BAKARA Suresi 80. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 21)

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Hidayeti Gizleyenler Raporları » BAKARA Suresi 80. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 21)
share on facebook  tweet  share on google  print  

BAKARA Suresi 80. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 21)

Hidayeti Gizleyenler Raporları

KuranMeali.org
11.07.2015 00:00

BAKARA Suresi 80. âyetinde hidayet nasıl gizlenmiştir?

Bakara Suresinin 80. âyet-i kerimesi, din adamlarının öğrettiği hurafelerden farklı olarak, Kur'ân'a göre cehennem hayatının ebedi olduğu kesin olarak ortaya koyan 53 âyetten biridir.

Kur'ân'ın hiç bir âyetinde "günahları kadar cehennemde yanıp, cennete gidileceğine" dair hiç bir işaret olmamasına rağmen, elleriyle yazdıkları meâllerinde veya dînî içerikli kitaplarında veya katıldıkları Tv programlarında cehennemden cennete geçiş hurafesi yayan dîn adamlarına, Allahû Tealâ bir evvelki âyette (Bakara-79) açık bir şekilde “Onlara yazıklar olsun!” demektedir.

2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

Bu âyette hidayetin nasıl gizlendiği konusuna gelince, "benî isrâile: İsrailoğulları" kelimesi ne bu âyette ne bir evvelki âyette ne de ondan evvelki âyette yer almamaktadır. Sureye adını veren Bakara (İnek) olayı surenin 40-74. âyetler arasında anlatılmış ve konu tamamlanmıştır.

Buna rağmen Sayın Hocalarımız Adem Uğur, Ahmet Tekin, Ali Fikri Yavuz, Bayraktar Bayraklı, Cemal Külünkoğlu ve Diyanet Vakfı, Allah'ın âyetinde olmayan bir kelimeyi parantez kullanma gereği duymadan meâline ekleyerek Allah'ın âyetinin anlamını meallerinde değiştirmişler ve Allahû Tealâ'nın insanlara açıkladığı, şeytanın en büyük tuzaklarından biri olan "cehennemden cennete geçiş" inancının hurafe olduğuna dair bu çok önemli uyarıyı meâllerinde es geçmişlerdir.

UYARI: “Ateş bize sayılı gün dokunacak!” diyenler sadece Yahudiler değildir, bugünkü dîn adamlarımızın neredeyse tamamı şeytanın bu tuzağına düşmüşlerdir ve Tv'lerde halkımıza bu hurafeyi yaymaktadırlar!

Her insan kendi idrâki doğrultusunda dînî yaşar, âyetlerin anlamı hakkında tefekkür eder. Ancak konu meâl hazırlamak olduğunda âyetin aslında olmayan bir kelimeyi direkt meâlinize ekleyemezsiniz.

Zira bu âyette dikkat ediniz ki, Sayın Hocalarımız Ahmet Varol ve Celal Yıldırım da bu âyetin Yahudiler için olduğu düşüncesine sahiptirler, ancak "İsrailoğulları (benî isrâile)" kelimesi âyetin aslında yer almadığı için ekledikleri kelimenin kendi düşüncelerinden olduğunu ifade etmek üzere parantez açarak kelimeyi eklemişlerdir.

SONUÇ

Sevgili Kardeşlerim,

Bakara-80, açık hükümlü bir âyettir.

2/BAKARA-80: Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdete: Ateş bize ancak sayılı günler dokunacak.

Diyenlere söyleyin (sorun bakalım):

ettehaztum indallâhi ahden: Allah'ın katından bir söz/ahd edindiniz mi?

Allah'ın katından söz almamış olanlar için akibet Bakara-81'de açıklanıyor.

2/BAKARA-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.

fe ulâike ashâbun nâri, hum fîhâ hâlidûne: Artık onlar ateş halkıdır ve orada devamlı kalacaklardır.

Sevgili dîn adamlarımız,

Sizce de artık başınızı iki elinizin arasına alıp; "Biz ne yapıyoruz, insanları nereye sürüklüyoruz?" diye düşünüp de tövbe etmenizin ve insanlara gerçekleri açıklamanızın zamanı gelmedi mi?

2/BAKARA-80 ÂYETİ İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU

2/BAKARA-80: Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).



****

HİDAYETİN GİZLENDİĞİ MEÂLLER
Yukarıdaki başlık Bakara Suresinin 159. âyetinde "hidayeti gizleyenler" ifadesinden esinlenerek verilmiştir. Hidayetin, insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaştırılması olduğu (1. teslim) ve diğer teslimlerin (toplam 4 teslim) gizlenmesi, İblisin bugün ülkemizi de içine alan İslâm Coğrafyasındaki en büyük tuzağıdır. Hidayetin gizlenmesi; tüm insanlığı ebedî cehennem hayatına sürüklediği için Allah'a îmân eden herkesin, yegâne kurtuluş kapısı olan hidayeti muhakkak öğrenmeleri ve dilemeleri gerekmektedir. Bu yazı dizimizde bu paragrafta gördüğünüz tüm ifadeler birer birer âyetlerle ispat edilecektir.


Adem Uğur: İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki (onlara): Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

Ahmet Tekin: Bir de İsrâiloğulları:
'Sayılı birkaç günün dışında bize asla Cehennem ateşi dokunmayacaktır' dediler. Sen de:
'Siz Allah’tan bir taahhüt, bir söz mü aldınız? Eğer böyleyse, Allah asla sözünden dönmez. Yoksa Allah adına bilmeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?' de.

Ali Fikri Yavuz: O yahûdiler: “-Bize sayılı bir kaç günden başka asla cehennem ateşi dokunmaz.” dediler. Ey Habibim, onlara de ki, size o müddetten daha ziyade azab edilmiyeceğine dair Allah’dan bir vaad mı aldınız? Böyle ise, Allah ahd ve vaadinden asla caymaz. Yoksa Allah’a karşı bilemiyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

Bayraktar Bayraklı: İsrâiloğulları, “Ateş bize birkaç günden fazla dokunmaz” derler. Onlara de ki: “Allah'tan bir söz mü aldınız; çünkü Allah asla sözünden caymaz; yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?”

Cemal Külünkoğlu: İsrailoğulları: “Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır” dediler. Ey Habibim, onlara de ki: “Allah'tan bir söz mü aldınız? Aldıysanız ne âlâ, Allah vadinden asla caymaz.” Yoksa bilmediğiniz şeyleri mi Allah adına söylüyorsunuz?

