RA'D Suresi 21. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 6)

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Hidayeti Gizleyenler Raporları » RA'D Suresi 21. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 6)
share on facebook  tweet  share on google  print  

RA'D Suresi 21. âyeti için Hidayeti Gizleyenler Raporu (RAPOR- 6)

Hidayeti Gizleyenler Raporları

KuranMeali.org
21.04.2011 00:00

RA'D Suresi 21. âyetinde hidayet nasıl gizlenmiştir?

Biz âyetteki tüm kelimeleri tek tek sözlükten incelediğimizde aşağıdaki kelimelerin âyette yer almadığı kesindir:
  • "gözetilmek" (Adem Uğur, Ali Fikri Yavuz, Diyanet Vakfı, Suat Yıldırım)
  • "birleştirmek" (Ahmed Hulusi, Ahmet Tekin, Bekir Sadak, Diyanet İşleri (eski), Edip Yüksel, Hayrat Neşriyat, Şaban Piriş, Ümit Şimşek)
  • "bitiştirmek" (İbni Kesir, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Süleyman Ateş)
  • "riâyet", "haklar", "hukuk" (Ahmet Tekin, Diyanet İşleri, Elmalılı Hamdi Yazır ve sadeleştirilmiş(!) meâlleri, )
  • "sürdürülecek ilişki" (Fizilal-il Kuran)
  • "sıkı tutulacak (bağlar)" (Muhammed Esed)
  • "peygamber", "tebliğ", "davet", "şer'i kurallar" (Ahmet Tekin)

    Adem Uğur, Ahmed Hulusi, Ahmet Tekin, Ali Fikri Yavuz, Bekir Sadak, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Şaban Piriş, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Ümit Şimşek Hocalarımızın tümüne birden soralım:

    PARDON AMA; SİZ BU KELİMELERİ NEREDEN BULDUNUZ?

    Bakınız, içinizden sözlerimize kızanlar olduğunu ve bir yanlışımızı yakalamak için seferber olduğunuzu biliyoruz. Sözlerimize itirazınız var ise, bizimle muhakkak irtibata geçiniz, böylece size de Kur'an âyetleriyle doğruyu öğretmenin ve sizi de cehennemden kurtarmanın mutluluğunu yaşarız.

    ****

    Âyetin anlamının değiştirildiği bazı meâl hataları bölümünde ismi yer alan yedi hocamızın (Abdulbaki Gölpınarlı, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Celal Yıldırım, Hasan Basri Çantay, Tefhim-ul Kuran, Yaşar Nuri Öztürk) ise "bi-hi : ona" kelimesini gözlerinden kaçırmış oldukları ve bu âyette hidayeti gizlemedikleri (dikkatsizlik yaptıkları) görülmektedir, yapılan hatada bir kasıt olmadığı açıktır.

    Çünkü bu bölümdeki yedi hocamız "yasılûne: ulaştırırlar, vasıl ederler" ve "en yûsale: ulaştırmak" ifadesini doğru tercüme etmişler; böylece Allah'a bir şeyin ulaştırılmasının farziyetini büyük oranda açıklamışlardır. Ama onlar da ulaştırılması emredilen şeyin (ruhun) nereye ulaştırılması gerektiğinden bahsetmiyorlar. Hedef ruhun Allah'a ulaştırılması olduğu halde bütün meâller hedefi yok etmiş. Oysaki, Allahû Tealâ “bihî” kelimesini kullanmış ve “O'na, kendi Zat'ına” ulaştırılmasını bu âyetle emretmiştir.

    13/RA'D-21 ÂYETİ İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU

    13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).



