ŞÛRÂ Suresi 13. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 4)

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Hidayeti Gizleyenler Raporları » ŞÛRÂ Suresi 13. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 4)
share on facebook  tweet  share on google  print  

ŞÛRÂ Suresi 13. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 4)

Hidayeti Gizleyenler Raporları

KuranMeali.org
16.04.2011 00:00

ŞÛRÂ Suresi 13. âyetinde hidayet nasıl gizlenmiştir?

“Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb: Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).” ifadesinde yer alan "yehdi ileyhi: O'na (Allah'a) ulaştırır" anlamına gelir. Dikkat ediniz ki Rabbimiz Rad-14'de davetinin Kendisine olduğunu ve Hicr Suresinin 41. âyetinde de Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştıran yol olduğunu buyurmaktadır.

13/RA'D-14: Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). ...

15/HİCR-41: Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”

2/BAKARA-120: Allah'a ulaşmak var ya, işte o hidayettir.

3/ÂLİ İMRÂN-73: Hidayet; Allah'a ulaşmaktır.

Kur'ân-ı Kerim'de yüzlerce âyet insan ruhunun Allah'a ulaşmasının bir tek dileğe bağlı olduğunu ve insan ruhunun Allah'a ulaşmasının hidayet olduğunu açıklamıştır. Buna rağmen "Allah'a ulaştırır" ifadesini meâllerinden çıkararak "doğru yola ulaştırır" ifadesini ekleyen mütercimlerimiz HİDAYETİ GİZLEMİŞLERDİR.

42/ŞÛRÂ-13 ÂYETİ İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).



****

HİDAYETİN GİZLENDİĞİ MEÂLLER
Yukarıdaki başlık Bakara Suresinin 159. âyetinde "hidayeti gizleyenler" ifadesinden esinlenerek verilmiştir. Hidayetin, insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaştırılması olduğu (1. teslim) ve diğer teslimlerin (toplam 4 teslim) gizlenmesi, İblisin bugün ülkemizi de içine alan İslâm Coğrafyasındaki en büyük tuzağıdır. Hidayetin gizlenmesi; tüm insanlığı ebedî cehennem hayatına sürüklediği için Allah'a îmân eden herkesin, yegâne kurtuluş kapısı olan hidayeti muhakkak öğrenmeleri ve dilemeleri gerekmektedir. Bu yazı dizimizde bu paragrafta gördüğünüz tüm ifadeler birer birer âyetlerle ispat edilecektir.


Abdulbaki Gölpınarlı: Dîne âit hükümlerden, Nûh'a tavsiye ettiğini ve sana vahyettiklerimizi ve İbrâhîm'e, Mûsâ ve İsâ'ya tavsiye ettiklerimizi, size de gidilecek yol olarak bildirdi, açıkladı; dîne yapışın ve o hususta hiçbir ayrılığa düşmeyin. Onları, inanmaya çağırdığın şey, müşriklere pek büyük, pek ağır gelmede. Allah, dilediğini kendisine seçer ve kim, ona dönerse doğru yolu gösterir ona.

Adem Uğur: Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.

Ahmed Hulusi: O tek Din'den (muhakkak geçerli Allâh Sistem ve düzeninden) Nuh'a uygulamasını istediğimizi; sana vahyettiğimizi; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da uygulamalarını söylediğimiz gerçeği; "Din'i ikame edip, onda ayrılığa düşmeyesiniz" diye, sizin için de kurallaştırdı! Kendilerini çağırdığın bu şey (lâ ilâhe illAllâh gerçeği; Sistem realitesi), şirk koşanlara büyük geldi! Allâh dilediğini kendine seçer; kendine yönelenleri de hakikate erdirir!"

Ahmet Tekin: Allah, Nûh’a tekrar tekrar tavsiye ettiği dinî kuralları, sana vahyettiğimizi, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya tekrarladığımız tavsiyelerimizi size açıklayarak şeriat haline getirdi.
'Bütün peygamberlere tavsiye edilen esasları içeren bu dini, medenî kuralları açıkça ortaya koyup uygulayarak, şeriatı ayakta tutun. İnsanlığın bu tek hak dininden ayrı kalarak, dinde ayrılık yaratmayın, dinî esaslarda ihtilâfa düşmeyin, farklı yollara gitmeyin.' buyurdu. Fakat, senin, kendilerini davet ettiğin dinî esasları, tevhid esaslarını kabul, senin peygamberliğine ve Kur’ân’a iman, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan müşriklere, Allah’a imanın gerektirdiği esasları inkâr edenlere ağır geldi. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri kendisine peygamber seçer. Kendisine yöneleni, yoluna baş koyanı da doğru ve hak yolda başarıya ulaştırır.

