RÛM Suresi 8. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 16)

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Hidayeti Gizleyenler Raporları » RÛM Suresi 8. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 16)
share on facebook  tweet  share on google  print  

RÛM Suresi 8. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 16)

Hidayeti Gizleyenler Raporları

KuranMeali.org
12.08.2011 00:00

RÛM Suresi 8. âyetinde hidayet nasıl gizlenmiştir?

  • Ahmet Tekin: "İnsanların bir çoğu Rablerinin huzurunda hesaba çekilmeyi, mükâfat ve cezayı gerçekten inkâr etmektedirler."
  • Muhammed Esed: Fakat, çoğu kimse, sonunda Rablerine kavuşacaklarını hala inatla reddeder!
  • Suat Yıldırım: "Ama insanların birçoğu, Rab’lerinin huzuruna çıkacaklarını inkâr ediyorlar."
  • Şaban Piriş: İnsanların çoğu, Rabb’lerinin huzuruna çıkacaklarını inkar ederler.

    Ey Azîz Hocalarımız, "sonunda", "Rabb'lerinin huzuruna" kelimelerini nereden bulduğunuzu bizlerle paylaşırsanız çok seviniriz. Biz tüm kelimeleri tek tek inceledik ama bizler Rûm Suresinin 8. âyetinin "ölümden sonraki" bir zamanı işaret ettiğine dair bir tek kelime dahi bulamadık!

    Sayın Yaşar Nuri Hocamız da "Kendi benliklerinin içinde olup bitenleri de mi düşünmediler!" şeklinde bir ifade kullanmış. Sayın hocamız bununla ne demek istedi Allah bilir... Bizler ne bu kelimeleri nereden bulduğunu ne de yazdıklarının ne anlama geldiğini anlayamadık...

    Abdulbaki Gölpınarlı, Ahmed Hulusi, Bekir Sadak, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Gültekin Onan Hocalarımız ise "Allah'a mülâki olmayı" gelecek zamana ait tercüme etmiş ve Allah'a ulaşmayı dilemenin farz olduğuna meâllerinde yer vermemişlerdir.

    ****

    Sevgili Kardeşlerimiz,

    Artık uyanmalı ve bizlere Kur'ân'sız bir dîn tatbikatı öğrettiklerinin farkına varmalısınız. Ülkemiz maalesef Kur'ân cahili dîn simsarlarının cirit attığı ve her gün Kur'ân'a aykırı yeni bir hurafenin peydahlandığı ve şeytanın hizmetkârlarının dîn adamı olarak lânse edildiği bir ülkeye dönüştürülmüştür. Ülkemiz Kur'ân'daki İslâm'ı bilmeyen dîn öğreticilerinin el yazmalarından öğrendikleri hurafeleri sizlere İslâm'mış gibi dayattıkları hazin bir dönemden geçmektedir.

    Allah'a mülâki olmayı (kavuşmayı) dilemek üzerimize farzdır!
    Allah'a ulaşmak, yani yaşarken ruhumuzun Allah'a ulaşması hidayettir.


    Nitekim Ankebût Suresinin 5. âyet-i kerimesinde Rabbimiz tüm insanların -eğer Allah'a ulaşmayı dilerlerse- Allah'a mülâki olacakları günün herkes için farklı olarak tayin edildiğini kesin olarak açıklamıştır.

    29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
    Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

    "Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât: Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir."

    Âyetteki ifadeden açıkça görüleceği üzere tüm insanların ruhlarının Allah'a ulaşma vakitleri ayrı ayrıdır, tayin edilen bu süre kişinin Allah'a ulaşmayı dilediği ana bağlıdır. Yani bizim sevgili dîn adamlarımızın söylediği gibi Allah'a mülâki olmak kıyâmet günü Allah'ın huzurunda tüm insanların aynı anda toplanması değildir.

    Allah'a ulaşmayı dilersek ne olur?

    Bir insan "Ey yüce Allah'ım ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır." şeklinde kalbî bir taleple Allah'a dua ederse;
    1. O anda dalâletten ve cehennem ehli olmaktan kurtulur.
    2. O anda hidayete adım atar ve cenneti haketmiştir.
    3. Eğer 7-8 aylık bir ömrü var ise Allahû Tealâ muhakkak o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracak ve o kişi böylece ermiş evliya olacaktır.
    Bunları biz mi diyoruz? Hayır Rabbimiz diyor.

    13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
    Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

    "Ben onları Kendime ulaştırırım!" Rabbimiz bir söz verdi ise asla tutmaması mümkün değildir, bize düşen sadece "Ey yüce Allah'ım, ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır, benim de ermiş bir evliyan olmamı bana nasip et. Amin." şeklinde bir duadır.

    Eğer "Allah'a ulaşma dileğini" yapmazsak ne olur?

    10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
    Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

    10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
    İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

    O halde;

    "Ey yüce Allah'ım benim de ruhumu Sana ulaştır, ne olur!" diye dua etmek için ne bekliyoruz ki...

    30/RÛM-8 ÂYETİ İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU

    30/RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).



    ****

    HİDAYETİN GİZLENDİĞİ MEÂLLER
    Yukarıdaki başlık Bakara Suresinin 159. âyetinde "hidayeti gizleyenler" ifadesinden esinlenerek verilmiştir. Hidayetin, insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaştırılması olduğu (1. teslim) ve diğer teslimlerin (toplam 4 teslim) gizlenmesi, İblisin bugün ülkemizi de içine alan İslâm Coğrafyasındaki en büyük tuzağıdır. Hidayetin gizlenmesi; tüm insanlığı ebedî cehennem hayatına sürüklediği için Allah'a îmân eden herkesin, yegâne kurtuluş kapısı olan hidayeti muhakkak öğrenmeleri ve dilemeleri gerekmektedir. Bu yazı dizimizde bu paragrafta gördüğünüz tüm ifadeler birer birer âyetlerle ispat edilecektir.


    Ahmet Tekin: Kendi kendilerine, Allah’ın gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları ve imkânları ancak, haklı bir gerekçe ile, hikmete dayalı, hesaplı bir düzen içinde ve belirli bir süre için yaratmasının sebeplerini hiç düşünmüyorlar mı? İncelemiyorlar mı? İnsanların bir çoğu Rablerinin huzurunda hesaba çekilmeyi, mükâfat ve cezayı gerçekten inkâr etmektedirler.

    Muhammed Esed: Onlar kendi içlerinde bir muhasebe yapmayı hiç bilmezler mi? Allah, gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi (deruni) bir anlamdan ve (kendi belirlediği) bir zaman sınırından yoksun yaratmış olamaz: fakat, çoğu kimse, sonunda Rablerine kavuşacaklarını hala inatla reddeder!

    Şaban Piriş: Kendi kendilerine hiç düşünmüyorlar mı? Allah gökleri, yeri ve aralarındaki şeyleri ancak hak ile ve belirli bir süre için yaratmıştır. İnsanların çoğu, Rabb’lerinin huzuruna çıkacaklarını inkar ederler

    Suat Yıldırım: Onlar azıcık olsun kendi başlarına kalıp düşünmediler mi ki: Allah gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan bütün varlıkları gerçek bir gaye ile, belirli bir vâdeye kadar yaratmıştır. Ama insanların birçoğu, Rab’lerinin huzuruna çıkacaklarını inkâr ediyorlar.