Diyanet Vakfi: İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki (onlara): Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

****

ÂYETİN ANLAMININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ DİĞER BAZI MEÂL HATALARI
Bu kategorideki Meâl hataları hatanın türüne göre bazen çok önemli olabilmekle beraber, bazen de asıl olan anlatımın içerisinde yanlış anlaşılmalara yol açan hatalardır. Bu kategoriye dahil edilmiş tüm hatalarda; hatanın derecesini anlayabilmek adına muhakkak "analiz" bölümündeki ilgili bölümü okuyunuz.


Gültekin Onan: "Sayılı birkaç gün dışında ateş bize değmeyecek" dediler. De ki: "Tanrı'dan böyle bir söz mü (ahid) aldınız -ki Tanrı sözünden (ahid) dönmez- yoksa Tanrı'ya karşı bilmediğiniz bir şeyi mi / bilmediğinizi mi söylüyorsunuz?"

****

2/BAKARA-80 İÇİN ANALİZ


Bismillâhirrahmânirrahîm

وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

1.ve kâlû: ve dediler
2.len temesse-nâ: bize dokunmaz
3.en nâru: ateş
4.illâ: ancak, sadece, den başka
5.eyyâmen: günler
6.ma'dûdete: ma'dûd, adetli, sayılı
7.kul: de, söyle
8.ettehaztum (e ittehaztum): siz edindiniz mi
9.inde allâhi: Allah'ın katı
10.ahden: bir ahd, kesin söz
11.fe: o zaman
12.len yuhlife: asla değiştirilmez
13.allâhu: Allah
14.ahde-hû: onun ahdi, ahdini
15.em: veya, yoksa
16.tekûlûne: söylüyorsunuz
17.alâllâhi (alâ allâhi): Allah'a
18.mâ lâ ta'lemûne: bilmediğiniz bir şey


****

DÎNDE, ŞEYTANIN TÜYLER ÜRPERTEN HURAFESİ:

Şeytan diyor ki: “Cehenneme girenler cehennemde bir süre kaldıktan sonra, eğer kalplerinde zerre kadar îmân varsa onlar mutlaka cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir.”

Çünkü;
  • Cehennemde günah yanar, kul yanmaz.
  • Cennete kirli gidilmez.
  • Cehennem yoğun bakım ünitesidir.
  • Ateş bize sayılı günler kadar dokunacak.
  • Kalbinde zerre kadar îmân olan herkes cennete girecek.

Peki ya Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’i ne diyor?

Acaba gerçekten de cehennemden çıkış var mıdır? İnsan, yoğun bakım ünitesi olarak adlandırılan cehennem ateşinde, kendisi değil de günahları yandıktan sonra tekrar cennete mi alınacaktır? Ateş bize gerçekten de sayılı günler kadar mı dokunacaktır? Kalbinde zerre kadar îmânı olan herkes cennete girecek midir?

****

Sevgili okurlarımız, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den 14 asır sonra bugün İslâm âlemi, ne yazık ki hazin bir sona doğru sürüklenmektedir. İblis, kıyâmete kadar olan vaadini gerçekleştirerek bütün inananlara, Kur’ân-ı Kerim’i unutturmayı ne yazık ki başarmış, dînimize sonradan soktuğu yüzlerce hurafe sebebiyle insanları bir büyük aldatmacaya kurban etmiştir. Akledip araştırma gereği duymayan milyonlarca insan, bu büyük tuzağın pençesine düşerek akın akın cehenneme yol almaktadır.

İslâm âleminin içine düştüğü bu tüyler ürperten tabloda, hepimizin üzerine düşen vazife, bir an evvel Kur’ân hakikatlerini öğrenmek ve hayatımıza tatbik etmektir. Kaldı ki Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’inde hiçbir suali cevapsız bırakmamış ve kanunlarını net olarak koymuştur. İnsanı eşref-i mahlûkat olarak yaratan Allahû Tealâ’nın yegâne muradı, bu en sevgili mahlûkunun dünya ve ahiret mutluluğudur. Ve bu mutluluğu, insanın Allah’a teslim olmasına, bir diğer ifadeyle Allah’a kul olmasına yani hidayete ermesine bağlamıştır. Fakat ne yazık ki günümüz İslâm tatbikatında Allah’ın temel emri olan hidayet unutulmuş, inananlar, günahları kadar cehennemde yandıktan sonra oradan çıkıp cennete girecekleri yalanıyla aldatılmışlardır.

Bugün milyonlarca insan, bir eliyle cenneti alıp diğer eliyle cenneti satan bir İslâmî öğreti içinde Kur’ân-ı Kerim’den bihaber yaşamaktadır.

İşte bu raporumuzda sizlere, bu korkunç yanlışı ve Allah’ın bu konudaki şaşmaz Kur’ân hakikatini, yine Kur’ân-ı Kerim ışığında açıklamak istiyoruz.

BAKARA-80 AÇIKLAMASI

Raporumuzun konusu olan Bakara Suresinin 80. ayet-i kerimesi, şeytanın; “Ateş bize sayılı günler kadar dokunacak” yalanını şek ve şüphesiz olarak ortadan kaldıran son derece önemli bir hidayet âyetidir. Ve ne hazindir ki dîn öğreticileri, bu âyeti Yahudilere isnad edip, Allah’ın evrensel kanununun bütün zamanları kapsadığı gerçeğini yok saymaktadırlar. Oysaki Allah’ın sözünde hulf yoktur ve Allah asla vaadinden dönmeyecektir.

2/BAKARA-80: Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

Âyet-i kerimeden de açıkça anlaşıldığı üzere “Ateş bize sayılı günler kadar dokunacak” diyenler, Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’inin yerine emaniyyeye tâbî olanlardır ve Bakara Suresinin 78 ve 79. âyet-i kerimelerine göre bu insanlar, Allah’a bilmediği, uydurma bir şeyi söyleyenlerdir.

2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.

2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ hiç kimseye böyle bir ahd vermiş değildir. Tam aksine 53 tane âyet-i kerimede cehenneme cezalandırılmak üzere giren kişinin orada ebediyyen kalacağı açıkça ifade edilmektedir. Ve bunun yanı sıra cehennemden çıkılacağına dair tek bir âyet-i kerime yoktur. Kur’ân-ı Kerim’in kursaklarından geçmediği, ilmi el yazması kitaplardan öğrenen insanlar çeşit çeşit sahte hadislerle şeytanın bu korkunç yalanına bir kılıf uydurmaya çalışmışlardır.