Bekir Sadak: Allah Nuh'a buyurdugu seyleri size de din olarak buyurmustur. Sana vahyettik; Ibrahim'e, Musa'ya ve Isa'ya da buyurduk ki: «Dine bagli kalin, onda ayriliga dusmeyin.» Putperestleri cagirdigin sey onlarin gozunde buyumektedir. Allah diledigini kendine secer, kendisine yneleni de dogru yola eristirir.

Celal Yıldırım: O, Nuh'a vasiyyet ettiği şeyleri, sana vahyettiklerimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyyet ettiklerimizi size şeriat yaptı da «dini dosdoğru ayakta tutun, onda ayrılığa düşmeyin!» (buyurdu). Allah'a ortak koşanlara, kendilerini davet ettiğin şey çok ağır gelmektedir. Allah dilediğini ona (o çağrıya veya kendine) seçer ve kendine yönelip gönül vereni doğru yola eriştirir.

Diyanet İşleri (eski): Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: 'Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin.' Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.

Diyanet Vakfi: «Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin» diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.

Edip Yüksel: Daha önce Nuh'a buyurduğu dini size yasa olarak belirledik. Sana vahyettiğimiz gibi İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da öğütledik: 'Bu dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.' Fakat kendilerini çağırdığın şey, ortak koşanlara ağır gelmektedir. ALLAH dileyeni kendine seçer ve kendisine yöneleni doğruya ulaştırır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.

Fizilal-il Kuran: Allah, dinden Nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimiz 'Allah'ın dinini hayata egemen kılın ve bu konuda görüş ayrılığına düşmeyin' direktifini sizin için bir hayat düsturu olarak öngördü. Fakat kendilerini çağırdığın bu düstur Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.

Hasan Basri Çantay: O, «Dîni doğru tutun, onda tefrikaya düşmeyin» diye (asl-ı) dînden hem Nuuha tavsiye etdiğini, hem sana vahyeylediğimizi, hem İbrâhîme, Musâye ve îsâye tavsiye etdiğimizi sizin için de şerîat yapdı. Senin kendilerini da'vet etmekde olduğun (bu) şey müşriklerin üzerinde büyüdü (ağır geldi.) Allah kimi dilerse buna onu seçib çeker, (ancak kendisine itâatla) dönmekde olanları buna muvaffak eder.

Muhammed Esed: O, itikadi konularda, Nuh'a emrettiğini -ve sana (ey Muhammed,) vahiy aracılığıyla öğrettiğimizi ve aynı zamanda İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğimizi- sizin için uygun gördü. (Sahih) itikada sağlam bir şekilde sarılın ve o konuda bütünlüğünüzü bozmayın. Onları çağırdığın bu (itikad bütünlüğü) başka varlıkları veya güçleri Allah'a ortak koşanlara ağır gelse (bile). Allah dileyen herkesi kendine çeker ve O'na yönelenleri doğru yola ulaştırır.

Ömer Nasuhi Bilmen: Sizin için dinden meşrû kıldı, kendisiyle Nûh'a tavsiye etmiş olduğunu. Ve o şeyi ki, sana vahyettik ve o şeyi ki, onunla İbrahim'e, Mûsa'ya ve İsa'ya vasiyyette bulunduk, dini doğru tutun ve onda tefrikaya düşmeyin(den ibarettir). Müşriklerin üzerine kendisine dâvet ettiğin şey ağır geldi. Allah dilediği kimseyi kendisine intihab eder ve (Hakk'a) dönen kimseyi hidâyete erdirir.

Şaban Piriş: Dini ayakta tutun ve onda grup grup ayrılmayın, diye Allah’ın Nuh’a tavsiye ettiğini, sana da vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiklerini, size de dinin kuralları yapmıştır. Müşrikleri davet ettiğin şey, onlara ağır gelir. Allah, dilediğini kendine seçer ve kendine yönelen kimseye yol gösterir.

Suat Yıldırım: O, "Dini doğru anlayıp hükümlerini uygulayın ve o hususta tefrikaya düşmeyin!" diye, din esasları olarak Nuh’a emrettiğini, hem sana vahyettiğimizi, keza İbrâhim’e, Mûsâ’ya, Îsâ’ya emrettiğimizi sizin için de din kıldı. Senin insanları dâvet ettiğin esaslar, müşriklere çok ağır gelmektedir. Halbuki Allah dilediği kullarını bu din için seçer ve gönülden Kendine yöneleni doğru yola iletir.