    ****

    İSLÂM'IN TEMEL KAVRAMLARININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ MEÂLLER
    Meâllerde İslâm'ın temel diğer kavramlarının (takva, nebî-resûl, nefs tezkiyesi, kul, velâyet kademeleri {fenâ, bekâ, züht, muhsin, ulûl'elbab, muhlis, sâlih}, kâfir, îmân, vb.) tefsirlerde ve sözlüklerde mânâları değiştirilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak bugün toplumlar temel İslâm kavramlarını öğrenememekte ve Allah ile olan ilişkilerini "Kur'ân'da emredilen standartlarda" geliştirememektedirler.


    Yaşar Nuri Öztürk: Kendi benliklerinin içinde olup bitenleri de mi düşünmediler! Allah gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri ancak hak üzere ve belirlenmiş bir süreye bağlı olarak yaratmıştır. Şu da bir gerçek ki, insanlardan çokları Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr ediyorlar.

    ****

    ÂYETİN ANLAMININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ DİĞER BAZI MEÂL HATALARI
    Bu kategorideki Meâl hataları hatanın türüne göre bazen çok önemli olabilmekle beraber, bazen de asıl olan anlatımın içerisinde yanlış anlaşılmalara yol açan hatalardır. Bu kategoriye dahil edilmiş tüm hatalarda; hatanın derecesini anlayabilmek adına muhakkak "analiz" bölümündeki ilgili bölümü okuyunuz.


    Abdulbaki Gölpınarlı: Hiç olmazsa kendi kendilerine bir düşünmezler mi ki Allah, gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri gerçek olarak ve mukadder bir zamân için yaratmıştır ve şüphe yok ki insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkâr ederler elbet.

    Ahmed Hulusi: Nefslerindekini (hakikatlerini) hiç tefekkür etmediler mi? Allâh, semâları, arzı ve ikisi arasında olan şeyleri sadece Hak olarak; belli bir ömür süreciyle yarattı! Şüphesiz ki insanlardan çoğu Rablerine ereceklerini inkâr edenlerdir.

    Bekir Sadak: Kendi kendilerine, Allah'in gokleri, yeri ve ikisinin arasinda bulunanlari, gercek olarak ve belirli bir sure icin yarattigini dusunmezler mi? Dogrusu insanlarin cogu, Rablerine kavusacaklarini inkar ederler.

    Diyanet İşleri: Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr ediyorlar.

    Diyanet İşleri (eski): Kendi kendilerine, Allah'ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmezler mi? Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkar ederler.

    Gültekin Onan: Kendi nefsleri konusunda düşünmüyorlar mı (yetefekkeru)? Tanrı, gökleri yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ve ecel ile yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu rablerine kavuşmaya küfrediyorlar.

    ****

    30/RÛM-8 İÇİN ANALİZ


    Bismillâhirrahmânirrahîm

    أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي أَنفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ بِلِقَاء رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ

    E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).

    1.e ve lem yetefekkerû: ve tefekkür etmiyorlar mı, düşünmüyorlar mı
    2.fî enfusi-him: kendi nefsleri hakkında
    3.mâ halaka: yaratmadı
    4.allâhu: Allah
    5.es semâvâti: semalar, gökler
    6.ve el arda: ve arz, yeryüzü, yer
    7.ve mâ: ve şeyler
    8.beyne-humâ: ikisinin arasında
    9.illâ: den başka
    10.bi el hakkı: hak ile
    11.ve ecelin: ve ecel, zaman, süre
    12.musemmen: isimlendirilmiş, belirlenmiş
    13.ve inne: ve muhakkak
    14.kesîran: çok
    15.min en nâsi: insanlardan
    16.bi likâi: mülâki olmayı, Allah'a ulaşmayı
    17.rabbi-him: onların Rab'leri
    18.le: elbette, mutlaka, kesin olarak
    19.kâfirûne: inkâr edenler


    ****

    ALLAH'A MÜLÂKİ OLMAK

    30/RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
    Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.

    Allah’a ulaşmayı dilemek, yani Allah’a mülâki olmayı dilemek, günümüzde İslâm coğrafyasında neredeyse tümüyle unutulmuş, İslâm'dan koparılmış bir Kur'ân hakikâtidir. Ruhumuzu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemek İslâm'ın giriş kapısıdır. Çünkü 7 safhada 4 teslimden ibaret olan İslâm dininin 1. safhası Allah'a ulaşmayı dilemektir. Dikkat ediniz ki Arapça bir kelime olan "İslâm" kelimesinin Türkçe mânâsı "Allah'a teslim olan" demektir.

    İSLÂM'IN 7 SAFHA 4 TESLİM, İSLÂM DÎNİ

      1. safha: Allah'a ulaşmayı dilemek
      2. safha: Mürşide tâbiiyet
      3. safha: Ruhun Allah'a ulaşması (1. TESLİM)
      4. safha: Fizik bedeni Allah'a teslim etmek (2. TESLİM)
      5. safha: Nefsi Allah'a teslim etmek (3. TESLİM)
      6. safha: İrşad olmak (İhlâs'a ulaşmak ve nasuh tövbesi burada yapılır)
      7. safha: İradeyi de Allah'a teslim ederek 7 safha 4 teslimi (teslim-i külli) tamamlamak (4. TESLİM)


    "Allah'a mülâki olmak (kavuşmak, ulaşmak)" kavramı Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında bütün Kur’ân yaşanırken yaşanmış ama ne yazık ki ondan bir müddet sonra (en az bundan 1000 yıl evvel) unutulmuştur. Zamanımıza ulaşan Kur’ân dışı dîn bilgileri, bu konuyu hiç mi hiç içermiyor. O günlerden bu tarafa insanları kurtuluşa ulaştıracak olan temel faktör olarak neler kalmış? İslâm’ın 5 şartı; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek kalmış.

    İslâm'ın 5 şartı hiç kimseyi cehennemden kurtaramaz.

    Neden İslâm’ın 5 şartı kimseyi cennete ulaştıramaz, dünya saadetine hiç ulaştıramaz? Çünkü eğer bir insan Allah’a mülâki olmayı dilemezse; onun gideceği yer cehennemdir. Bir düşünürseniz 7 yer katı, 7 gök katı, 7 cennet, 7 cehennem, 7 nefs tezkiyesi kademesi, vb... Bunların tümü Allahû Tealâ'nın yaratmasını yedili bir sistemin üzerine kurduğunu açıkça göstermektedir. O halde İslâm'ın 7 şartından 2 tanesi günümüzde unutulmuştur.

    6. şart: Allah'a ulaşmayı dilemek
    7. şart: Zikrullah (Allah'ın isminin "Al-lah, Al-lah" şeklinde ardarda tekrar edilmesi)

    muhakkak şartlara eklenerek, Kur'ân'daki İslâm'ın 7 şartı herkese anlatılmalı ve öğretilmelidir.