Kur’ân-ı Kerim’e göre cennet, sadece takva sahipleri içindir. Onlar için cehennem sadece bir görüntüdür.

Bir insanın cennete veya cehenneme girmesi, Allah’ın kanunlarıyla hükme bağlanmıştır.

Mu’minûn Suresinin 102. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

Felâha erenlerin de cennete gireceği burada kesinlik kazanmaktadır. Mu’minûn-103’te de Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:

23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

Bu iki âyette iki gurup insandan söz edilmektedir. Mu’minûn-102’de cennete girecek olanların, kazandıkları derecelerin kaybettikleri derecelerden fazla olanlar olduğu ve Mu’minûn-103’te de kaybettikleri derecelerin kazandıkları derecelerden fazla olması halinde o insanların hüsranda olduğu ve hüsranda olanların da ebediyyen cehennemde kalacağı açıklanmaktadır.

Allah’ın cennet ve cehennem ölçüsü budur: Kimin sevap tartıları fazlaysa ebediyyen kalmak üzere cennete, kimin günah tartıları fazlaysa ebediyyen kalmak üzere cehenneme girecektir.

1- KİMLER CEHENNEM EHLİDİR?

Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkesin gideceği yer ebediyyen kalmak üzere cehennemdir.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Allah’a ulaşmayı dilemek, hidayetin temelidir. Bu dilek yoksa hidayet yoktur, hidayet yoksa kişi hayatı boyunca dalâlette kalacak ve dalâlette olması hasebiyle de gideceği yer cehennem olacaktır.

2- KİMLER CENNET EHLİDİR?

Bugünkü öğretide Allah’a inanan insanlar, Allah’a inanıyor diye cennete girebilecek olan bir mü’min olduklarını zannetmektedirler. Oysaki cennete girebilecek olan bir mü’min, sadece Allah’a inanan bir mü’min değildir, hakiki mü’mindir. Hakiki mü’min, Allah’a inanmanın ötesinde Allah’a ulaşmayı dileyen kişidir. Allah’a inanan ve Allah’ın mutlaka Kendisine ulaştırılmasını emretmesi cihetiyle ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyen kişidir. Ve ancak Hakk mü’minler, cennete girecekler ve ebediyen orada kalacaklardır.

Eğer kişi cehennemlikse, bir başka ifadeyle kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden çoksa mutlaka cehennem bekçileri ona kapıyı açacaklardır, kapı biraz yükseltilecektir, o kişi burnu sürtülerek cehenneme girecektir ve orada ebediyyen kalacaktır. Cehennemde bir süre cezasını çektikten sonra hiç kimse cehennemden çıkamaz. Ama şeytan böyle bir korkunç hurafeyi ne yazık ki İslâm âlemine kabul ettirmeyi başarmıştır.

İnsanlar derler ki: “Biz mü’minleriz (Allah'a inanıyoruz), öyleyse cennete gideceğiz. (*)” Bu hurafeyi bir çok dîn adamından duyuyoruz, değil mi?

* İmân tek başına yeterli değil midir?

Bu sorunun yanıtı yine Kur'ân'dadır sevgili kardeşlerimiz. Allahû Tealâ, Secde-29'da -takva sahibi olmayan- bir kişinin imânının, o kişiyi kâfir olmaktan dahi kurtaramadığını buyurmuştur.

32/SECDE-29: Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
De ki: "Fetih günü, kâfir olanlara (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere) îmânları bir fayda vermez ve onlara süre verilmez."

Çünkü Cennet sadece takva sahiplerine yaklaştırılmıştır:

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttakîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.



Kur’ân-ı Kerim’e göre sadece takva sahipleri cennetle müjdelenmiştir, takva sahibi olabilmek için ise sadece Allah'a ulaşmayı dilemek yeterlidir. Kur'ân'a göre sadece Allah’a ulaşmayı dileyen insanların gideceği yer cennettir ve orada ebediyyen kalacaklardır.

Her kim Allah’tan bir kalbî talepte bulunur ve derse ki: “Ey Yüce Allah’ım! Nasıl onca ermiş evliyan varsa, ben de onlar gibi ruhumu Sana ulaştırıp ermiş evliya olmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır. Amin.”

İşte böyle bir kalbî dilek, kişinin kurtuluşunun temelini oluşturur. Ve o kişinin gideceği yer, Allah’ın garantisi sebebiyle Allah’ın cennetidir. Allahû Tealâ, Enfâl-29’da takva sahibi olan kişinin günahlarını örttüğünü müjdelemektedir.

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Takva sahibi olmanın olmazsa olmaz şartı; ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dilemektir.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Furkân-70’de ise mürşidine tâbî olarak ikinci takvanın sahibi olanların, örttüğü günahlarını Allahû Tealâ bir de sevaba çevirecektir.

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).



Mu’minûn 102’ye göre dereceler açısından, Rûm-31’e göre takva sahibi oldukları için ve Kaf-31’e göre de cennet sadece takva sahiplerine hazırlandığı için, Allah’a ulaşmayı dileyen insanların gidecekleri yer, ebediyyen kalmak üzere Allah’ın cennetidir.

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttakîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

3- CEHENNEM HAYATI EBEDİDİR!

Kur’ân-ı Kerim’deki 53 âyet-i kerimede cehenneme cezalandırılmak üzere giren kişinin ebediyyen orada kalacağı açıkça ifade edilmiştir.

  1. 2/BAKARA-39: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.

  2. 2/BAKARA-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.

  3. 2/BAKARA-86: Ulâikellezîneşteravul hayâted dunyâ bil âhirati, fe lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
    İşte onlar öyle kimselerdir ki, dünya hayatını ahirete karşı satın almışlardır. Bu sebeple azap onlardan hafifletilmez ve onlar yardım da olunmazlar.

  4. 2/BAKARA-161: İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun ulâike aleyhim la’netullâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
    Muhakkak ki (Allah’a ruhun ölmeden ulaşmasını, yani hidayeti) küfredip (örtüp gizleyip) kâfir olarak ölenler, işte onlar, Allah’ın, meleklerin ve insanların hepsinin lâneti onların üzerinedir.

    2/BAKARA-162: Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
    (Onlar), onun (lânetin) içinde ebediyyen kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz.

  5. 2/BAKARA-167: Ve kâlellezînettebeû lev enne lenâ kerraten fe neteberrae minhum kemâ teberraû minnâ kezâlike yurîhimullâhu a’mâlehum haserâtin aleyhim ve mâ hum bi hâricîne minen nâr(nâri).
    Ve o (Allah’tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki: “Keşke bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.” Böylece Allah, onlara amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini) gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.