    ****

    HİDAYETİN GİZLENDİĞİ MEÂLLER
    Yukarıdaki başlık Bakara Suresinin 159. âyetinde "hidayeti gizleyenler" ifadesinden esinlenerek verilmiştir. Hidayetin, insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaştırılması olduğu (1. teslim) ve diğer teslimlerin (toplam 4 teslim) gizlenmesi, İblisin bugün ülkemizi de içine alan İslâm Coğrafyasındaki en büyük tuzağıdır. Hidayetin gizlenmesi; tüm insanlığı ebedî cehennem hayatına sürüklediği için Allah'a îmân eden herkesin, yegâne kurtuluş kapısı olan hidayeti muhakkak öğrenmeleri ve dilemeleri gerekmektedir. Bu yazı dizimizde bu paragrafta gördüğünüz tüm ifadeler birer birer âyetlerle ispat edilecektir.


    Adem Uğur: Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.

    Ahmed Hulusi: Onlar, Allâh'ın BİRleştirilmesini emrettiği şeyi BİRleştirirler ("oluşmuş benlik"le "orijin benlik"in "bir"leşmesiyle oluşan yaşam boyutu); Rablerinden (Esmâ özelliklerinin muhteşem sonsuzluğundan) haşyet duyarlar; hesabın kötüsünden (hakkını vermemenin sonuçlarından) korkarlar.

    Ahmet Tekin: Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini, birleştirilmesini, bütün peygamberlerin tek davet ve tebliğ konusu İslâm dinindeki devamlılığı sağlayan hükümleri, Kur’ân âyetlerinin irtibatlandırılarak bütünlük içinde düşünülmesini, uygulanmasını emrettiği şer’î kuralları, şer’î düzeni eksiksiz uygulayanlar, Rablerinden korkanlar, kötü bir hesaptan, ağır bir sorgulamadan endişe edenlerdir.

    Ali Fikri Yavuz: Onlar ki, Allah’ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler (akrabalık bağlarını devam ettirirler ve iyilikte bulunurlar)? Rablerine saygı beslerler ve kötü hesabdan korkarlar.

    Bekir Sadak: Onlar, Allah'in birlestirilmesini emrettigi seyi birlestirirler, Rablerinden korkarlar; kotu hesaptan urkerler.

    Diyanet İşleri: Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.

    Diyanet İşleri (eski): Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler.

    Diyanet Vakfi: Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.

    Edip Yüksel: Onlar ki ALLAH'ın birleştirmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rab'lerini sayarlar ve kötü hesaptan korkarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır: ve onlar ki Allahın riayet edilmesini emrettiği hukuka riâyet ederler, Rablarına saygı besler ve hisâbın kötülüğünden korkarlar

    Elmalılı (sadeleştirilmiş): Ve onlar ki, Allah'ın, riayet edilmesini emrettiği haklara riayet ederler; Rablerine saygı besler ve hesabın kötü çıkmasından korkarlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Ve onlar ki, Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeye riayet ederler ve Rablerine saygı gösterirler ve hesabın kötülüğünden korkarlar.

    Fizilal-il Kuran: Yine onlar, Allah'ın sürdürülmesini emrettiği ilişkileri sürdürürler. Rabblerinden korkarlar ve kötü hesaplaşmadan ürkerler.

    Hayrat Neşriyat: Ve onlar ki, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabâlar ve mü’minler arasında olması gereken bağı) birleştirirler; Rablerinden korkarlar ve hesâbın kötüsünden endişe ederler.

    İbni Kesir: Ve onlar ki; Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler. Rabblarından korkarlar ve kötü hesabdan ürkerler.

    Muhammed Esed: ve onlar ki, Allah'ın sıkı tutulmasını buyurduğu (bağları) sıkı tutarlar; Rablerine karşı son derece saygılı ve duyarlı davranır, (O'nun çağrısına sağır kalanları bekleyen) o pek kötü hesaptan korkarlar;

    Ömer Nasuhi Bilmen: Onlar ki, Allah Teâlâ'nın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler ve Rablerinden haşyette bulunurlar ve fena hesaptan korkarlar.

    Ömer Öngüt: Onlar Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler. Rablerinden korkarlar ve en kötü hesaptan ürkerler.

    Şaban Piriş: Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirenler, Rab’lerinden korkanlar; kötü hesaptan korkanlardır.