Süleyman Ateş: O size, dinden Nûh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve Îsâ'ya tavsiye ettiğimizi şeri'at (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas, Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allâh dilediğini kendisine seçer ve iyi niyyetle yöneleni kendisine iletir.

Ümit Şimşek: Allah Nuh'a emrettiği şeyi sizin için de dinin hükümleri cümlesinden yasalaştırdı. Aynı şeyi, 'Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye, sana da vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da emrettik. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey müşriklere ağır geldi. Allah ise ona dilediği kimseyi seçer ve kendisine yönelenleri doğru yola iletir.

Yaşar Nuri Öztürk: Sizin için, dinden, Nûh'a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Mûsa'ya ve İsa'ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı: "Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!" Onları çağırdığın bu tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah, dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir.

****

ÂYETİN ANLAMININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ DİĞER BAZI MEÂL HATALARI
Bu kategorideki Meâl hataları hatanın türüne göre bazen çok önemli olabilmekle beraber, bazen de asıl olan anlatımın içerisinde yanlış anlaşılmalara yol açan hatalardır. Bu kategoriye dahil edilmiş tüm hatalarda; hatanın derecesini anlayabilmek adına muhakkak "analiz" bölümündeki ilgili bölümü okuyunuz.


Ali Fikri Yavuz: “-Dini elbirlik tatbik edin ve ayrılığa düşmeyin.” diye Allah, dinden (tevhid esasından) Nûh’a tavsiye ettiğini ve sana vahy eylediğimizi; bir de İbrahîm’e, Mûsa’ya, İsâ’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için şeriat yaptı. Müşriklere, kendilerini davet ettiğin bu tevhid dini ağır geldi. Allah ona, (bu hak dine) dilediklerini seçecek ve ona dönüb itaat edenleri hidayete erdirecektir.

****

42/ŞÛRÂ-13 İÇİN ANALİZ


Bismillâhirrahmânirrahîm

شَرَعَ لَكُم مِّنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَن يَشَاء وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ

Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

1.şerea: şeriat kıldı
2.lekum: size, sizin için
3.min ed dîni: dînden
4.mâ vassâ: vasiyet ettiği şey, farz kıldığı şey
5.bi-hi: onu, onunla
6.nûhan: Nuh
7.ve ellezî: ve o
8.evhaynâ: biz vahyettik
9.ileyke: sana
10.ve mâ vassaynâ: ve vasiyet ettiğimiz şey, farz kıldığımız şey
11.bi-hi: onu, onunla
12.ibrâhîme: İbrâhîm
13.ve mûsâ: ve Musa
14.ve îsâ: ve İsa
15.en ekîmû: ikame etmeleri, ayakta, hayatta tutmaları
16.ed dîne: dîn
17.ve lâ teteferrekû: ve ayrılığa düşmeyin, fırkalara ayrılmayın
18.fî-hi: onda, onun hakkında
19.kebure: büyük oldu, ağır geldi
20.alâ el muşrikîne: müşriklere
21.mâ ted'û-hum: onları davet ettiğin şey
22.ileyhi: ona, kendisine
23.allâhu: Allah
24.yectebî: seçer
25.ileyhi: ona, kendisine
26.men: kimse, kişi
27.yeşâu: diler
28.ve yehdî: ve hidayete erdirir, ulaştırır
29.ileyhi: ona, kendisine
30.men: kimse, kişi
31.yunîbu: yönelir


****

Kâinatın ezelî ve ebedî tek dîni Babamız Hz.İbrâhîm’in hanif dînidir (Arapça adıyla İslâm). Başka bir dîn hiç olmamıştır, kıyâmete kadar da hiç olmayacaktır.

3/ÂLİ İMRÂN-19: İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mâhtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.

Allahû Tealâ’nın insanlık için seçtiği tek dînin tek hedefi; mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılan insanoğlunun dünya ve ahiret mutluluğudur. Ve bu mutluluğun muhtevasında, Kur’ân’daki İslâm’ı yaşamak vardır.

Fakat ne yazık ki bugün İslâm dîninin müntesipleri bütünüyle mutsuz, huzursuz ve giderek yozlaşan, zulmün kol gezdiği bir yaşantıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu korkunç tablonun yegâne müsebbibi şüphesiz ki, 14 asır sonra bugün Kur’ân’daki İslâm’ın yaşanamıyor olmasıdır.