  6. 2/BAKARA-217: Yes’elûneke aniş şehril harâmi kıtâlin fîhi, kul kıtâlun fîhi kebîr(kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh(indallâhi), vel fitnetu ekberu minel katl(katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirati, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yapılan savaştan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda) savaş büyük (günahtır). (Fakat insanları) Allah yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O’nu inkâr etmek, (mü’minlere) Mescid-i Haram’ı (yasaklamak) ve onun halkını oradan (Mekke’den sürüp) çıkarmak ise Allah katında daha büyüktür (büyük günahtır). Ve fitne, (adam) öldürmekten de daha büyüktür (bir suç ve günahtır). Eğer onların güçleri yetse (yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür. Bu sebeple işte onlar, amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.”

  7. 2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

  8. 3/ÂLİ İMRÂN-86: Keyfe yehdillâhu kavmen keferû ba’de îmânihim ve şehidû enner resûle hakkun ve câehumul beyyinât(beyyinâtu) vallâhu lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
    Îmânlarından sonra inkâr eden kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir? Ve onlar, Resûl’ün Hak olduğuna şahit oldular ve onlara beyyineler (açık deliller) geldi. Ve Allah, zâlimler kavmini hidayete erdirmez.

    3/ÂLİ İMRÂN-87: Ulâike cezâuhum enne aleyhim la’netallâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
    İşte onların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin onların (fâsıkların) üzerlerine olmasıdır.

    3/ÂLİ İMRÂN-88: Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
    Onlar, onun (lânetin) içinde ebedi kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz...

  9. 3/ÂLİ İMRÂN-116: İnnellezîne keferû len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Muhakkak ki inkâr edenlere, malları ve evlatları, Allah'tan bir şeye (azaba) karşı kendilerine asla bir fayda vermez. Ve işte onlar ateş ehlidir, onlar, orada devamlı kalacak olanlardır.

  10. 4/NİSÂ-14: Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
    Ve kim Allah'a ve O’nun Resûl'üne isyan eder ve O'nun sınırlarını aşarsa, onu, içinde ebedî kalacakları ateşe koyar. Ve onun için "alçaltıcı azap" vardır.

  11. 4/NİSÂ-93: Ve men yaktul mu’minen muteammiden fe cezâuhu cehennemu hâliden fîhâ ve gadıballâhu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azâben azîmâ(azîmen).
    Ve kim, bir mü'mini taammüden (kastederek) öldürürse, o takdirde onun cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir ve Allah ona gazab etmiş ve ona lânet etmiştir. Ve (Allah), onun için "büyük azap" hazırlamıştır.

  12. 4/NİSÂ-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
    Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.

  13. 4/NİSÂ-14: Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
    Ve kim Allah'a ve O’nun Resûl'üne isyan eder ve O'nun sınırlarını aşarsa, onu, içinde ebedî kalacakları ateşe koyar. Ve onun için "alçaltıcı azap" vardır.

  14. 5/MÂİDE-37: Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun mukîm(mukîmun).
    Ateşten çıkmak isterler ve onlar oradan çıkacak değillerdir. Ve, onlar için "daimî azap" vardır.

  15. 5/MÂİDE-80: Terâ kesîran minhum yetevellevnellezîne keferû le bi’se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fîl azâbi hum hâlidûn(hâlidûne).
    Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü (dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin, onlar için takdim ettiği ise "Allah’ın onlara öfkelenmesi" ki ne kötü şey. Ve onlar azâp içinde devamlı kalacak olanlardır.

  16. 6/EN'ÂM-128: Ve yevme yahşuruhum cemîâ(cemîan), yâ ma’şerel cinni kadisteksertum minel ins(insi) ve kâle evliyauhum minel insi rabbenâstemtea ba’dunâ biba’dın ve belagnâ ecelenâllezî eccelte lenâ, kâlen nâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâallâhu, inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).
    Ve onların hepsini biraraya topladığı gün (Allahû Tealâ şöyle buyuracaktır): “Ey cin topluluğu! İnsanlarla sayınızı artırdınız (tagutların arasına insanları da kattınız).” Onlara dost olan insanlardan bir kısmı şöyle dedi: “Rabbimiz, biz birbirimizden faydalandık ve Senin bize takdir ettiğin zamanın bitiş noktasına (sonuna) eriştik.” (Allahû Tealâ): “Allah’ın dilediği şey (cehennemin yok olma zamanı gelmesi hali) hariç; sizin barınacağınız yer ateştir, orada ebedî kalacak olanlarsınız.” buyurdu. Muhakkak ki senin Rabbin, hüküm sahibi ve en iyi bilendir.

  17. 7/A'RÂF-36: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashabun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler ve onlara karşı kibirlenenler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacaklardır).

  18. 9/TEVBE-17: Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).
    Müşriklerin, Allah’ın mescidlerini imar etmeleri olmaz. Kendilerinin (nefslerinin) küfürlerine (inkârlarına, kâfirliklerine) şahitler iken. İşte onların amelleri heba olmuştur. Ve onlar, ateşte ebedî kalacak olanlardır.

  19. 9/TEVBE-63: E lem ya’lemû ennehu men yuhâdidillâhe ve resûlehu fe enne lehu nâre cehenneme hâliden fîhâ, zâlikel hızyul azîm(azîmu).
    Allah ve O’nun Resûl'üne karşı, kim haddi aşarsa, artık onun için mutlaka orada ebediyyen kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte bu, büyük rüsvalıktır (rezilliktir).

  20. 9/TEVBE-68: Vaadallâhul munâfikîne vel munâfikâti vel kuffâre nâre cehenneme hâlidîne fîhâ hiye hasbuhum, ve leanehumullâh(leanehumullâhu) ve lehum azâbun mukîm (mukîmun).
    Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere, orada ebedî kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O (cehennem), onlara yeter. Ve Allah, onlara lânet etti. Ve onlar için ikâme edilmiş olan (devamlı kılınan) bir azap vardır.

  21. 10/YÛNUS-27: Vellezîne kesebûs seyyiâti cezâu seyyietin bi mislihâ ve terhekuhum zilletun, mâ lehum minallâhi min âsimin, ke ennemâ ugsîyet vucûhuhum kıtaan minel leyli muzlimâ(muzlimen), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Seyyiat kazanan kimselerin seyyiatlerinin cezası, onun misli kadardır. Ve onları bir zillet kaplar. Ve onların Allah’a karşı bir koruyucusu yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parça ile kaplanmış gibidir. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacak olanlardır).