    Suat Yıldırım: Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözetirler. Rab’lerinden çekinir ve pek çetin bir hesaptan endişe ederler.

    Süleyman Ateş: Ve onlar Allâh'ın bitiştirilmesini istediği şeyi bitiştirirler. Rablerine karşı saygılı olur ve en kötü hesaptan korkarlar.

    Ümit Şimşek: Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar, hesabın kötü çıkmasından çekinirler.

    ****

    İSLÂM'IN TEMEL KAVRAMLARININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ MEÂLLER
    Meâllerde İslâm'ın temel diğer kavramlarının (takva, nebî-resûl, nefs tezkiyesi, kul, velâyet kademeleri {fenâ, bekâ, züht, muhsin, ulûl'elbab, muhlis, sâlih}, kâfir, îmân, vb.) tefsirlerde ve sözlüklerde mânâları değiştirilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak bugün toplumlar temel İslâm kavramlarını öğrenememekte ve Allah ile olan ilişkilerini "Kur'ân'da emredilen standartlarda" geliştirememektedirler.


    Gültekin Onan: Ve onlar Tanrı'nın ulaştırılmasını buyurduğu şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.

    ****

    ÂYETİN ANLAMININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ DİĞER BAZI MEÂL HATALARI
    Bu kategorideki Meâl hataları hatanın türüne göre bazen çok önemli olabilmekle beraber, bazen de asıl olan anlatımın içerisinde yanlış anlaşılmalara yol açan hatalardır. Bu kategoriye dahil edilmiş tüm hatalarda; hatanın derecesini anlayabilmek adına muhakkak "analiz" bölümündeki ilgili bölümü okuyunuz.


    Abdulbaki Gölpınarlı: Onlardır Allah neyi ulaştırmayı emrettiyse ulaştıranlar ve Rablerinden ürkerler ve kötü hesaptan korkarlar.

    Ahmet Varol: Onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiğini ulaştırır, Rabblerinden çekinir ve kötü sorgulamadan korkarlar.

    Ali Bulaç: Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.

    Celal Yıldırım: Onlar ki, Allah'ın ulaştırıp (yerine getirilmesini) emrettiği şeyi ulaştırırlar ve hesabın kötüye gitmesinden endişe duyarlar.

    Hasan Basri Çantay: Onlar ki Allahın ulaşdırılmasını (idâme ve riaayet edilmesini) emretdiği şey'i ulaşdırırlar (ona riaayet ederler). Rablerinden korkarlar, (bilhassa) kötü hesâbdan endîşe ederler.

    Tefhim-ul Kuran: Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.

    Yaşar Nuri Öztürk: Onlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden korkarlar ve hesabın kötüsünden ürperti duyarlar.

    ****

    13/RA'D-21 İÇİN ANALİZ


    Bismillâhirrahmânirrahîm

    وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ

    Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

    1.ve ellezîne: ve o kimseler, onlar
    2.yasılûne: ulaştırırlar, vasıl ederler
    3.mâ emerallâhu (emere allâhu): Allah'ın emrettiği şeyi
    4.bi-hi: ona
    5.en yûsale: ulaştırmak
    6.ve yahşevne: ve korkarlar, huşû duyarlar
    7.rabbe-hum: onların Rab'leri, Rab'lerine
    8.ve yehâfûne: ve korkarlar
    9.sûe el hisâbi: hesabın kötüsü, kötü hesap


    ****

    RA'D-21

    13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
    Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

    "Ulaşma" kökünden gelen "yasılûne, en yûsale" kelimeleri Türkçemize uzak kelimeler değildir. Vasıl olmak, vasıta, vuslat gibi yine aynı kökten türeyen bir çok kelime Türkçe'ye girmiş ve halen kullanılmaktadır.

    Şimdi âyetin tüm kelimelerini bir araya getirerek dikkatle bakalım:

    1. ve ellezîne: ve o kimseler
    2. yasılûne: ulaştırırlar, vasıl ederler
    3. mâ emerallâhu (emre allâhu): Allah'ın emrettiği şeyi
    4. bi-hi: ona
    5. en yûsale: ulaştırmak
    6. ve yahşevne: ve korkarlar, huşû duyarlar
    7. rabbe-hum: onların Rab'leri
    8. ve yehâfûne: ve korkarlar
    9. sûe el hisâbi: kötü hesap

    Ve onlar Allah'ın, Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi, O'na ulaştırırlar. Ve Rab'lerine huşû duyarlar ve kötü hesaptan korkarlar.

    ALLAH'IN KENDİSİNE ULAŞTIRILMASINI EMRETTİĞİ ŞEY NEDİR?

    3. raporumuz olan Secde-9'da insanın yaratılışını anlatmıştık. Bir insan;
    1. Ruh
    2. Fizik beden
    3. Nefs
    4. Ve iradeden müteşekkil bir varlıktır.
    İslâm, "Allah'a teslim olan" anlamına gelir ve İslâm'da 4 emanetin de Allahû Tealâ'ya teslim edilmesi farzdır.

    39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
    Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

    Bu emanetler içerisinde sadece ruh istisnâi bir duruma sahiptir, çünkü ruh bir yaratık değildir. Ruh; Allah'ın ruhudur (Allah Kendisinden üfürerek ihsan etmiştir) ve insana emanet olarak verilmiştir.

    32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
    Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

    33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehâl insânu, innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
    Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

    Ruhun teslimi (Allah'a ulaşması) 1. teslimdir ve bu dört emanet arasında sadece ruh Allah'a ulaşabilir.

    Ahzâb-72'yi açıklayan bazı âlimler; sadece insana verilen bu emaneti "irade" imiş gibi açıklasalar da, bu ifadenin Kur'ân'a aykırı olduğu kesindir. Cinlerin de iradesi vardır, onlarda iradeleriyle aldıkları kararlar neticesinde cennet ve cehennemi hak edeceklerdir.

    ALLAH'IN KENDİSİNE ULAŞTIRILMASINI EMRETTİĞİ ŞEY RUHTUR!

    Hidayet; Allah'a ulaşmaktır.

    3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
    Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

    Allah'a ulaşmayı dileyenler cennet ile müjdelenmişlerdir.

    39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
    Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

    Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin gidecekleri yer ebedî olarak kalmak üzere cehennemdir.

    10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
    Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

    10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
    İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).




    Allah, Allah'a ulaşmayı dileyenlerin ruhlarını muhakkak Kendisine ulaştırır.

    29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
    Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

    Halkımız için bir not:

    Bize şaşkınla bir çoğunuz aynı soruyu soruyorsunuz: "Kur'ân meâli yazarları Allah'ın âyetlerini gizlemek cesaretini nasıl gösterebiliyorlar?"

    Bu sorunun yanıtı basittir sevgili kardeşlerimiz. İçlerinden bir çoğu bunu kasıtsız olarak yapmaktadır. Çünkü bizim âlimlerimiz zannediyorlar ki; ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür.

    Kur'ân'a tamamen aykırı bu hurafe dînimize 1.100 yıllarında SAHTE HADİSler ve dîn düşmanı mütefsirlerce uydurulmuş ve zaman içerisinde Kur'ân'dan hiç sorgulanmadığı için sanki gerçek zannedilmiştir. Tarihin tüm zaman dilimlerinde bu hurafelere aldanmayan ve dîni Kur'ân'dan öğrenen bir çok hak tarikât olmuş, o tarikâta bağlı tüm müridler ruhlarını muhakkak Allah'a ulaştırmışlardır.

    11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
    Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.



    ****

    13/RA'D-21 ÂYETİNDE HİDAYET NASIL GİZLENMİŞTİR?


    Biz âyetteki tüm kelimeleri tek tek sözlükten incelediğimizde aşağıdaki kelimelerin âyette yer almadığı kesindir:
  • "gözetilmek" (Adem Uğur, Ali Fikri Yavuz, Diyanet Vakfı, Suat Yıldırım)
  • "birleştirmek" (Ahmed Hulusi, Ahmet Tekin, Bekir Sadak, Diyanet İşleri (eski), Edip Yüksel, Hayrat Neşriyat, Şaban Piriş, Ümit Şimşek)
  • "bitiştirmek" (İbni Kesir, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Süleyman Ateş)
  • "riâyet", "haklar", "hukuk" (Ahmet Tekin, Diyanet İşleri, Elmalılı Hamdi Yazır ve sadeleştirilmiş(!) meâlleri, )
  • "sürdürülecek ilişki" (Fizilal-il Kuran)
  • "sıkı tutulacak (bağlar)" (Muhammed Esed)
  • "peygamber", "tebliğ", "davet", "şer'i kurallar" (Ahmet Tekin)

    Adem Uğur, Ahmed Hulusi, Ahmet Tekin, Ali Fikri Yavuz, Bekir Sadak, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Şaban Piriş, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Ümit Şimşek Hocalarımızın tümüne birden soralım:

    PARDON AMA; SİZ BU KELİMELERİ NEREDEN BULDUNUZ?

    Bakınız, içinizden sözlerimize kızanlar olduğunu ve bir yanlışımızı yakalamak için seferber olduğunuzu biliyoruz. Sözlerimize itirazınız var ise, bizimle muhakkak irtibata geçiniz, böylece size de Kur'an âyetleriyle doğruyu öğretmenin ve sizi de cehennemden kurtarmanın mutluluğunu yaşarız.

    ****

    Âyetin anlamının değiştirildiği bazı meâl hataları bölümünde ismi yer alan yedi hocamızın (Abdulbaki Gölpınarlı, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Celal Yıldırım, Hasan Basri Çantay, Tefhim-ul Kuran, Yaşar Nuri Öztürk) ise "bi-hi : ona" kelimesini gözlerinden kaçırmış oldukları ve bu âyette hidayeti gizlemedikleri (dikkatsizlik yaptıkları) görülmektedir, yapılan hatada bir kasıt olmadığı açıktır.

    Çünkü bu bölümdeki yedi hocamız "yasılûne: ulaştırırlar, vasıl ederler" ve "en yûsale: ulaştırmak" ifadesini doğru tercüme etmişler; böylece Allah'a bir şeyin ulaştırılmasının farziyetini büyük oranda açıklamışlardır. Ama onlar da ulaştırılması emredilen şeyin (ruhun) nereye ulaştırılması gerektiğinden bahsetmiyorlar. Hedef ruhun Allah'a ulaştırılması olduğu halde bütün meâller hedefi yok etmiş. Oysaki, Allahû Tealâ “bihî” kelimesini kullanmış ve “O'na, kendi Zat'ına” ulaştırılmasını bu âyetle emretmiştir.

    ****

    DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER
    Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lâfzının tam manâsının tercümeler ile verilemiyeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.


    İmam İskender Ali Mihr: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

    ****

    13/RA'D-21 İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU SONUÇLARI


    Bu âyette hidayetin gizlendiği meâller: Adem Uğur, Ahmed Hulusi, Ahmet Tekin, Ali Fikri Yavuz, Bekir Sadak, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Şaban Piriş, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Ümit Şimşek (TOPLAM: 22 kişi)

    Bu âyette temel kavramların gizlendiği meâller: Gültekin Onan (TOPLAM: 1 kişi)

    Bu âyette hatalı/eksik meâller: Abdulbaki Gölpınarlı, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Celal Yıldırım, Hasan Basri Çantay, Tefhim-ul Kuran, Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 7 kişi)

    Bu âyet için doğru meâller: İmam İskender Ali Mihr (TOPLAM: 1 kişi)

    ****

    UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.
    KuranMeali.org, 21 Nisan 2011 Perşembe

    Benzer konular

    Değerlendirmeler

    Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
    Görüşünü paylaş
    Tartışma başlat

    Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

    Benzer konular

  • Üye Girişi
    e-posta
    Parola
    Beni hatırla