Tek Allah’ın tek dîni vardır. Ve dînîn yaşanmasında yegâne furkan, Kur’ân-ı Kerim’dir. Ne hazindir ki, bugünkü İslâmî tatbikatta Allah’ın hakikatlerinin yerini 1200 yıllık geçmişi olan hurafeler zinciri almıştır. Hidayet unutulmuştur. Günümüz dîn öğretisinde Allahû Tealâ’nın 4 teslim emrinin esamesi dahi anılmamaktadır.

Oysaki hidayet yoksa dîn de yoktur.

Bugün Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve dînini yaşadığını sadece zanneden insanlar topluluğu söz konusudur ve milyonlarca insan bu aldanışın içerisinde sonsuz bir cehennem hayatına yol almaktadır.

Hidayetin gizlendiği böylesi bir devrede, evlerinizin başköşesinde süsleyen Kur’ân-ı Kerim’leriniz acaba hayatınızın neresindedir?

İslâm dîninin müntesipleri, asırlardır ince ince örülen bu hurafe ağından kurtulmayı ne zaman dileyecek?

Unutulmamalıdır ki bozulan, dumura uğrayan şey dînin yegâne kaynağı Kur’ân-ı Kerim değil, İslâm müntesiplerinin dîni yaşayış şekilleridir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den 14 asır sonra bugün bütün İslâm ülkelerinde hurafelere ve el yazması kitaplara dayalı bir dîni yaşantı hükümferma olmuştur.

Hâl böyleyken ve hidayet gizlendiği için milyonlarca insan cehenneme sürüklenmekteyken, bu umarsız gidişe dur dememiz gerekmiyor mu?

Sizce hâlâ Kur’ân-ı Kerim’e sarılma zamanı gelmedi mi?

Bilerek ya da bilmeyerek hidayeti gizleyen sizler! Allah’ın hakikatleri âyet be âyet ortadayken, faydasız ilminizle daha ne kadar insanı karanlığa mahkûm edeceksiniz?

Artık bütün şıracı ve bozacıların susma vakti gelmiştir. Kur’ân-ı Kerim ait olduğu yere oturtulacak; hakkıyla öğrenilecek ve hayata geçirilecektir.


***

Allah’ın Daveti Nereyedir?

Şûrâ-13’te Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e: “Senin Kendisine çağırdığın şey müşriklere ağır geldi.” buyurduğuna göre, acaba Peygamber Efendimiz (S.A.V) insanları nereye çağırmıştır?

42/ŞÛRÂ-13: Şeraa lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Bilindiği üzere bütün peygamberler Allah’ın tasarrufu altındadır ve seçim hakları yoktur. Allah ne dilemişse sadece onu gerçekleştirmişlerdir. O halde evvelâ Allah’ın davetinin ne olduğuna bakmak gerekmektedir.

Ra’d Suresinin 14.âyet-i kerimesine göre Allah’ın daveti, sadece Zat’ınadır.

13/RA'D-14: Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ ke bâsitı keffeyhi ilâl mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıhî, ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Hakkın daveti O’nadır (Kendisinedir, Allah’adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.

O halde bütün peygamberler (basiret üzere, Allah’ı görerek) insanları sadece Allah’a davet etmişlerdir. Yetmez! Tüm zaman parçalarında bütün kavimlerde ardı arkası kesilmeksizin var olan risaletle vazifeli olan resûller de sadece ve sadece Allah’a davet etmişlerdir.

12/YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”

41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).
Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

40/MU'MİN-14: Fed’ûllâhe muhlisîne lehud dîne ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
Öyleyse dîni, O’na halis kılarak Allah’a davet edin. Kâfirler kerih görse de.

Âyet-i kerimelerden açıkça görülüyor ki bütün peygamberle ve kavim resûllerinin daveti sadece Allah’ın Zat’ınadır.

Öyleyse: “Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi.” ifadesindeki müşrikler kimlerdir?

Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyean, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Rum-31’deki insanlar Allah’a yönelerek takva sahibi olacaklar ve kurtuluşa erenler olacaktır. Burdaki yönelmenin Allah’a ulaşmayı dilemek olduğunu, cehenneme gidecek insanların açıklandığı Yûnus Suresinin 7. ve 8 âyetlerindeki “innellezîne lâ yercûne likâenâ”: Onlar Allah’a ulaşmayı dilemezler” ifadesinden kesin olarak öğreniyoruz.