  22. 10/YÛNUS-52: Summe kîle lillezîne zalemû zûkû azâbel huld(huldi), hel tuczevne illâ bimâ kuntum teksibûn(teksibûne).
    Sonra zulmedenlere: “Ebedî (devamlı) azabı tadın!” denildi. Kazandıklarınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?

  23. 11/HÛD-38: Ve yasnaul fulke ve kullemâ merra aleyhi meleun min kavmihi sehırû minhu,, kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn(tesharûne).
    Ve o gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri ona her uğradıklarında onunla alay ettiler. (Nuh (a.s) şöyle) dedi: “Eğer bizimle alay ediyorsanız sonra da muhakkak ki; biz, sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.”

    11/HÛD-39: Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun).
    Kendisine alçaltacak bir azap gelecek kimseleri artık yakında bileceksiniz. Ve onun üzerine, kalıcı azap nüfuz edecek.

  24. 11/HÛD-106: Fe emmâllezîne şekû fe fîn nâri lehum fîhâ zefîrun ve şehîk(şehîkun).
    Şâkî olanlara gelince; artık onlar, ateştedir. Onlar, orada (yüksek sesle inleyerek ve) çok zor bir şekilde soluk soluğa, nefes alıp verirler.

    11/HÛD-107: Hâlidîne fîhâ mâ dâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuke, inne rabbeke fe'âlun limâ yurîd(yurîdu).
    Onlar, semalar ve yeryüzü (cehennemin semaları ve arzı) durdukça orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır). Rabbinin dilediği şey (cehennemi yok etmeyi dilemesi) hariç. Muhakkak ki senin Rabbin, dilediği şeyi yapandır.

  25. 13/RA'D-5: Ve in ta’ceb fe acebun kavluhum e izâ kunnâ turâben e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), ulâikellezîne keferû bi rabbihim, ve ulâikel aglâlu fî a’nâkıhim, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Eğer acayip buluyorsan (şaşıyorsan) (bil ki;) asıl onların: “Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten, mutlaka yeniden mi halkedileceğiz (yaratılacağız)?” sözleri acayiptir (şaşılacak şeydir). İşte onlar, Rab’lerini inkâr eden kimselerdir. Ve işte onlar, boyunlarında demir halkalar olanlardır ve işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalanlardır.

  26. 16/NAHL-29: Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvâl mutekebbirîn(mutekebbirîne).
    Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.

  27. 18/KEHF-2: Kayyimen li yunzira be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşirel mu'minînellezîne ya'melûnes sâlihâti enne lehum ecren hasenâ(hasenen).
    (Kur’ân-ı Kerim), kayyum (kıyâmete kadar devam edecek) olarak, katından şiddetli azapla uyarmak ve salih amel yapan mü’minlere en güzel ecrin onların olduğunu müjdelemek için (indirildi).

    18/KEHF-3: Mâkisîne fîhi ebedâ(ebeden).
    Orada ebedî olarak kalıcıdırlar (kalacaklardır).

  28. 20/TÂHÂ-101: Hâlidîne fîhi, ve sâe lehum yevmel kıyâmeti hımlâ(hımlen).
    Onlar, onda (o yükün getireceği azabın içinde) ebedî kalacak olanlardır. Ve kıyâmet günü yüklendikleri, onlar için ne kötü (yük)tür.

  29. 20/TÂHÂ-127: Ve kezâlike neczî men esrafe ve lem yu’min bi âyâti rabbihî, ve le azâbul âhırati eşeddu ve ebkâ.
    İsraf edenleri (haddi aşanları) ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve bâkidir (devamlıdır).

  30. 21/ENBİYÂ-99: Lev kâne hâulâi âliheten mâ veradûhâ, ve kullun fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Eğer onlar gerçekten ilâhlar olsaydılar, oraya (cehenneme) girmeyeceklerdi. Ve hepsi orada ebediyyen kalacak olanlardır.

  31. 23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
    Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

  32. 25/FURKÂN-65: Vellezîne yekûlûne rabbenâsrif annâ azâbe cehenneme inne azâbehâ kâne garâmâ(garâmen).
    Ve onlar: “Rabbimiz cehennem azabını bizden uzaklaştır. Muhakkak ki onun azabı daimî helâk edicidir.” derler.

  33. 25/FURKÂN-68: Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara ve lâ yaktulûnen nefselletî harramallâhu illâ bil hakkı ve lâ yeznûn(yeznûne), ve men yef’al zâlike yelka esâmâ(esâmen).
    Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kişiyi haklı olmadıkça öldürmezler ve zina yapmazlar. Ve kim bunları yaparsa günah cezasıyla karşılaşır.

    25/FURKÂN-69: Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ(muhânen).
    Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.

  34. 32/SECDE-14: Fe zûkû bi mâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ, innâ nesînâkum ve zûkû azâbel huldi bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
    Öyleyse bu "likâe" (Allah’a ulaşma) gününüzü, unutmanızdan dolayı (azabı) tadın. Muhakkak ki Biz de sizi unuttuk. Ve yaptıklarınız sebebiyle ebedî azabı tadın.

  35. 32/SECDE-20: Ve emmâllezîne fesekû fe me’vâhumun nâr(nâru), kulle mâ erâdû en yahrucû minhâ uîdû fîhâ, ve kîle lehum zûkû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
    Ve fakat fasık olanlar, onların mevası (barınağı) ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya iade edilirler (geri döndürülürler). Ve onlara: "Ateşin azabını tadın! Ki onu tekzip etmiştiniz (yalanlamıştınız)." denir.

  36. 33/AHZÂB-64: İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum saîrâ(saîran).
    Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli ateşi (cehennemi) hazırladı.

    33/AHZÂB-65: Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ( nasîran).
    Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada) bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.

  37. 34/SEBE-51: Ve lev terâ iz feziû fe lâ fevte ve uhızû min mekânin karîb(karîbin).
    Ve onları dehşete kapıldıkları zaman görsen. Artık kaçış (kurtuluş) yoktur. Ve onlar, (cehenneme) yakın bir yerden yakalandılar.

  38. 37/SÂFFÂT-9: Duhûran ve lehum azâbun vâsibun.
    Kovulmuş olarak, onlar için kesilmeyen sürekli azap vardır.

