlere Kur'ân'a aykırı bir hurafeler dîni anlatılmaktadır. Artık uyanınız, herkesi uyandırınız! Unutmayınız ki, şeytanların iradelerinize tesiri yoktur, Kur'ân'a sarılın. Sizlerden gizlenen Kur'ân hakikâtlerini kendiniz ve sevdikleriniz için çok geç olmadan öğreniniz, yaşamınıza tatbik ediniz.

    Allah hepinizden razı olsun.
    KuranMeali.org, 07 Haziran 2011 Salı

    Benzer konular

    Değerlendirmeler

    Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
    Görüşünü paylaş
    Tartışma başlat

    Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

    Benzer konular

  • Üye Girişi
    e-posta
    Parola
    Beni hatırla