Allah’a ulaşmayı dilemeyenler cehenneme gidecek olanlar ise, bunun tam zıttı olan takva sahipleri Allah’a ulaşmayı dileyerek (Allah’a yönelerek) takva sahibi olanlardır.

Bütün bu âyet-i kerimeler İslâm âleminin içinde bulunduğu durumu açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Allah’ın “Allah’a yönelin, Allah’a ulaşmayı dileyin” davetine icabet etmeyenler müşriklerdir. Onlar dînde fırkalara ayrılmışlardır ve her grup kendi elindekiyle kurtuluşa ereceğini zannetmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bundan 14 asır evvel “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, onlardan sadece bir tanesi kurtuluşa eren fırkayı, Fırkayı Naciye’yi oluşturacak.” buyurmuştur. Dîn adına yapılan araştırmalar göstermiştir ki dünya üzerinde 72 inanç grubu vardır. İşte bu 72 inanç grubunun her birinin içindeki çok küçük bir azınlık, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu 73.fırkadır. Ve kurtuluşa erecek olanlar da sadece onlardır.

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

Kur’ân-ı Kerim’de iki grup âmenûdan (mü’minden) söz edilmektedir.

1- Mü’minler: Allah’a inananlar
2- Hak mü’minler: Allah’a inanan ve inanmakla kalmayıp Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenler.

Bu iki grup içinden kurtuluşa erenler sadece hak mü’minlerdir. Çünkü onlar, Rum-31’de emredildiği üzere Allah’a yönelmiş olanlardır. Bu yönelmenin muhtevasında Allah’ın Zat’ına ulaşmak vardır. Şûrâ Suresinin 13.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, Allah’a yöneleni mutlaka Kendi Zat’ına ulaştıracağını garanti ederek, Rûm-31’deki yönelmenin Allah’ın Zat’ı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

...Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu); Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”

Ankebût Suresinin 5.âyet-i kerimesinde de Allah’a ulaşmayı dileyen kişi için Allah’ın tayin ettiği o günün mutlaka geleceği ifade edilmektedir.

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Buradaki ulaşma, ölmeden evvel Allah’a ulaşmaktır.

Yûnus Suresinin 7 ve 8.âyet-i kerimelerinde de Allahû Tealâ dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin, Allah’ın âyetlerinden gâfil olduklarını ve kazandıkları dereceler karşılığında gidecekleri yerin cehennem olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Gayy yolu ve hidayet yolu birbirinden ayrılmış ve serbest iradeyle yaratılan insanın kendi seçimine bırakılmıştır.

76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.
Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.

Kim Allah’a ulaştıran yolu dilerse o kişi şükredenlerdendir. Ancak Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olanların günahları örtülecektir.

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Ve cennet Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olanlar içindir.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttakîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe Allah’a ulaşmayın dileyerek şeytana kul olmaktan kendilerini kurtarmışlar ve cennetle müjdelenmişlerdir.

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Öyleyse Şûrâ Suresinin 13.âyet-i kerimesi Allah’a ulaşmayı dileyen herkes için başlı başına bir müjdedir.

HER KİM ALLAH’A YAŞARKEN RUHUNU ULAŞTIRMAYI DİLERSE, ALLAH O KİŞİNİN RUHUNU MUHAKKAK KENDİSİNE ULAŞTIRACAKTIR (ŞÛRÂ-13) VE BU KİŞİ DAHA DİLEĞİNİ YAPTIĞI ANDA CENNETLE MÜJDELENMİŞTİR (ZUMER-17).

Allah hepinizden razı olsun.

****

42/ŞÛRÂ-13 ÂYETİNDE HİDAYET NASIL GİZLENMİŞTİR?


“Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb: Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).” ifadesinde yer alan "yehdi ileyhi: O'na (Allah'a) ulaştırır" anlamına gelir. Dikkat ediniz ki Rabbimiz Rad-14'de davetinin Kendisine olduğunu ve Hicr Suresinin 41. âyetinde de Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştıran yol olduğunu buyurmaktadır.

13/RA'D-14: Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). ...

15/HİCR-41: Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”

2/BAKARA-120: Allah'a ulaşmak var ya, işte o hidayettir.

3/ÂLİ İMRÂN-73: Hidayet; Allah'a ulaşmaktır.

Kur'ân-ı Kerim'de yüzlerce âyet insan ruhunun Allah'a ulaşmasının bir tek dileğe bağlı olduğunu ve insan ruhunun Allah'a ulaşmasının hidayet olduğunu açıklamıştır. Buna rağmen "Allah'a ulaştırır" ifadesini meâllerinden çıkararak "doğru yola ulaştırır" ifadesini ekleyen mütercimlerimiz HİDAYETİ GİZLEMİŞLERDİR.