  39. 39/ZUMER-40: Men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yahıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun).
    Kendisini rezil edecek azap, kime gelecekse (ona ulaşır) ve mukim (sürekli) azap onun üstüne iner.

  40. 39/ZUMER-72: Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvâl mutekebbirîn(mutekebbirîne).
    (Onlara): “Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!” denildi. Artık kibirlenenlerin mesvası (kalacağı yer) ne kötü.

  41. 40/MU'MİN-76: Udhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvâl mutekebbirîn(mutekebbirîne).
    Ebediyyen orada kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Artık kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötü.

  42. 41/FUSSİLET-24: Fe in yasbirû fen nâru mesven lehum ve in yesta’tibû fe mâ hum minel mu’tebîn(mu’tebîne).
    Artık sabredebilirlerse artık ateş onların kalacakları yerdir. Ve eğer onlar affedilmek isterlerse, onlar affedilecek olanlardan değillerdir.

  43. 41/FUSSİLET-28: Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huldi, cezâen bimâ kânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
    İşte bu Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bilerek inkâr etmiş olmaları sebebiyle ceza olarak, onlar için orada ebedîlik yurdu vardır.

  44. 42/ŞÛRÂ-45: Ve terâhum yu’radûne aleyhâ hâşiîne minez zulli yanzurûne min tarfin hafîyyin, ve kâlellezîne âmenû innel hâsirînellezîne hasirû enfusehum ve ehlîhim yevmel kıyâmeti, e lâ innez zâlimîne fî azâbin mukîm(mukîmin).
    Ve onları zilletten boyun eğmiş olarak, ona (azaba) arz olunurken, gizli gizli (yan gözle) baktıklarını görürsün. Âmenû olanlar dediler ki: “Muhakkak ki hüsranda olanlar, kıyâmet günü, kendilerini ve ailelerini hüsrana düşürenlerdir.” Muhakkak ki zalimler, mukîm (devamlı) azabın içindedirler, değil mi?

  45. 43/ZUHRÛF-74: İnnel mucrimîne fî azâbi cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
    Muhakkak ki mücrimler (suçlular), cehennem azabı içinde ebediyyen kalacak olanlardır.

  46. 47/MUHAMMED-15: Meselul cennetilletî vuidel muttakûn(muttakûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muhu, ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiratun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.
    Takva sahiplerine vaadedilen cennetin durumu şudur ki; içinde kokusu değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve saf (süzülmüş) baldan nehirler bulunur. Onlar için orada her çeşit meyve bulunur ve (onlar için) Rab’lerinden mağfiret vardır. (Bunların durumu), ateşte devamlı kalacak olan ve hamîm (sıcak kaynar su) içirilen, bu sebeple bağırsakları parçalanan kimsenin durumu gibi midir?

  47. 58/MUCÂDELE-17: Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â(şey’en), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Onların malları ve evlâtları, Allah’tan bir şeye (azaba) karşı onlara asla fayda vermez. İşte onlar, ateş ehlidir, orada ebediyen kalacak olanlardır.

  48. 59/HAŞR-17: Fe kâne âkıbetehumâ ennehumâ fîn nâri hâlideyni fîhâ, ve zâlike cezâuz zâlimîn(zâlimîne).
    Böylece ikisinin (münafıkların ve şeytanın) akıbeti orada, ateşin içinde ebediyyen kalmak oldu. Ve işte bu, zalimlerin cezasıdır.

  49. 64/TEGÂBUN-10: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâri hâlidîne fîhâ ve bi’sel masîr(masîru).
    Âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar; işte onlar, ateş ehlidirler, orada (cehennemde) ebediyyen kalacak olanlardır. Ve (o) ne kötü varış yeri (ulaşılacak yer).

  50. 72/CİNN-23: İllâ belâgan minallâhi risâlâtihî, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâra cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden).
    (Bu) sadece Allah’tan olanı tebliğ ve O’nun risaletidir. Ve kim Allah’a ve O’nun Resûl’üne asi olursa, bundan sonra muhakkak ki onun için, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi vardır.

  51. 78/NEBE-21: İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden).
    Muhakkak ki cehennem mirsad olmuştur.

  52. 78/NEBE-21: İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden).
    Muhakkak ki cehennem mirsad olmuştur.

    78/NEBE-22: Lit tâgîne meâbâ(meâben).
    Azgınlar için meab (sığınılacak yer) olarak.

    78/NEBE-23: Lâbisîne fîhâ ahkâbâ(ahkâben).
    (Onlar) orada bütün zamanlar boyunca kalacak olanlardır.

  53. 82/İNFİTÂR-14: Ve innel fuccâre le fî cahîm(cahîmin).
    Ve muhakkak ki füccar, mutlaka alevli ateş içindedir.

    82/İNFİTÂR-15: Yaslevnehâ yevmed dîn(dîni).
    Dîn günü ona (alevli ateşe) yaslanırlar (atılırlar).

    82/İNFİTÂR-16: Ve mâ hum anhâ bi gâibîn(gâibîne).
    Ve onlar, ondan (alevli ateşten) gaib olacak (kaybolacak, yanıp bitecek) değillerdir.

  54. 98/BEYYİNE-6: İnnellezîne keferû min ehlil kitâbi vel muşrikîne fî nâri cehenneme hâlidîne fîhâ, ulâike hum şerrul beriyyeti.
    Muhakkak ki kitap ehlinden inkâr edenler ve müşrikler, cehennem ateşindedirler ve orada devamlı kalacak olanlardır. İşte onlar, onlar yaratılmışların şerli olanlarıdır.



Bütün bu âyet-i kerimeler, cehenneme gidenin ebediyyen cehennemde kalacağını ifade ediyorsa ve cezalandırılmak üzere cehenneme giren kişinin bir süre orada kaldıktan sonra, sırf Allah’a inandığı için cehennemden çıkıp cennete gireceğinde dair tek bir âyet-i kerime dahi yoksa, Bakara Suresinin 80. âyet-i kerimesi, bugünün insanın “Ateş bize sayılı gün kadar dokunacak” iddiasının Allah’ın sözü olmadığını ispat ediyorsa, o halde nasıl oluyor da İslâm âlemi, böylesine korkunç bir tuzağın içinde bir yok oluşa doğru sürükleniyor, sizlerden bir an için durup düşünmenizi rica ediyoruz sevgili okurlarımız.

****

2/BAKARA-80 ÂYETİNDE HİDAYET NASIL GİZLENMİŞTİR?