    Bugün ilk adımı Allah’a ulaşmayı dilemek ifade edecek. Bırakın geri kalanları; mürşide ulaşmak, ruhu Allah’a ulaştırmak, fizik vücudu Allah’a teslim etmek, nefsi teslim etmek, iradeyi Allah’a teslim etmek, bunların hiçbirine doğru yürümüyoruz, onlardan bahsetmek bugün söz konusu olmayacak. Ama sadece Allah’a mülâki olmayı, ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemeyen bir insanın hazin durumundan bahsetmek istiyoruz size. Bu kişinin cehenneme gideceğini Kur’ân-ı Kerim söylediğine göre geriye zaten bir şey kalmıyor.

    Bir insan Allah’a mülâki olmayı yani ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilemezse ne olur?
    • Bu kişi cehenneme gider.
    • Allah’ın âyetlerinden gâfildir.
    İşte bir insan Allah’a mülâki olmayı, bir başka ifadeyle ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı, ilka etmeyi dilemiyorsa onun gideceği yer cehennemdir. Aynı zamanda da o kişi Allah’ın âyetlerinden gâfildir.

    10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
    Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

    10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
    İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

    Allahû Tealâ: “İnnellezîne lâ yercûne likâenâ: Onlar muhakkak surette, kesin surette Bize mülâki olmayı (ruhlarını Bize ulaştırmayı) dilemezler, böyle bir talepleri yoktur. Kesin olarak onlar Bize mülâki olmayı dilemezler.” diyor ve sonra devam ediyor.

    “Onlar ki Bize mülâki olmayı (ruhlarını Bize ulaştırmayı) dilemezler. Onlar dünya hayatından razı olanlardır. Dünya hayatıyla mutmain olurlar.” Yani Allah’ın manevî ni’metlerinden mutluluk duymak, huzura ulaşmak onların işi değildir. Onlar dünya hayatından kazandıkları parayla, şanla şöhretle mutmain olurlar, doyuma ulaşırlar. Arkasından da Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.”

    İşte Kur’ân’ın unutulan en önemli kavramı, Allah’a mülâki olmayı dilemektir ve bütünüyle unutulmuştur.

    Allah’a mülâki olmayı dilemeniz bir tarafa, Allah’a mülâki olmak diye bir kavramın, ruhu hayattayken Allah’a ulaştırmak diye bir kavramın varlığından bile âlimlerin büyük kısmı haberdar değil. Büyük kısmı yetmez, çok büyük bir kısmı, %90’dan fazlası. Peki, haklılar mı? Evet, onların hataları değil. Çünkü onlara okudukları üniversitelerde bu kavram öğretilmemiş.

    Öyleyse konu önemli mi? Son derece önemli çünkü âyet-i kerimenin sonunu söylemedik daha. Allahû Tealâ şöyle bitiriyor Yunus-8’i:

    Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn: Onların gidecekleri yer, kazandıkları dereceler itibarı ile ateştir, cehennemdir.”

    İnsanlar bir daha çıkmamak üzere cehenneme girecekler. Kabahatleri ne? Kabahatleri, hataları, Allah’ın âyetlerini bilmemek ve de bu sebeple Allah’a mülâki olmayı yani ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilememek. Dilemezlerse bu insanların gidecekleri yer cehennemdir.

    Sevgili kardeşlerim, hepinizi uyarıyoruz. Bu bizim görevimiz. Hepiniz bunu duyacaksınız ama büyük kısmınız gene aldırmayacak ve de ancak cehenneme ulaştığınız zaman aklınız başınıza gelecek. Bu bizi çok üzüyor. Sevgili kardeşlerim, gözümüzün önünde bu ülkedeki insanların 70 milyondan fazlası;
      1. Şu anda bu ilmin sahibi olmadıkları için,
      2. Biz bu ilme sahip olduğumuz ve onlara tebliğ ettiğimiz halde aldırmadıkları için, umurlarında bile olmadığı için,
      3. Üçüncüsü daha da kötü; dîn öğreticileri, bu söylediklerimizi tetkik etmek gereğini bile duymadıkları için Allah'ın lanetini de hakederek cehenneme doğru yol alıyorlar.
    O kadar eminler ki öğrendikleri ilmin onları cennete ulaştıracağından, ellerinde hiçbir delilleri yok oysa. Daha da kötüsü cehenneme girerlerse, bir süre sonra, cehennemde leblebi gibi kavrulduktan sonra cennete gireceklerini zannediyorlar...

    ARTIK UYANIN!

    Hâlâ farketmiyor musunuz? Yıllardır sizleri çeşitli platformlardan uyarıyoruz.

    Ey dîn Adamları! Neden hiç biriniz kurtulacağınıza ve hatta cehennemden cennete geçiş olduğuna dair bir tek Kur'ân âyeti dahi bilmediğinizi göremiyorsunuz? Şeytana hizmet ettiğinizi sizler idrak ettiğiniz güne kadar daha kaç milyon insanın ölerek cehenneme gitmesine seyirci kalacaksınız? İçinizdeki bitip tükenmek bilmeyen vicdan azabınızın neden olduğunu zannediyorsunuz?

    Sizlere gönderdiğimiz ihtarlarımızın tümünün sadece âyetlere dayalı olmasına rağmen, sizlere 53 Kurân âyeti ile cehennem hayatının ebedî olduğunu defaatle ispatlamamıza rağmen halen televizyonlarda "günahlarımız kadar cehennemde yanıp cennete geçeceğiz" yalanını anlatmaktan, bir hurafeyi yaymaktan ne zaman utanç duyacaksınız? Nasıl bir vebal aldığınızın artık farkına varmalısınız...

    ****

    Ey sevgili halkımız, sevgili kardeşlerimiz! Âyetlerden gafil insanların bir tek Kur’ân âyeti veremeden sizleri kandırmalarına daha ne kadar müsade edeceksiniz, hiç Kur’ân’sız dîn İslâm olur mu? Bir tek Kur'ân âyetini öğrenmeden ve yaşantınızı Kur'ân ile emredilen standartlarda geliştirmeden nasıl olur da aldatıcıların sizi Allah'ın affı ve cennetine alacağı ile kandırmasına göz yumarsınız? Toplumumuzdaki yozlaşmanın Kur’ân’dan kopartılmış bir millete dönüştürülmemizin tabii bir neticesi olduğunu anlayamıyor musunuz?

    35/FÂTIR-5: Yâ eyyuhân nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrannekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrannekum billâhil garûr(garûru).
    Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.

    Kur’ân’daki İslâm’la, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le sahâbenin yaşadığı İslâm %100 birbirini tutuyor. Bütün söylediklerimiz Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le bütün sahâbenin yaşadıklarıdır, daha da ötesi ALLAH’IN KUR’ÂN ÂYETLERİDİR!

    Kur’ân’dan kopan kavramlardan en önemlisi; Allah’a mülâki olmayı, ruhu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemektir.

    Bütün sahâbe Allah’a ulaşmayı dilemişler mi diye sormadan evvel “Farz mıdır?” diye sormamız lâzım. Allah’a mülâki olmayı dilemek farz mıdır? Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
    O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

    Rum-31’deki kesim: “Allah’a mülâki olmayı dile.” Allahû Tealâ buna “Allah’a yönelmek, münîb olmak” diyor. “Allah’a yönel, Allah’a ruhunu hayattayken ulaştırmayı dile ve böylece takva sahibi ol ve namaz kıl.” Ve ikinci faktör geliyor: “Ve böylece müşriklerden olma.”