****

DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER
Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lâfzının tam manâsının tercümeler ile verilemiyeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.


Ahmet Varol: O: 'Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye dinden Nuh'a buyurduğunu, sana vahyettiğimizi ve İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya buyurduğumuzu sizin için de bir şeriat kıldı. Müşrikleri kendisine çağırdığın şey onlara ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve gönülden yöneleni kendine iletir.

Ali Bulaç: O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.

Diyanet İşleri: “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

Elmalılı Hamdi Yazır: Sizin için: dinden Nuha tavsıye ettiğini ve sana vahyeylediğimizi ve İbrahime ve Musâya ve Isâya tavsıye kıldığımızı teşri' buyurdu şöyle ki: dinî doğru tutun ve onda tefrikaya düşmeyin, müşriklere bu da'vet ettiğin emir ağır geldi, Allah ona dileklerini seçecek ve yüz tutanları ona hidâyetle irdirecektir

Elmalılı (sadeleştirilmiş): O, size dinde Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi ve İbrahim, Musa ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi de kanun kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin! Bu davet ettiğin iş müşriklere ağır geldi. Allah, ona dilediklerini seçecek ve kendine yüz tutanları (yönelenleri) de ona hidayetle eriştirecektir.

Gültekin Onan: O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Tanrı, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.

Hayrat Neşriyat: (O Allah ki;) 'Dîni ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!' diye Nûh’a kendisiyle tavsiye etmiş olduğunu, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya kendisiyle tavsiye etmiş olduğumuzu, size dinden şeriat kıldı. Onları kendisine da'vet etmekte olduğun (bu din), müşrikler(in gözlerin)e büyüdü (kendilerine ağır geldi). Allah, dilediği kimseyi ona (o dîne)seçer; (kendisine) yönelen kimseyi de ona hidâyet eder.

İbni Kesir: Dine bağlı kalın ve onda tefrikaya düşmeyin, diye dinden Nuh'a buyurduğunu, size de teşri buyurdu. Sana vahyettiğimizi ve İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya buyurduğumuzu. Kendilerini çağırdığın bu şey; müşriklere ağır geldi. Allah; dilediğini kendisine seçer. Kendisine yöneleni de hidayete iletir.

İmam İskender Ali Mihr: (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Ömer Öngüt: "Dine bağlı kalın ve dinde ayrılığa düşmeyin. " diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini dâvet ettiğin şey müşriklere pek ağır geldi. Allah dilediği kulunu zâtına seçer ve kendisine yönelen kimseyi de hidayete iletir.

Tefhim-ul Kuran: O: «Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin» diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırmakta olduğun şey, müşrikler üzerine ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete eriştirir.

****

42/ŞÛRÂ-13 İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU SONUÇLARI


Bu âyette hidayetin gizlendiği meâller: Abdulbaki Gölpınarlı, Adem Uğur, Ahmed Hulusi, Ahmet Tekin, Bekir Sadak, Celal Yıldırım, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Hasan Basri Çantay, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Şaban Piriş, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Ümit Şimşek, Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 19 kişi)

Bu âyette temel kavramların gizlendiği meâller: - (TOPLAM: 0 kişi)

Bu âyette hatalı/eksik meâller: Ali Fikri Yavuz (TOPLAM: 1 kişi)

Bu âyet için doğru meâller: Ahmet Varol, Ali Bulaç, Diyanet İşleri, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Gültekin Onan, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, İmam İskender Ali Mihr, Ömer Öngüt, Tefhim-ul Kuran (TOPLAM: 11 kişi)

****

UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.

****


EK-1: DİYANET İŞLERİ KİME HİZMET EDİYOR?

Hidayeti Gizleyenler Raporlarımızın dördüncüsü olan Şûrâ-13’e ilişkin analizin “hidayeti gizleyenler” bölümünde, Diyanet İşlerimizin meâli yer almamaktadır. Bu durum ilk bakışta son derece sevindirici gibi görünse de acaba gerçekten sevindirici bir haber midir?

Gelin beraberce ilk 4 raporumuzda Diyanet İşlerinin karnesini değerlendirelim:

RAPOR-1: 15/HICR-41

15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Diyanet İşleri: (41-42) Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.