Bakara Suresinin 80. âyet-i kerimesi, din adamlarının öğrettiği hurafelerden farklı olarak, Kur'ân'a göre cehennem hayatının ebedi olduğu kesin olarak ortaya koyan 53 âyetten biridir.

Kur'ân'ın hiç bir âyetinde "günahları kadar cehennemde yanıp, cennete gidileceğine" dair hiç bir işaret olmamasına rağmen, elleriyle yazdıkları meâllerinde veya dînî içerikli kitaplarında veya katıldıkları Tv programlarında cehennemden cennete geçiş hurafesi yayan dîn adamlarına, Allahû Tealâ bir evvelki âyette (Bakara-79) açık bir şekilde “Onlara yazıklar olsun!” demektedir.

2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

Bu âyette hidayetin nasıl gizlendiği konusuna gelince, "benî isrâile: İsrailoğulları" kelimesi ne bu âyette ne bir evvelki âyette ne de ondan evvelki âyette yer almamaktadır. Sureye adını veren Bakara (İnek) olayı surenin 40-74. âyetler arasında anlatılmış ve konu tamamlanmıştır.

Buna rağmen Sayın Hocalarımız Adem Uğur, Ahmet Tekin, Ali Fikri Yavuz, Bayraktar Bayraklı, Cemal Külünkoğlu ve Diyanet Vakfı, Allah'ın âyetinde olmayan bir kelimeyi parantez kullanma gereği duymadan meâline ekleyerek Allah'ın âyetinin anlamını meallerinde değiştirmişler ve Allahû Tealâ'nın insanlara açıkladığı, şeytanın en büyük tuzaklarından biri olan "cehennemden cennete geçiş" inancının hurafe olduğuna dair bu çok önemli uyarıyı meâllerinde es geçmişlerdir.

UYARI: “Ateş bize sayılı gün dokunacak!” diyenler sadece Yahudiler değildir, bugünkü dîn adamlarımızın neredeyse tamamı şeytanın bu tuzağına düşmüşlerdir ve Tv'lerde halkımıza bu hurafeyi yaymaktadırlar!

Her insan kendi idrâki doğrultusunda dînî yaşar, âyetlerin anlamı hakkında tefekkür eder. Ancak konu meâl hazırlamak olduğunda âyetin aslında olmayan bir kelimeyi direkt meâlinize ekleyemezsiniz.

Zira bu âyette dikkat ediniz ki, Sayın Hocalarımız Ahmet Varol ve Celal Yıldırım da bu âyetin Yahudiler için olduğu düşüncesine sahiptirler, ancak "İsrailoğulları (benî isrâile)" kelimesi âyetin aslında yer almadığı için ekledikleri kelimenin kendi düşüncelerinden olduğunu ifade etmek üzere parantez açarak kelimeyi eklemişlerdir.

SONUÇ

Sevgili Kardeşlerim,

Bakara-80, açık hükümlü bir âyettir.

2/BAKARA-80: Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdete: Ateş bize ancak sayılı günler dokunacak.

Diyenlere söyleyin (sorun bakalım):

ettehaztum indallâhi ahden: Allah'ın katından bir söz/ahd edindiniz mi?

Allah'ın katından söz almamış olanlar için akibet Bakara-81'de açıklanıyor.

2/BAKARA-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.

fe ulâike ashâbun nâri, hum fîhâ hâlidûne: Artık onlar ateş halkıdır ve orada devamlı kalacaklardır.

Sevgili dîn adamlarımız,

Sizce de artık başınızı iki elinizin arasına alıp; "Biz ne yapıyoruz, insanları nereye sürüklüyoruz?" diye düşünüp de tövbe etmenizin ve insanlara gerçekleri açıklamanızın zamanı gelmedi mi?

****

DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER
Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lâfzının tam manâsının tercümeler ile verilemiyeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.


İmam İskender Ali Mihr: Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

Abdulbaki Gölpınarlı: Dediler ki: Ateş, bizi yaksa bile birkaç gün yakar. De ki: Allah'tan bir söz mü aldınız? Aldınızsa Allah sözünden hiç dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?

Abdullah Parlıyan: Ve onlar: “Ateş bize birkaç günden fazla dokunmaz” derler. De ki onlara: Allah'tan bir söz mü aldınız çünkü Allah hiçbir zaman sözünden caymaz yoksa Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

Ahmed Hulusi: Ve dahi onlar dedi ki: "Sayılı günler ötesinde ateş bizi yakmayacak!" De ki onlara: "İndAllâh'tan (hakikatinizden gelen bir) söz mü aldınız? Allâh asla sözünden dönmez! Oysa siz Allâh hakkında uydurma şeyler konuşuyorsunuz!"

Ahmet Varol: Onlar (İsrailoğulları) yine: 'Bize sadece sayılı günlerde ateş dokunacaktır' dediler. Onlara: 'Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?' de.

Ali Bulaç: Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"

Ali Ünal: Bir de, “Bize sayılı birkaç gün dışında asla Ateş dokunmayacak.” derler. De ki: “Allah’la anlaşma yapıp O’ndan söz mü aldınız? (Eğer öyle ise) Allah, sözünden asla dönmez. Yoksa Allah’a hakkında kesin bilginiz olmayan birtakım şeyler isnat ediyor olmayasınız?”

Bekir Sadak: «tes bize sadece sayili birkac gun degecektir", derler; sor, «Allah katindan siz soz mu aldiniz?", eger oyle ise Allah sozunden caymayacaktir» «Yoksa Allah'a karsi bilmediginiz bir sey mi soyluyorsunuz?»

Celal Yıldırım: (Yahudiler) «Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacaktır» dediler. De ki: Allah katından bir söz mü aldınız? ki böyle bir şey varsa, Allah verdiği sözünden asla caymaz Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi mi (uydurup) söylüyorsunuz?!

Diyanet İşleri: Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

Diyanet İşleri (eski): 'Ateş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir', derler; sor, 'Allah katından siz söz mü aldınız?', eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. 'Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?'

Edip Yüksel: 'Sayılı birkaç gün dışında ateş bize değmeyecek,' dediler. De ki: 'ALLAH'tan böyle bir söz mü aldınız -ki ALLAH verdiği sözden dönmez- yoksa ALLAH adına bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?'

Elmalılı Hamdi Yazır: Bir de dediler: Bize sayılı bir kaç günden maada asla ateş dokunmaz. Siz de Allahtan bir ahit aldınız mı? Böyle ise Allah asla ahdinde hulfetmez, yoksa Allaha karşı bilemiyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

Elmalılı (sadeleştirilmiş): Bir de dediler ki: «Bize sayılı bir kaç günden başka asla ateş dokunmaz.» Siz de: «Allah'tan bir teminat mı aldınız? Böyle ise Allah kesinlikle sözünden caymaz, yoksa Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?»