    Bir kişi Allah’a yönelmezse, Allah’a ulaşmayı dilemezse;
    • O kişi takva sahibi değildir.
    • O kişi şirktedir. Bu şirk, gizli şirktir.
    Bir sonraki âyet-i kerime olan Rum-32’de gizli şirkte olanların özellikleri veriliyor. “(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrılmışlardır. Herbiri kendi elindekiyle ferahlanır.” Bu fırkalara ayrılanlardan sadece bir tek grup kurtulabilecektir: Fırka-ı Naciye. Onlar Allah’a mülâki olmayı dileyenlerdir.

    Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e olay soruluyor:
      - Ey Allah’ın Resûl’ü, kaç fırka olacak?
      - 73, diyor.
      - Peki, kurtuluşa ulaşan gerçekten bir tek fırka mı olacak?
      - Evet, bir tek fırka...
      - Onun adı ne ey Allah’ın Resûl’ü?
      - Onun adı Fırka-ı Naciye: Kurtuluş fırkası, kurtulanlar fırkası.
    Şimdi yapılan araştırmalara göre 72 tane fırka, 72 tane ayrı inanç çeşidi tespit edilebildi. Bu 72 tanenin herbirinin içinde Allah’a mülâki olmayı dileyen insanlar, 73. fırkayı oluşturuyor. Kurtulanlar fırkası, yani gerçek mü'minlerden oluşan tek bir fırka...

    34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne).
    Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

    Başta Allahû Tealâ’nın Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için Yunus-7 ve 8’e göre söylediği iki şey neydi?

    1. “Allah’a mülâki olmayı dilemeyenler Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.”
    2. “Gidecekleri yer cehennemdir.”


    Sonra Rum-31 ve 32’e göre 3 ve 4’üncü özelliklerini söylüyoruz:

    3. “Onlar takva sahibi değillerdir.”
    4. “Onlar şirktedirler.”


    Biz hepimiz Allah’a mülâki olmayı diledik. Siz de dilediniz mi? Dilemediyseniz, bu âyet gereğince şirkte olduğunuzu kabul etmek mecburiyetindesiniz. Bu âyet gereğince, takva sahibi olmadığınızı kabul etmek ve konunun önemini idrak etmek mecburiyetindesiniz.

    Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişi ile ilgili 5 ve 6. faktörlerle devam ediyoruz. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
    Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).

    “Kim Allah’a mülâki olmayı (ruhunu hayattayken Allah’a ilka etmeyi, ulaştırmayı) inkâr ederse, onlar hidayette değildirler ve onlar hüsrandadırlar.”

    5. Onlar hüsrandadır.
    6. Onlar hidayette değildir.


    Hüsranda olmaları sebebiyle gidecekleri yer gene cehennemdir. Allahû Tealâ diyor ki:

    23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
    O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

    “Kıyâmet günü mizanlar kurulur. O gün kimin günahları sevaplarından hafifse (veya başka bir ifade kullanalım, sevapları günahlarından fazlaysa) onlar felâha erenlerdir.”

    Biliyorsunuz ki felâha ermek, cennet saadetine ulaşmak demektir. Felâha erenlerin hepsi cennete ulaşacak olanlar demektir. Kimin sevapları, günahlarından fazlaysa onların gidecekleri yer, Allah’ın cennetidir. Allahû Tealâ bir sonraki âyet-i kerimede diyor ki:

    23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
    Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

    “Kimin de günahları sevaplarından fazlaysa, onlar hüsranda olanlardır. Ebediyyen kalmak üzere onların gidecekleri yer cehennemdir.”

    Bir evvelki söylediğimiz âyet-i kerimede (Yunus-45) bu insanların hüsranda oldukları kesindir. Allah’a mülâki olmayı inkâr edenler ki; onların Allah’a ulaşmayı, Allah’a mülâki olmayı dilemeleri hiçbir zaman mümkün değildir, dilemeyeceklerdir; dilemedikleri için de mutlak olarak onlar hüsranda olacaklardır. Gidecekleri yer cehennem olacaktır. Orada ebediyyen kalacaklardır. Hem hüsrandadırlar hem de hidayette değillerdir. (5 ve 6. faktör)

    Bu insanlar hidayette değillerse o zaman dalâlettedirler tabiî (7. faktör). Peki, Allah’a mülâki olmayı dilemeyenlerin dalâlette olduklarına dair de âyet-i kerime var mı? Elbette var. Rad Suresi 27. âyet-i kerime:

    13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
    Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

    7. Onlar dalâlettedir.

    Kur’ân diyor ki: “Başlangıçta herkes dalâlettedir.” Peygamberler için dahi: “Seni dalâlette bulup da hidayete erdirmedik mi?” diyor Allahû Tealâ.

    93/DUHÂ-7: Ve vecedeke dâllen fe hedâ.
    Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.

    Allahû Tealâ: “Herkes dalâlettedir ve o dalâlette olanları bırakır ama o dalâlette olanlardan her kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onları Kendisine ulaştırır (hidayete erdirir).” diyor. Açık ve kesin. “O dalâlette olanlardan kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, onları Kendisine ulaştırır.” diyor.

    İşte şimdi sual sormak zamanı. Acaba Allah’a mülâki olmayı dilemek, Allahû Tealâ tarafından üzerimize farz kılınmış mı? Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
    Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

    Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu: Üzerinize azap gelmeden önce Allah’a mülâki olmayı dileyin, Allah’a yönelin. Ve Allah’a teslim olun. Ayrıca ruhunuzu da Allah’a teslim edin.”

    Yönelmenin üzerimize farz kılındığı bir başka âyet-i kerimede Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ ma’rûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyye, summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
    Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

    Vettebi’ sebîle men enâbe ileyyye: Kim Bana yönelmişse (kim Bana ulaşmayı dilemişse) sen de onun yoluna tâbî ol. (Sen de Bana ulaşmayı dile, Bana yönel.)”

    Allah’a yönelmek, üzerimize Allahû Tealâ tarafından farz kılınmıştır. Peki, bütün sahâbe bu emri yerine getirmiş midir? Başta Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve bütün sahâbe bu emri yerine getirmişler ve Allah’a yönelmişlerdir. İşte Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesi:

    39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
    Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

    Allahû Tealâ sahâbeden bahsediyor. Diyor ki: “Onlar, şeytana kul iken Allah’a yöneldiler, Allah’a ulaşmayı dilediler. Onlara müjdeler vardır. Kullarımı müjdele!”

    Bütün sahâbe şeytanın kulu iken (insan ve cin şeytanların, tagutun kulu iken) Allah’a yönelmişler ve şeytanın kulu olmaktan kurtulmuşlar, Allah’ın kulu olmuşlardır. Bu âyet-i kerime aynı zamanda, Allah’a mülâki olmayı dilemeyen bir insanın, şeytanın kulu olduğunu da kesinleştiriyor. (8. faktör)

    8. Onlar şeytanın kuludur.

    Eğer bir insan Allah’a ulaşmayı dilerse, dilediği an sahâbe gibi Allah’ın kulu olur. Dilemezse, dilemediği sürece şeytanın kulu olarak kalır. Yalnız şeytanın kulu olarak kalmaz, tagutun dostu olarak da kalır. (9. faktör) Üstelik de Allah’ın dostları mü’mindir, şeytanın dostları taguttur. Şeytanın dostları, tagutun dostları kâfirdir. İşte Bakara Suresinin 257. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

    “Allah âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyen mü’minlerin) dostudur. Onları zulmetten nura çıkarır.”

    Allahû Tealâ ne yapıyor? Onların nefslerinin kalbini, kapkaranlık olan kalpten aydınlık bir hale getiriyor. Nefs tezkiyesi yoluyla, nefslerinin kalbinde en az %51’e kadar nur birikimini Allah sağlıyor. Ruhlarını da Allah’a ulaştırmalarını gene Allah garanti ediyor. “Allah âmenû olanların (Allah’a mülâki olmayı dileyenlerin) dostudur. Onları zulmetten nura çıkarır.” Demek ki Allah onların dostudur ve âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyen mü’minlerdir.

    Şimdi kâfirlere geliyoruz. Âyet-i kerimenin devamında Allahû Tealâ diyor ki: “Kâfirlere gelince. Onlar da tagutun dostlarıdır ve tagut tarafından nurdan zulmete götürülürler.”

    9. Onlar şeytanın dostudur.
    10. Onlar kâfirdir.


    Öyleyse Allahû Tealâ’nın dizaynı o dizayn ki; Allah’a mülâki olmayı dilemeyenler tagutun (insan ve cin şeytanların) kuludur. Bu âyet-i kerimede de Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin hem kâfir oldukları hem de şeytanın (tagutun) dostu oldukları ifade ediliyor. Bu sebeple bütün sahâbe Allah’a mülâki olmayı dilemişlerdir.

    ALLAH'A MÜLÂKİ OLMAYI DİLEMEK BİR İNSANI FELÂHA (KURTULUŞA) GÖTÜRECEK EN TEMEL FARZDIR!

    Ne gördük? Allah’a mülâki olmayı dilemek üzerimize farzdır. Ne gördük? Bütün sahâbe Allah’a mülâki olmayı dilemişler ve taguta kul olmaktan kendilerini kurtarmışlardır.

    Peki, siz diliyor musunuz? Allah’a mülâki olmayı, ruhunuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilediniz mi, diliyor musunuz, dileyecek misiniz? Hepinizin Allah’ın hakikatlerini öğrenmeniz için buradayız.

    Şeytan bütün gücüyle son direnişini gösteriyor. Ne kadar direnirse dirensin, bütün dünyaya hidayet mutlaka yayılacaktır. Bütün dünyada hidayet öğrenilecektir. Şeytanın bütün oyunları, tuzakları yerle bir edilecektir. Son kozlarını kullanıyor iblis. Ama o Allah’ın dostlarına bir şey yapamaz. İşte Sebe Suresinin 20. âyet-i kerimesi:

    34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne).
    Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

    Allahû Tealâ buyuruyor: “Şeytan kıyâmet günü, insanlara olan vaadini yerine getirdi. Mü’minleri oluşturan bir fırka hariç, geri kalan herkes şeytana kul oldular.”

    Gördük ki şeytana kul olanlar Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdi. Aynı zamanda mü’minleri oluşturan o tek fırkanın dışındaki bütün fırkalar şeytana kul olanlar ve cehenneme gidecek olanlardı. Burada Allahû Tealâ bir defa daha söylüyor. Şeytana kul olanlar, onların gidecekleri yer cehennemdir. Allah’a kul olanlar, onlar mü’minlerdir.

    İki âyet-i kerime, hem Bakara Suresinin 257. âyet-i kerimesi hem de Sebe Suresinin 20. âyet-i kerimesi; sadece Allah’a mülâki olmayı dileyenlerin mü’min olduklarını, geri kalanların Allah’ın katında, cennete girebilecek evsafta bir mü’min olmadıklarını ifade ediyor. (11. faktör)

    11. Onlar mü’min değillerdir.

    Mü’min, inanan demektir. Îmân kelimesinin sahibi olan kişi demektir. İnancın sahibi olan kişi mü’mindir, inanandır. Ama inananlardan bir kısmı cennete giremez. Allah’a salt inanmak, ne yazık ki milyonlarca İslâm âlemindeki insanı aldatmıştır. Dîn âlimleri “Kim Allah’a inanırsa o mü’mindir. (Lügat mânâsı itibariyle gerçekten de mü’mindir.) Mü’minler cehenneme girse bile, bir süre hafif tertip leblebi gibi kavrulduktan sonra mutlaka cennete gireceklerdir.” diye düşünüyorlar. Cehenneme cezalanmak üzere giren hiç kimse oradan ayrılıp da Allah’ın cennetine giremez. Bu bir hurafedir. Bir çok raporumuzda verdiğimiz tam 53 âyet-i kerimeye göre cehennem hayatı cehennemi hak edenler için ebedîdir. Kur'ân-ı Kerim'de cehennemden cennete geçişin olduğuna dair bir tek âyet dahi olmamasına rağmen, "ateş bize sayılı günler dokunacak" diyenler Bakara-80'e göre Kur'ân'a değil, el yazması hurafelere (emaniyye) tabi olan kimselerdir.

    2/BAKARA-80: Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
    Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

    Bu devir hidayet çağıdır. Hidayeti herkes öğrenecek. Kur’ân-ı Kerim’de tahkik ettikleri zaman, bütün söylediklerimizin doğru olduğunu gördükleri zaman, bütün söylediklerimizin Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbenin yaşadığı hayatın bir parçası olduğunu gördükleri zaman öğrenecekler. Sadece onların, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbenin yaşadıkları hayatı söylüyoruz. Biz o hayatı yaşıyoruz. Ve sadece o hayatı yaşayanlar yani Kur’ân hükümlerine uygun hareket edenler kendilerini kurtarabilirler.

    İşte 14 asır evvel onlar Kur’ân’a tâbî oldular. 14 asır sonra bugün İslâm âlemi, Kur’ân’ı terk etmiş durumdadırlar. Daha 1. farzdayız. Allah’a mülâki olmayı dilememek, bu konunun sadece başlangıcını ifade eder.

    Bir insan Allah’a mülâki olmayı dilemezse ne olur? Onun amelleri boşa gider.(12. faktör) Dilerse ne olur? Dilerse, günahları örtülür. Gelin beraberce 2 âyete bakalım. Birisi Kehf Suresinin 103, 104, 105. âyetleri:
    18/KEHF-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
    De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

    18/KEHF-104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
    Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

    18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
    İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

    Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar ki en güzelini yaptıklarını zannediyorlardı. Size amellerinizi hasara düşürecek olan hususları söyleyeyim mi? Onlar ki Allah’a mülâki olmayı, ruhu Allah’a ulaştırmayı inkâr ederler. (İnkâr ettiklerine göre, dilemeleri tabiatıyla mümkün değildir yani dilemezler.) Allah onların amellerini boşa çıkarır. Onların amelleri heba olur.”

    12. Onların amelleri heba olur.

    Amelleri boşa gidenler, kendi amelleri boşa gidenlerdir. Başkalarının kendisine yaptığı kötülük dolayısıyla derecat kazançları varsa o derecat amel defterlerinde kalır. Ama o rakamlı kitap, o hayat filmi kıyâmet gününe kadar saklanır. O gün kendi hayat filmi herkese mutlak olarak gösterilir.

    Sevgili kardeşlerim, böyle bir durumdaki kişiyi düşünün. Allah’a mülâki olmayı dilemiyor, öyle bir talebi yok. O kişinin bütün amelleri boşa gider. Amelleri hasara uğrar. Başkaları ona bir kötülük yapmışsa o sebeple kazandığı dereceler kalır geriye ki; o yok sayılabilecek kadar az bir müessesedir. O kişinin cehennemden kurtulması mümkün değildir.

    Hep hurafeler dînimizi istila etmiş ve insanlar bir rehavet içerisindeler. “Biz Allah’a inanıyoruz. Evet, günahlarımız var, tamam. Ama günahlarımız sebebiyle birazcık cehenneme gireriz. Allahû Tealâ bizi biraz orada kavurur. Ondan sonra cennete gireriz.” Giremezsiniz sevgili kardeşlerim. Tam 53 tane âyet-i kerime, cehenneme cezalanmak üzere giren, cehennemde cezalanacak olan bir kişinin bu girişten sonra bir daha cehennemden çıkmasının mümkün olmadığını söylüyor. Yetmez. Cehennemde bir süre kalıp da oradan çıkılabileceğini söyleyen hiçbir âyet-i kerime Kur’ân-ı Kerim’de mevcut değildir.

    Şunu gördük ki; eğer bir insan Allah’a mülâki olmayı dilemezse, onun bütün amelleri boşa gider. Şimdi burada düşünün. İki tane ekstrem misal verelim. Bir adam düşünün. Hayatı boyunca bir sürü yanlışlıklar yapmış. Mutlaka cehenneme gidecek. Ama bir gün demişler ki: “Ya, sen Allah’a ulaşmayı dile. Eğer dilersen Allahû Tealâ bütün günahlarını örter.” O da demiş ki: “Olur mu böyle şey ya? Ben ömrüm boyunca tonla günah işledim.” Ama bu bir gerçek sevgili kardeşlerim.

    İşte bu konuyla o konuyu birleştirmek üzere bir âyet-i kerimeye daha bakacağız beraberce. Enfâl Suresinin 29. âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ orada diyor ki:

    8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
    Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

    “Ey âmenû olanlar (Allah'a inanlar)! Takva sahibi olun. Allah’a ulaşmayı dileyin ki Allah sizin günahlarınızı örtsün.”

    Ne demek istiyor Allahû Tealâ? Allahû Tealâ o kişinin günahlarını örtüyor. Allahû Tealâ’nın dizaynı bu dizayndır. Allahû Tealâ o kişinin günahlarını örtüyor. Ne olur? O kişinin Allahû Tealâ günahlarını örttüğü zaman, geriye sadece sevapları kalır. O zaman kişinin gideceği yer mutlak olarak Allahû Tealâ’nın cennetidir.

    23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
    O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

    Peki diğeri, Allah'a mülâki olmayı dilemeyen adam birçok sevap işlemiş olsun yani ameli olsun. Diyelim ki bu adam 80 yaşında. 65 yıl İslâm’ın 5 şartını yaşamış. Birçok derecat kazanmış ve o kazandığı dereceler itibariyle gideceği yer cehennem. Böyle bir dizaynda, düşünün; 80 yaşında ölen bir kişi 65 yıl ibadet etmiş. Dereceleri kazanmış, kazanmış, kazanmış... Ama amelleri boşa gidiyor. Amelleri boşa gidiyorsa, geriye sadece başkalarının kendisine yaptığı kötülük sebebiyle kazandığı dereceler kalır. Böylece o insanlar için sonuç hüsrandır, gidecekleri yer cehennemdir. 65 yıllık ibadet ona bir şey kazandıramaz. Bütün amelleri boşa gider.

    23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
    Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

    Öbür tarafta Allah'a mülâki olmayı diledi diye bir kişinin günahları örtülür. Onun da gideceği yer, günahları örtülüyorsa mutlak olarak cennettir. Âyetler açık ve kesin olarak bunları söylüyor.

    Daha sonra da o örtülen günahlar bir de sevaba çevriliyor. Furkan Suresinin 70. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, mürşidine ulaşan, önünde diz çöküp tövbe eden, böylece îmânı artan bir mü'min olan ve böylece zikir yaparak nefs tezkiyesi yapan, kalbine Allah'ın rahmeti, fazlı ve salâvâtı ulaşan bir kişinin günahlarının sevaba çevrileceğini söylüyor:

    25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
    Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).

    Allahû Tealâ: “Mürşidine ulaştığı zaman onların günahlarını sevaba çeviririz.” diyor.

    Öyleyse bir sonuca ulaşıyoruz. Allah'a mülâki olmayı dilemeyen bir kişinin amelleri boşa gider. O kişinin gideceği yer mutlaka cehennemdir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin günahları örtülür. 14. basamakta mürşidine ulaştığı zaman bir de sevaba çevrilir. Günahları örtülmesi bir tarafa, bir de sevaba çevrilir.

    Allah'a mülâki olmayı dilemeyen kişi gördük ki; cehennemden kurtulması mümkün olmayan bir insandır. Ve kendisine yazık eder.

    İşte durum budur. İblis bütün insanları bu muhteva içerisinde cehenneme gönderebilmek için, İslâm âlemine Allah'a mülâki olmayı dilemek kavramını bütünüyle unutturmuştur. Ama sahâbenin, üzerlerine farz olduğunu ispat ettiğimiz Allah'a mülâki olmayı dilemeyi gerçekleştirdiklerini ve şeytanın kulu olmaktan kurtulup Allah'ın kulu olduklarını beraberce gördük. Öyleyse Allah'a mülâki olmayı dilemek, unutulan kavramların arasında, belki en büyük öneme haiz olandır.

    Böyle olunca Allahû Tealâ’nın Kur’ân muhtevasında söyledikleri, bu devirde çok büyük bir önem kazanıyor. Çünkü insanları cennete ulaştıracak olan bütün muhteva, iblis tarafından insanlar vasıta olarak kullanılmak kaydıyla yok edilmiştir. İnsanları cehennemden kurtarması mümkün olmayan İslâm’ın 5 şartına dönüştürülmüştür.

    Kur’ân’ın temelinde emirler vardır. Bu emirlerin yerine getirilmesi yani hedeflere ulaşılması söz konusudur. Bir vasıtalar vardır: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek vasıtadır. Bir de hedefler var: Ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah'a teslim etmek. Bu olay 28 basamaklık bir İslâm merdiveninde gerçekleştirilir. Bunun giriş kapısı ise Allah'a mülâki olmayı dilemektir.

    Gördük ki dilemeyen kişi;
      1. Gideceği yer cehennemdir.
      2. Allah'ın âyetlerinden gâfildir.
      3. Takva sahibi değildir.
      4. Şirktedir.
      5. Hüsrandadır.
      6. Hidayette değildir.
      7. Dalâlettedir.
      8. Şeytanın kuludur.
      9. Şeytanın dostudur.
      10. Küfürdedir.
      11. Mü’min değildir.
      12. Amelleri boşa gider.
    Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişi Allah’ın dostu ve kulu değildir. Ayrıca Allah’ a ulaşmayı dileyen kişinin Allah günahlarını örter.

    Öyleyse Allah'a mülâki olmayı dilemek, ruhu Allah'a ulaştırmayı dilemek önemli midir? Ruhu ölmeden Allah'a ulaştırmayı dilemek, Kur'ân-ı Kerim’in en önemli kavramı, olmazsa olmaz şartıdır. Bir insan ne yaparsa yapsın, Allah'a mülâki olmayı dilemiyorsa, cehennemden kurtulması hiçbir şekilde mümkün değildir. Her hâlükârda gideceği yer cehennemdir.

    Ve biz sizlere bir sual sorarak sözümüzü bitirmek istiyoruz. Muhterem dîn camiası, müftüler ve diğer diyanet görevlileri, sizlerin hepinize ihtarlar gönderdik ve Allah'ın hakikatlerini anlattık. Onları hep gizlediniz. Omuzlarınızda şu anda dünyadaki en büyük vebal var. O cehenneme yürüyen 70 milyondan fazla insanın vebali omuzlarınızda...

    Size bir defa daha hatırlatıyoruz. Allah'a mülâki olma kavramı, İslâm’dan kopmuştur. Kur’ân’ın, mutlaka cehenneme götüreceği cihetle en önemli kavramıdır. Ve bir insanın cehennemden kurtulmasını, neredeyse bir hiç kadar bedava bir gayretle Allahû Tealâ sağlıyor. Allah, Allah'a mülâki olmayı dileyen o kişiyi Kendisine ulaştıracaktır. İşte Şura Suresinin 13. âyet-i kerimesi:

    42/ŞÛRÂ-13: Şeraa lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
    (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

    “Allah dilediğini Kendisine seçer.” ifadesi aslında herkesi ihtiva etmiyor. Allah dilediği herkesi seçer. Çok küçük bir azınlığı (%10’un daha altında), sadece onları seçmez. Onlar da kendileri Allah'a mülâki olmayı dilemedikleri gibi başka insanları da Allah'a mülâki olmayı dilemekten men edenlerdir. Onları seçmez. Onların dışındakileri yani insanlardan %90’dan fazlasını seçer.

    İşte o seçtiklerinden her kim Allah'a mülâki olmayı dilerse, onları mutlaka hedeflerine ulaştırır. Allah'a mülâki olmayı dileyenler, sadece onlar felâha ererler. Sadece Allah'a mülâki olmayı dileyenler, cennete girebilecek olanlar sadece onlardır. Çünkü Allah onları Kendisine ulaştırıyor. Söz vermiş: “Bana ulaşmayı dileyin. Ben sizi Kendime ulaştıracağım.” diyor. Bu Allah’ın sözüdür. (Şûrâ-13)

    ... Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb: Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”

  • 1. CENNET: Allah’a ulaşmayı dilediği anda kişi cehennemden kurtulur, 1. kat cennetin sahibi olur.
  • 2. CENNET: Mürşidine ulaşıp 14. basamakta tâbî olduğu zaman 2. kat cennetin sahibidir.
  • 3. CENNET: Allahû Tealâ mutlaka onun ruhunu Kendisine ulaştırır. 3. kat cenneti kişiye nasip kılar.

    Bu arada nefsinin kalbindeki afetlerin yarıdan fazlası yok olduğu için o kişi dünya mutluluğunun da yarısını yaşar. Ve bu o kişi için hem cennetin 3. katını hem de dünya saadetinin yarısından fazlasını, %51’ini mutlaka kazanmayı ifade eder. Zaten o kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an, cehennemden kurtulmuştur.

  • Ne yapmıştır kişi? Allah’a ulaşmayı dilemiştir.
  • Allah ne yapmıştır? Allah onu Kendisine ulaştırmıştır.

    Bu kadar önemli bir kavramı, İslâm âleminin bütünüyle unutması ve bugün söylediklerimizi hiç kimsenin hatırlamaması, böyle bir şeyi bizim dînimizde yok zannetmeleri, ancak Kur’ân âyetlerini gördükleri zaman gözlerinin böyle fal taşı gibi açılması söz konusu. Bu, son derece önemli bir konu sevgili kardeşlerim. Son derece önemli bir konu! Ve de eğer bunu sizlere anlatamazsak, bu bizim için omuzlarımızdaki en büyük vebal olur.

    Allah hepinizden razı olsun.

    ****

    30/RÛM-8 ÂYETİNDE HİDAYET NASIL GİZLENMİŞTİR?


  • Ahmet Tekin: "İnsanların bir çoğu Rablerinin huzurunda hesaba çekilmeyi, mükâfat ve cezayı gerçekten inkâr etmektedirler."
  • Muhammed Esed: Fakat, çoğu kimse, sonunda Rablerine kavuşacaklarını hala inatla reddeder!
  • Suat Yıldırım: "Ama insanların birçoğu, Rab’lerinin huzuruna çıkacaklarını inkâr ediyorlar."
  • Şaban Piriş: İnsanların çoğu, Rabb’lerinin huzuruna çıkacaklarını inkar ederler.

    Ey Azîz Hocalarımız, "sonunda", "Rabb'lerinin huzuruna" kelimelerini nereden bulduğunuzu bizlerle paylaşırsanız çok seviniriz. Biz tüm kelimeleri tek tek inceledik ama bizler Rûm Suresinin 8. âyetinin "ölümden sonraki" bir zamanı işaret ettiğine dair bir tek kelime dahi bulamadık!

    Sayın Yaşar Nuri Hocamız da "Kendi benliklerinin içinde olup bitenleri de mi düşünmediler!" şeklinde bir ifade kullanmış. Sayın hocamız bununla ne demek istedi Allah bilir... Bizler ne bu kelimeleri nereden bulduğunu ne de yazdıklarının ne anlama geldiğini anlayamadık...

    Abdulbaki Gölpınarlı, Ahmed Hulusi, Bekir Sadak, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Gültekin Onan Hocalarımız ise "Allah'a mülâki olmayı" gelecek zamana ait tercüme etmiş ve Allah'a ulaşmayı dilemenin farz olduğuna meâllerinde yer vermemişlerdir.

    ****

    Sevgili Kardeşlerimiz,

    Artık uyanmalı ve bizlere Kur'ân'sız bir dîn tatbikatı öğrettiklerinin farkına varmalısınız. Ülkemiz maalesef Kur'ân cahili dîn simsarlarının cirit attığı ve her gün Kur'ân'a aykırı yeni bir hurafenin peydahlandığı ve şeytanın hizmetkârlarının dîn adamı olarak lânse edildiği bir ülkeye dönüştürülmüştür. Ülkemiz Kur'ân'daki İslâm'ı bilmeyen dîn öğreticilerinin el yazmalarından öğrendikleri hurafeleri sizlere İslâm'mış gibi dayattıkları hazin bir dönemden geçmektedir.

    Allah'a mülâki olmayı (kavuşmayı) dilemek üzerimize farzdır!
    Allah'a ulaşmak, yani yaşarken ruhumuzun Allah'a ulaşması hidayettir.


    Nitekim Ankebût Suresinin 5. âyet-i kerimesinde Rabbimiz tüm insanların -eğer Allah'a ulaşmayı dilerlerse- Allah'a mülâki olacakları günün herkes için farklı olarak tayin edildiğini kesin olarak açıklamıştır.

    29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
    Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

    "Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât: Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir."

    Âyetteki ifadeden açıkça görüleceği üzere tüm insanların ruhlarının Allah'a ulaşma vakitleri ayrı ayrıdır, tayin edilen bu süre kişinin Allah'a ulaşmayı dilediği ana bağlıdır. Yani bizim sevgili dîn adamlarımızın söylediği gibi Allah'a mülâki olmak kıyâmet günü Allah'ın huzurunda tüm insanların aynı anda toplanması değildir.

    Allah'a ulaşmayı dilersek ne olur?

    Bir insan "Ey yüce Allah'ım ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır." şeklinde kalbî bir taleple Allah'a dua ederse;
    1. O anda dalâletten ve cehennem ehli olmaktan kurtulur.
    2. O anda hidayete adım atar ve cenneti haketmiştir.
    3. Eğer 7-8 aylık bir ömrü var ise Allahû Tealâ muhakkak o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracak ve o kişi böylece ermiş evliya olacaktır.
    Bunları biz mi diyoruz? Hayır Rabbimiz diyor.

    13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
    Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

    "Ben onları Kendime ulaştırırım!" Rabbimiz bir söz verdi ise asla tutmaması mümkün değildir, bize düşen sadece "Ey yüce Allah'ım, ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır, benim de ermiş bir evliyan olmamı bana nasip et. Amin." şeklinde bir duadır.

    Eğer "Allah'a ulaşma dileğini" yapmazsak ne olur?

    10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
    Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

    10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
    İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

    O halde;

    "Ey yüce Allah'ım benim de ruhumu Sana ulaştır, ne olur!" diye dua etmek için ne bekliyoruz ki...

    ****

    DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER
    Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lâfzının tam manâsının tercümeler ile verilemiyeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.


    Adem Uğur: Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını hiç düşünmediler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr etmektedirler.

    Ahmet Varol: Kendi nefisleri üzerinde düşünmediler mi? Allah gökleri, yeri ve bunların arasındakileri ancak hak üzere ve belirlenmiş bir süre ile yaratmıştır. Gerçekten insanların çoğu Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler.

    Ali Bulaç: Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar.

    Ali Fikri Yavuz: Onlar, kendi aralarında düşünmediler mi ki, Allah göklerle yeri ve aralarındakileri, ancak hakkı yerleştirmek için ve muayyen bir vakit için yarattı, (bu vakit son bulunca, o varlıklar da yok olacaktır). Bununla beraber, gerçekten insanların çoğu Rablerine kavuşmayı inkâr ederler.

    Celal Yıldırım: Kendi kendilerine düşünmediler mi ki, Allah gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hakk ile ve (kendi katında) belirlenmiş bir süreye kadar (takdîr edip) yaratmıştır. (Ne yazık ki) insanların çoğu Rablarına kavuşmayı inkâr ederler.

    Diyanet Vakfi: Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını hiç düşünmediler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr etmektedirler.

    Edip Yüksel: Kendi kendilerine hiç düşünmediler mi ki ALLAH gökleri, yeri ve aralarındakileri bir amaç için ve belli bir süre için yaratmıştır. Buna rağmen, insanların çoğunluğu Rab'leriyle karşılaşmayı inkar etmektedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır: Nefislerinde bir düşünmediler de mi? Allah o Gökleri ve Yeri ve ikisinin arasındakileri başka değil, ancak hak sebeb ve müsemmâ bir ecel ile halk buyurmuştur, bununla beraber doğrusu insanlardan bir çoğu rablarının likasına kâfirdirler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş): Vicdanlarında bir düşünmediler mi? Allah gökleri ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri gerçeğe uygun ve belirli bir süre için yaratmıştır. Bununla beraber insanlardan bir çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ederler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

    Fizilal-il Kuran: Kendi kendilerine hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile, belirlenmiş bir süre ile yaratmıştır. İnsanların çoğu, Rabb'lerine kavuşmayı inkâr ederler.

    Hasan Basri Çantay: Nefisleri hakkında (olsun) iyiden iyi düşünmediler mi? Allah o gökleri, o yeri ve ikisinin arasında bulunan şeyleri hakk (ın ikaamesine) ve muayyen bir va'de (nin inkızaasına) sebeb olmakdan başka (bir hikmetle) yaratmamışdır. Hakıykat, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı cidden inkâr edicilerdir.

    Hayrat Neşriyat: (Onlar) Allah’ın, gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, ancak hak ile (yerli yerinde) ve belirli bir ecel ile yarattığını, kendi nefislerinde hiç düşünmediler mi? Şübhesiz ki insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr eden kimselerdir.

    İbni Kesir: Kendi nefisleri hakkında düşünmezler mi? Ki Allah gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak ile ve belirli bir süre için yaratmıştır. Doğrusu insanların çoğu Rabblarına kavuşmayı inkar ederler.

    İmam İskender Ali Mihr: Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.

    Ömer Nasuhi Bilmen: Nefisleri hakkında tefekkürde bulunmadılar mı? Allah gökleri ve yeri ve bunların aralarındakilerini yaratmadı, ancak hak ile ve muayyen bir vakit için yaratmıştır. Ve şüphe yok ki, insanlardan birçokları Rablerine kavuşmayı elbette münkirdirler.

    Ömer Öngüt: Onlar kendi içlerinde hiç düşünmediler mi? Allah gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak ile ve belirli bir süre için yaratmıştır. Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

    Süleyman Ateş: Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki Allâh, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak olarak ve belirtilmiş bir süre ile yaratmıştır? İnsanlardan çoğu, Rabblerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

    Tefhim-ul Kuran: Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

    Ümit Şimşek: Onlar kendi üzerlerinde hiç düşünmediler mi? Allah gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirlenmiş bir ecel ile yaratmıştır. Fakat insanların birçoğu Rablerine kavuşmayı inkâr ediyor.

    ****

    30/RÛM-8 İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU SONUÇLARI


    Bu âyette hidayetin gizlendiği meâller: Ahmet Tekin, Muhammed Esed, Şaban Piriş, Suat Yıldırım (TOPLAM: 4 kişi)

    Bu âyette temel kavramların gizlendiği meâller: Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 1 kişi)

    Bu âyette hatalı/eksik meâller: Abdulbaki Gölpınarlı, Ahmed Hulusi, Bekir Sadak, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Gültekin Onan (TOPLAM: 6 kişi)

    Bu âyet için doğru meâller: Adem Uğur, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Ali Fikri Yavuz, Celal Yıldırım, Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, İmam İskender Ali Mihr, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Süleyman Ateş, Tefhim-ul Kuran, Ümit Şimşek (TOPLAM: 20 kişi)

    ****

    UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.
    KuranMeali.org, 12 Ağustos 2011 Cuma

    Benzer konular

    Değerlendirmeler

    Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
    Görüşünü paylaş
    Tartışma başlat

    Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

    Benzer konular

  • Üye Girişi
    e-posta
    Parola
    Beni hatırla