Hicr-41 meâline göre Diyanet İşlerimiz Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştırdığını biliyor. (1. veri)

RAPOR-2: 48/FETİH-20

48/FETİH-20: Vaadekumullâhu megânime kesîreten te’huzûnehâ fe accele lekum hâzihî ve keffe eydiyen nâsi ankum, ve li tekûne âyeten lil mu’minîne ve yehdiyekum sırâtan mustekîmâ(mustekîmen).
Diyanet İşleri: Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah, böyle yaptı) ki, bunlar mü’minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.

FETİH-20'de "yehdi" kelimesini "iletir, ulaştırır" şeklindeki doğru anlamında kullanan Diyanet İşleri, aynı âyette Sıratı Mustakîm’i "doğru bir yol" olarak tercüme etmiştir. Bu işte bir yanlışlık olmalı diye düşünüp, HİCR-41'e bir daha bakıyoruz ve görüyoruz ki: Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştıran yol olduğunu açıklıyorlar, yani Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştırdığını biliyorlar ve FETİH-20'de bunu gizliyorlar. (2. veri)

RAPOR-3: 32/SECDE-9

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Diyanet İşleri: Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

3. raporumuzda doğru meâl veren Diyanet İşlerimizin insanın fizik bedeni dışında "dizayn edilen (şekillendirilen)" bir nefsi olduğunun farkında olduğunu düşünüyoruz, ancak emin olabilmek için Şems Suresinin 7. âyetine verdikleri meâle bakarak sağlama yapıyoruz.

91/ŞEMS-7: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Diyanet İşleri: Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip andolsun.

Secde-9 ve Şems-7'ye göre Diyanet İşlerimiz bir insanın fizik beden, nefs, ruh ve serbest iradeden oluştuğunu bilmekte ve meâlinde yer vermektedir. (3. veri)

RAPOR-4: 42/ŞÛRÂ-13

42/ŞÛRÂ-13: ... yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
Diyanet İşleri: ... İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

4. raporumuzda da doğru meâl veren Diyanet İşlerimiz "yehdî: ulaştırır", "ileyhi: O'na (Allah'a)", "men: kişiyi", "yunîb: (içtenlikle) Allah'a yönelen" kelimelerinin tümünü doğru tercüme etmektedir, anlamlarını bilmektedir. (4. veri)

ARA KARNE

İlk dört raporun sonunda Diyanet İşlerimizin 4 âyetin 3 tanesinde doğru meâl vermiş olmaları takdire şayan bir davranış olarak görünüyor. Hemen 4 verimizi hatırlayarak kendilerine tebriklerimizi iletelim.

DİYANET İŞLERİ MEÂLİ HAKKINDA EDİNDİĞİMİZ VERİLER
1. VERİ: Hicr-41 meâline göre Diyanet İşlerimiz Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştırdığını biliyor. (1. veri)
2. VERİ: FETİH-20'de "yehdi" kelimesini "iletir, ulaştırır" şeklindeki doğru anlamında kullanan Diyanet İşleri, aynı âyette "Sıratı Mustakîm"i "doğru bir yol" olarak tercüme etmiştir. Bu işte bir yanlışlık olmalı diye düşünüp, HİCR-41'e bir daha bakıyoruz ve görüyoruz ki: Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştıran yol olduğunu açıklıyorlar, yani Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştırdığını biliyorlar ve FETİH-20'de bunu gizliyorlar. (2. veri)
3. VERİ: Secde-9 ve Şems-7'ye göre Diyanet İşlerimiz bir insanın fizik beden, nefs, ruh ve serbest iradeden oluştuğunu bilmekte ve meâlinde yer vermektedir. (3. veri)
4. VERİ: 4. raporumuzda da doğru meâl veren Diyanet İşlerimiz "yehdî: ulaştırır", "ileyhi: O'na (Allah'a)", "men: kişiyi", "yunîb: (içtenlikle) Allah'a yönelen" kelimelerinin tümünü doğru tercüme etmektedir, anlamlarını bilmektedir. (4. veri)

Bu verilere göre Diyanet İşlerimiz tercüme kalitesi açısından göz doldurmaktadır.

Yoksa bu veriler sadece bir göz boyama mıdır?




BÜYÜTEÇ

Şûrâ-13; bir insanın yaşarken Allah'a ruhunu ulaştırmayı dilemesi halinde Allah'ın bu vazifeyi (hidayete erdirmeyi, yani o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırmayı) Kendi üzerine aldığını gösteren çok önemli bir MÜJDE âyetidir. Aynı MÜJDE, aynı kelimelerle RA'D Suresinin 27. âyetinde de yer almaktadır.

42/ŞÛRÂ-13: ... yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
13/RA'D-27: ... yehdî ileyhi men enâb(enâbe)


"enab, münîb ve yunîb" aynı kökten gelirler ve aynı kelimenin "Allah'a yönelen, Allah'a yönelmiş" şeklinde asli manâyı değiştirmeyen halleridir.

Şûrâ Suresinin 13. âyetine Diyanet İşlerimiz doğru meâl verdiği için Ra'd Suresinin 27. âyetinde de aynı anlamı (MÜJDE'yi) meâllerinde kullanacaklarına emin olarak Diyanet İşlerimizin meâlinde Ra'd 27'yi açıyoruz:


42/ŞÛRÂ-13 (Diyanet İşleri): ... İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

13/RA'D-27 (Diyanet İşleri): ... kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.

Bir dikkatsizlik sonucu "ona" kelimesi "doğru yola" olarak tercüme edilebilir mi?

Hadi diyelim ki bir hatadır olmuş, 3. verimize göre bir insanın "fizik beden, nefs, ruh ve serbest irade" dörtlüsüne sahip olduğunu bilen Diyanet İşlerimizin internet sitesine beraberce bir göz atalım:

***

RUH GÖÇÜ
Kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=142

... İslâm inancına göre ruh, ezelî olmayıp sonradan yaratılmıştır. O, bedenin tamamlayıcısıdır. Ahirette beden yeniden yaratılınca ruh tekrar ona iade edilecektir. Dolayısıyla dünyadaki ameline göre mükâfat veya cezaya muhatap olacaktır. ...


***

  • Allah "Kendi ruhumdan üfürdüm (Secde-9)" diyor, siz diyorsunuz ki, "ruh bir yaratıktır, sonradan yaratılmıştır."
  • Allah "Ruh Rabbin emrindedir (İsrâ-85)" diyor, siz diyorsunuz ki, "ruh mükâfat veya cezaya muhataptır", yani yapılan kötülüklerin sorumlusu ruhtur, öyle mi?

    Hayır Siz Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi söylüyorsunuz!

    7/A'RÂF-28: Ve izâ faalû fâhişeten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ, kul innallâhe lâ ye’muru bil fahşâi, e tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
    Kötü (çirkin) bir şey yaptıkları zaman: “Babalarımızı onun üzerinde bulduk (onlardan böyle gördük) ve Allah onu bize emretti.” dediler. (Onlara şöyle) de: “Muhakkak ki; Allah, fahşayı (kötülüğü, çirkinliği) emretmez. Allah’a bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?”

    Söyleyin artık, sizin kitabınız Kur'ân olmadığına göre, siz hangi kitaba göre hüküm veriyorsunuz, kime hizmet ediyorsunuz?

    KuranMeali.org, 16 Nisan 2011 Cumartesi

    Benzer konular

    Değerlendirmeler

    (2)
    saved rating
     
    50,00%
    (0)
    saved rating
     
    0,00%
    (0)
    saved rating
     
    0,00%
    (0)
    saved rating
     
    0,00%
    (2)
    saved rating
     
    50,00%
    Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
    Görüşünü paylaş
    Tartışma başlat
    "ŞÛRÂ Suresi 13. âyeti için Hid..." için, toplam 4 sonuç arasından 1 - 4 arası sonuçlar
    saved rating

    Doğru yol

    Doğru yola ulaştırır ifadesi ile Allah'a ulaştırır ifadesi arasında mana olarak ne fark var? "Doğru yol" dan kasıt zaten "Allah'a ulaştırır yol" değil mi? Mana düzeyindeki hataları göstermeniz gerekirken neden aynı kapıya çıkan ifadelere takılıyor...
    Misafir: , 26.06.2018
    saved rating

    Doğru yol

    Doğru yola ulaştırır ifadesi ile Allah'a ulaştırır ifadesi arasında mana olarak ne fark var? "Doğru yol" dan kasıt zaten "Allah'a ulaştırır yol" değil mi? Mana düzeyindeki hataları göstermeniz gerekirken neden aynı kapıya çıkan ifadelere takılıyor...
    Misafir: , 26.06.2018
    saved rating

    HİDAYET

    HİDAYET'i gizlemek günahmıdır ?
    , 15.07.2016
    saved rating

    tam anlamını kavramalıyız..

    bu araştırmalar ufuk açıyor..yanlışlar doğrularla yer değiştiriyor..yola devam..
    , 07.07.2016

    Benzer konular

  • Üye Girişi
    e-posta
    Parola
    Beni hatırla