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Bir de dediler ki: «Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz». De ki; «Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?»

Harun Yıldırım: Bir de: "Sayılı günler dışında bize asla ateş dokunmayacaktır." dediler. De ki: "Allah katından bir söz mü aldınız? Öyleyse Allah asla ahdini bozmaz; yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?”

Hasan Basri Çantay: (Peygamber onları Cehennemle korkutduğu zaman da : «Atalarımızın buzağıye tapdıkları) sayılı (ve mahdud) günlerden (kırk günden) başka (fazla) bize kat'iyyen Cehennem (azabı) dokunmayacak» dediler. Söyle (Habîbim) ki: «Allah katından (bu hususda) bir ahdi mi elde etdiniz? (Ondan böyle bir sözü mü aldınız?) ki Allah ahdinden asla caymaz yoksa Allaha karşı bilmeyeceğiniz bir şey'i mi söylüyorsunuz?».

Hayrat Neşriyat: Hem: 'Sayılı birkaç günden başka bize ateş aslâ dokunmayacaktır!' dediler. (Ey Resûlüm! Onlara) de ki: '(Buna dâir) Allah katından bir söz mü aldınız, ki Allah sözünden aslâ dönmez, yoksa Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?'

İbni Kesir: Sayılı günlerden başka asla bize ateş dokunmayacaktır dediler. Deki: Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Öyleyse Allah asla sözünden caymaz. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz.

Kadri Çelik: “Ateş bize sadece sayılı bir kaç gün değecektir” derler. De ki: “Allah katından siz söz mü aldınız? Eğer öyle ise bu durumda Allah sözünden dönmez. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?”

Muhammed Esed: Ve onlar: "Ateş bize birkaç günden fazla dokunmaz" derler. De ki (onlara): "Allah'tan bir söz mü aldınız -çünkü Allah hiçbir zaman sözünden caymaz- yoksa asla bilemeyeceğiniz bir şeyi mi Allah'a isnat ediyorsunuz?"

Mustafa İslamoğlu: Onlar, "Sayılı bir kaç gün dışında kesinlikle bizi ateş yakmayacak" derler. Sor onlara: "Allah'tan kesin bir söz mü aldınız -ki eğer öyleyse, Allah sözünden kesinlikle caymaz-; yoksa bilmediğiniz bir konuda Allah'a iftira mı atıyorsunuz?"

Ömer Nasuhi Bilmen: Ve dediler ki: «Bizlere birkaç sayılı günden başka cehennem ateşi temas etmeyecektir. De ki: «Siz Allah'ın huzurunda bir ahid mi aldınız? Elbet de Allah Teâlâ ahdinde hulf etmez. Yoksa bilmeyeceğiniz bir şeyi Cenâb-ı Hakk'a isnad edip söylüyor musunuz»

Ömer Öngüt: Bir de dediler ki: “Sayılı bir kaç gün dışında cehennem ateşi bize dokunmaz. ” De ki: “Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Öyle ise Allah aslâ sözünden caymaz. Yoksa sizler Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?”

Sadık Türkmen: Bir de dediler ki: “Bize ateş sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır”. Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa siz, Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

Fizilal-il Kuran: Sayılı günlerden başka katiyyen bize ateş dokunmayacak dediler. De ki; 'Allah'tan bu yönde söz mü aldınız - ki Allah asla sözünden caymaz- yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?

Suat Yıldırım: Bir de derler ki: "Cehennem ateşi, sayılı birkaç gün dışında bize asla dokunmayacak." De ki: "Buna dair Allah’tan garanti mi aldınız? Aldıysanız ne âla, Allah vâdinden asla caymaz." Yoksa kesin bilmediğiniz şeyi mi Allah adına söylüyorsunuz?

Süleyman Ateş: Bir de dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır." De ki: "Allah'tan (bu hususta) bir söz mü aldınız. şâyet öyle ise Allâh verdiği sözden dönmez-yoksa Allâh hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

Şaban Piriş: -Ateş bize sayılı bir kaç günden başka dokunmayacaktır, derler. Onlara: -Allah katından bir söz mü aldınız? Eğer, öyle ise Allah sözünden dönmez; yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? de.

Tefhim-ul Kuran: Derler ki: «Sayılı günlerin dışında, ateş bize değmeyecektir.» De ki: «Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla va'dinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğinizi mi söylüyorsunuz?»

Ümit Şimşek: Bir de, 'Sayılı günlerden başka bize ateş dokunmaz' dediler. Sen de ki: Allah katından bir söz mü aldınız-eğer öyleyse Allah sözünden dönmez-yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?

Yaşar Nuri Öztürk: Dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında ateş bize asla dokunmayacaktır." De ki: "Allah'tan bir ahit mi aldınız! Allah, ahdine asla ters düşmez. Yoksa siz Allah'a isnat ederek, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

****

2/BAKARA-80 İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU SONUÇLARI


Bu âyette hidayetin gizlendiği meâller: Adem Uğur, Ahmet Tekin, Ali Fikri Yavuz, Bayraktar Bayraklı, Cemal Külünkoğlu, Diyanet Vakfi (TOPLAM: 6 kişi)

Bu âyette temel kavramların gizlendiği meâller: - (TOPLAM: 0 kişi)

Bu âyette hatalı/eksik meâller: Gültekin Onan (TOPLAM: 1 kişi)

Bu âyet için doğru meâller: İmam İskender Ali Mihr, Abdulbaki Gölpınarlı, Abdullah Parlıyan, Ahmed Hulusi, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Ali Ünal, Bekir Sadak, Celal Yıldırım, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Harun Yıldırım, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, Kadri Çelik, Muhammed Esed, Mustafa İslamoğlu, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Sadık Türkmen, Fizilal-il Kuran, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Şaban Piriş, Tefhim-ul Kuran, Ümit Şimşek, Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 32 kişi)

****

UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.
KuranMeali.org, 11 Temmuz 2015 Cumartesi

Benzer konular

Değerlendirmeler

(1)
saved rating
 
100,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
Görüşünü paylaş
Tartışma başlat
"BAKARA Suresi 80. âyeti için H..." için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
saved rating

.

ALLAH RAZI OLSUN
Misafir: , 31.08.2016

Benzer konular

Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla