"Kur'ân-ı Kerim'e göre cennet ve cehennem ehli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?" anket değerlendirmesi

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz » "Kur'ân-ı Kerim'e göre cennet ve cehennem ehli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?" anket değerlendirmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

"Kur'ân-ı Kerim'e göre cennet ve cehennem ehli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?" anket değerlendirmesi

Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz

KuranMeali.org
09.08.2009 00:00

 

Bugüne kadar "Cennet ve Cehennem" konusunda bize iletilen suallerde, "Kur'ân-ı Kerim’e tamamen aykırı" olan bir çok inanışla karşılaştık sevgili okurlarımız. Kuranmeali.org olarak bizler, bu bid’at karanlığının günümüze ne denli hâkim olduğunu ortaya koymak ve insanların hangi hurafelere dayalı olarak amel ettiğini tespit edebilmek adına, bir anket düzenledik ve katılımcılarımızın sadece %33'ünün doğru şıkkı bildiği şu soruyu sorduk:

Kur'ân-ı Kerim'e göre cennet ve cehennem ehli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?


Anket Sonuçları

Anketimiz tamamlandığında şöyle bir tabloyla karşılaştık:
  1. Günah tartıları ağır kişi cehenneme, sevapları fazla olan kişi cennete gider ve orada ebediyyen kalırlar. (466 kişi, %33)
  2. Bir kişi günahları miktarınca cehennemde kalır ve sonra cennete geçer. (648 kişi, %46)
  3. Bir kişi Müslüman ise muhakkak cennete gider. (303 kişi, %21)
Günah tartıları ağır kişi cehenneme, sevapları fazla olan kişi cennete gider ve orada ebediyyen kalırlar. (466 kişi, %33)
Bir kişi günahları miktarınca cehennemde kalır ve sonra cennete geçer. (648 kişi, %46)
Bir kişi Müslüman ise muhakkak cennete gider. (303 kişi, %21)
SONUÇ: Anketimize 1417 kişi katılmış ve katılımcıların sadece %32,9’unu teşkil eden 466 kişi, cennet ve cehennem ehli konusundaki Kur'ân-ı Kerim gerçeğini; yani “Günah tartıları ağır gelen kişi cehenneme, sevapları fazla olan kişi cennete giderler, ebediyen kalırlar.” ifadesini desteklemişlerdir.

DOĞRU SEÇENEK: Günah tartıları ağır olanlar cehenneme, sevapları fazla olanlar cennete giderler ve orada ebediyyen kalırlar.

Mu’minûn Suresi 102. ve 103. âyetlerde açıkça belirtildiği üzere "sevap tartıları ağır gelenler ebediyyen kalmak üzere cennete, günah tartıları ağır gelenler ise ebediyen kalmak üzere cehenneme gideceklerdir."

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.




AÇIKLAMALAR

Cennet ve cehennem ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'e aykırı bid'atler
Bugüne kadar "Cennet ve Cehennem" konusunda bize iletilen suallerde, "Kur'ân-ı Kerim’e tamamen aykırı" olan şu inanışlarla karşılaştık sevgili okurlarımız;
  1. Bir kişi Müslüman ise cennete gider.
  2. Sadece Müslümanlar cennete gider.
  3. Kelime-i Şahadet getiren herkes cennete gider.
  4. Kıyâmet günü Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in şefaat ettiği kimseler cennete giderler.
  5. "Lâ ilâhe illlallah" diyen herkes cennete gider.
  6. İslâm’ın 5 şartını yerine getirenler cennete gider.
  7. Bir insan günahları kadar cehennemde kaldıktan sonra muhakkak cennete gider.
Bu liste aslında çok daha uzundur. Ancak bütün bu inanışlar, birçok insan tarafından gerçekmiş gibi kabul gören bid'atlerdir.


Kuranmeali.org olarak bizler, bu bid’at karanlığının günümüze ne denli hâkim olduğunu ortaya koymak ve insanların hangi hurafelere dayalı olarak amel ettiğini tespit edebilmek adına bir anket düzenledik ve katılımcılarımıza şu soruyu sorduk:

Kur'ân-ı Kerim'e göre cennet ve cehennem ehli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
  • Günah tartıları ağır olanlar cehenneme, sevapları fazla olanlar cennete gider ve orada ebediyyen kalırlar.
  • Bir kişi günahları miktarınca cehennemde kalır ve sonra cennete geçer.
  • Bir kişi Müslüman ise muhakkak cennete gider.


Peki Kur'ân-ı Kerim ne diyor?

  • Allah'a îmân etmek kurtuluş için yeterli değildir, sadece takva sahipleri Allah'ın cennetine girebilir.
  • Bir insan Allah'a ulaşmayı dilediği takdirde takva sahibi olur ve takva sahibi olan kişinin günahları örtülür. (İslâm'ın 1. safhası)
  • Kur'ân-ı Kerim'de bir kişi Müslüman ise cennete gidecektir şeklinde tek bir âyet-i kerime yoktur.
  • Kur'ân-ı Kerim'de bir kişi günahlarının karşılığı kadar cehennemde kaldıktan sonra cennete gider şeklinde hiçbir âyet yoktur.
  • Kur'ân-ı Kerim'de cennet ve cehennem arasında geçiş olabileceğine dair de bir âyet söz konusu değildir.
  • Kur'ân-ı Kerim'de cennete gideceklerin devamlı cennette, cehenneme gideceklerin de devamlı cehennemde kalacakları açık bir şekilde birçok âyet-i kerimede ifade edilmiştir.


Kur’ân’a Göre Cennet Ehli Kimlerdir? Takva Sahibi Olmanın Ön Şartı nedir?

Allahû Tealâ en sevgili mahlûku olan insan için sadece dünya ve ahiret saadetini hedeflemiştir sevgili okurlarımız. Ve yetmez; bütün insanlığın kurtuluşu için gerekli şifreyi Kur’ân-ı Kerim’inde vermiştir.

Öyleyse gelin sizlerle birlikte insanlığı felâha erdirecek olan bu son derece kolay ve basit şifreyi hep birlikte çözelim.


Madde 1: Kur’ân-ı Kerim, Allah’a Ulaşmayı Dileyenler İçin Cennetin Müjdesidir.

Allahû Tealâ, Zumer-17’de Allah’a kul olmanın başlangıç noktasının Allah’a yönelmek (Allah’a ulaşmayı dilemek) olduğunu açıkça ifade etmektedir. Bu yönelmenin neticesinde de kullarını cennetle müjdelemektedir. Bütün sahâbe, Allah’a ulaşmayı dileyerek şeytana kul olmaktan kurtulmuş ve Allah’ın müjdesine mazhar olmuşlardır.

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!


Kaldı ki Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi Kendisine ulaştıracağına dair garanti vermiştir.

42/ŞÛRÂ-13: ... allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
...Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


Madde 2: Kur’ân-ı Kerim'de Allah’a Ulaşmayı Dileyenlerin Cennete Gideceklerinin Matematiksel İspatı Vardır.

Bu noktada, “Nasıl oluyor da bir tek dilek; Allah’a ulaşmayı dilemek bir insanın kurtuluşu için yeterli oluyor?” şeklinde bir sual akla gelecektir. Hatta aranızdan “Olur mu öyle şey, bu nasıl bir yol, nasıl bir yöntemdir ki bir tek dilek insanı kurtuluşa erdirsin.” diyenler olacaktır.

Öyleyse gelin bu matematiksel şifreyi, bu muazzam sırrı 4 adımda çözelim sevgili okurlarımız.

  1. Cennete sadece sevapları günahlarından fazla olan kimseler gidecektir.

    23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
    O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.



  2. Sevapları günahlarından daha fazla olduğu için cennete gidecek olan kişiler, Kur'ân-ı Kerim'e göre takva sahipleridir.

    50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttakîne gayra baîdin.
    Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.



  3. Kur’ân-ı Kerim’e göre ancak Allah’a ulaşmayı dileyenler takva sahibi olanlardır.

    30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
    O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.



  4. Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olanların geçmiş günahlarını örteceğini ifade etmektedir.

    Enfâl Suresinin 29.âyet-i kerimesi bu istikamette, bütün insanlık için bir büyük müjdedir.

    8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
    Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.



    İşte bu günahların örtülmesidir ki, insanın kurtuluşunun temelini oluşturur. Kişiyi bu noktaya getiren şeyse, kalbî bir dilekle ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemesi; Allah’a yönelmiş olmasıdır.

    Peygamber Efendimiz (S.A.V) de; “Kimse kendi ameliyle cennete gidemez." hadîs-i şerifiyle, işte bu noktayı işaret etmiştir. Hiç kimse Allah’ın müdahalesi olmadan cennete giremeyecektir. Enfâl-29’da da açıkça ifade edildiği gibi, Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dileyenlerin günahlarını örtmektedir. Herkesin mutlak olarak bir sevabı olacağı cihetle, günahları örtülen kişinin sevabı günahlarını mutlaka en az bir derece aşacaktır.

    Matematiksel olarak konuya baktığımızda görüyoruz ki böyle bir kişinin gideceği yer, açık ve kesin olarak Allah’ın cennetidir.



Madde3: Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin gidecekleri yer ebediyyen kalmak üzere cehennemdir.

"İslâm" ve "teslim" aynı kökten gelen kelimelerdir. İslâm'ın esası 7 safhada yaşanan 4 teslimden ibarettir. Bu teslimler sırası ile ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimleridir. 1. teslimimiz olan ruhun teslimi Madde-1'de anlatıldığı üzere Allahû Tealâ'nın garantisi altındadır ve bize düşen vazife sadece ve sadece yaşarken Allah'a ruhumuzu ulaştırmayı dilememizdir.

Allahû Tealâ, Kur'ân-ı Kerim'de her konuyu hem pozitif, hem de negatif istikamette muhakkak açıklamıştır. Madde-1 ve 2'de yer alan âyetler, bir insanın Allah'a ulaşmayı dilediği anda ebedî olarak cennete hak kazandığını göstermekteyken, aşağıdaki âyetler ise bir insanın Allah'a ulaşmayı dilemeden vefat etmesi halinde ebediyyen cehennemde kalacağını göstermektedir.
  1. Yûnus Suresinin 7. ve 8.âyet-i kerimelerine göre Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin gideceği yer, cehennemdir.

     
    10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
    Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.



    10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
    İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).




  2. Kehf-105’e göre Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin amelleri boşa gidecektir. Ve amelleri boşa gidenlerin cennete girmesi mümkün değildir.

    18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
    İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.





Sevgili Dîn Adamlarımız!

Aşağıda listesini vereceğimiz tam 53 adet âyet-i kerime "cehenneme gidenlerin ebediyyen orada kalacaklarını" ifade ederken, Kur'ân-ı Kerim'de "Allah’a inanan kişi günahları kadar cehennemde kaldıktan sonra, cennete geçecektir" bid'atini destekleyen 1 tane âyet dahi yer almamaktadır.

Yûnus Suresinin 7., 8. ve Kehf Suresinin 105. âyetlerinde kullanılan "likâe"; "kavuşmak, ulaşmak" anlamına gelen bir kelimedir. Her üç âyetin de Arapçasında "öldükten sonra" ifadesi yer almamasına rağmen, parantez içinde de olsa bu ifadeyi ekleyerek âyetlerin anlamını değiştiriyorsunuz. Oysaki yukarıdaki tüm âyetler açıktır.

  1. Bir insan Allah'a ruhunu ulaşmayı dilemeden vefat ederse, gideceği yer ebedi olarak kalmak üzere cehennemdir.
  2. bir insan yaşarken ruhunu Allah'a ulaştırmayı dilediği anda günahları örtüleceği için, gideceği yer mutlak olarak Allah'ın cennetidir.

Bu gerçekleri gizleyemezsiniz, bu vebali alamazsınız!

Biz her fırsatta Kur'ân'a aykırı bu bid'atlerin yüzyıllara dayanan köklerinde sizin hiç bir payınız olmadığını sürekli tekrar ediyoruz. Sizlere gönderdiğimiz yazılarımızı ve her konuda ispat vasıtaları olarak gönderdiğimiz âyetleri incelemelisiniz. Araştırmadığınız cihetle bu vebali taşımaya devam ediyorsunuz.


VE SON SÖZ:

ASRIN EN BÜYÜK BİD’ATİ: "Allah’a inanan kişi günahları kadar cehennemde kaldıktan sonra, mutlaka cennete girecek" inanışıdır sevgili okurlarımız.

Oysa ki Kur'ân-ı Kerim'de tam 53 adet âyet-i kerime cehenneme girenin bir daha cehennemden çıkmasının mümkün olmadığını söylemektedir. Cehenneme girenlerin hepsi ne yazık ki ebediyyen orada kalacaklardır. Aşağıdaki ayetlerden görüleceği üzere, söylendiği gibi günahlar kadar cehennemde yandıktan sonra cennete geçilemeyeceği açıktır.

Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

  1. 2/BAKARA-39: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.

  2. 2/BAKARA-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.

  3. 2/BAKARA-86: Ulâikellezîneşteravul hayâted dunyâ bil âhirati, fe lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
    İşte onlar öyle kimselerdir ki, dünya hayatını ahirete karşı satın almışlardır. Bu sebeple azap onlardan hafifletilmez ve onlar yardım da olunmazlar.

  4. 2/BAKARA-161: İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun ulâike aleyhim la’netullâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
    Muhakkak ki (Allah’a ruhun ölmeden ulaşmasını, yani hidayeti) küfredip (örtüp gizleyip) kâfir olarak ölenler, işte onlar, Allah’ın, meleklerin ve insanların hepsinin lâneti onların üzerinedir.

    2/BAKARA-162: Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
    (Onlar), onun (lânetin) içinde ebediyyen kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz.

  5. 2/BAKARA-167: Ve kâlellezînettebeû lev enne lenâ kerraten fe neteberrae minhum kemâ teberraû minnâ kezâlike yurîhimullâhu a’mâlehum haserâtin aleyhim ve mâ hum bi hâricîne minen nâr(nâri).
    Ve o (Allah’tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki: “Keşke bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.” Böylece Allah, onlara amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini) gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.

  6. 2/BAKARA-217: Yes’elûneke aniş şehril harâmi kıtâlin fîhi, kul kıtâlun fîhi kebîr(kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh(indallâhi), vel fitnetu ekberu minel katl(katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirati, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yapılan savaştan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda) savaş büyük (günahtır). (Fakat insanları) Allah yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O’nu inkâr etmek, (mü’minlere) Mescid-i Haram’ı (yasaklamak) ve onun halkını oradan (Mekke’den sürüp) çıkarmak ise Allah katında daha büyüktür (büyük günahtır). Ve fitne, (adam) öldürmekten de daha büyüktür (bir suç ve günahtır). Eğer onların güçleri yetse (yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür. Bu sebeple işte onlar, amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.”

  7. 2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

  8. 2/BAKARA-275: Ellezîne ye’kulûner ribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmullezî yetehabbetuhuş şeytânu minel mess(messi), zâlike bi ennehum kâlû innemâl bey’u mislur ribâ, ve ehallallâhul bey’a ve harramer ribâ fe men câehu mev’izatun min rabbihî fentehâ fe lehu mâ selef(selefe), ve emruhû ilâllâh(ilâllâhi), ve men âde fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Riba (faiz) yiyenler, kabirlerinden ancak şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimse gibi kalkarlar. İşte bu, onların: “Oysa alışveriş riba gibidir.” demeleri sebebiyledir. Ve Allah, alışverişi helâl, ribayı (faizi) haram kılmıştır. Bundan sonra, Rabbinden kendisine öğüt gelen kimse (ona uyarak) artık (faizden) vazgeçerse, o taktirde geçmiş olan (önceden aldığı faiz) onundur ve onun işi (onun hakkındaki hüküm) Allah’a aittir. Ve kim de (faizciliğe) dönerse, işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır.

  9. 3/ÂLİ İMRÂN-86: Keyfe yehdillâhu kavmen keferû ba’de îmânihim ve şehidû enner resûle hakkun ve câehumul beyyinât(beyyinâtu) vallâhu lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
    Îmânlarından sonra inkâr eden kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir? Ve onlar, Resûl’ün Hak olduğuna şahit oldular ve onlara beyyineler (açık deliller) geldi. Ve Allah, zâlimler kavmini hidayete erdirmez.

    3/ÂLİ İMRÂN-87: Ulâike cezâuhum enne aleyhim la’netallâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
    İşte onların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin onların (fâsıkların) üzerlerine olmasıdır.

    3/ÂLİ İMRÂN-88: Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
    Onlar, onun (lânetin) içinde ebedi kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz...

  10. 3/ÂLİ İMRÂN-116: İnnellezîne keferû len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Muhakkak ki inkâr edenlere, malları ve evlatları, Allah'tan bir şeye (azaba) karşı kendilerine asla bir fayda vermez. Ve işte onlar ateş ehlidir, onlar, orada devamlı kalacak olanlardır.

  11. 4/NİSÂ-14: Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
    Ve kim Allah'a ve O’nun Resûl'üne isyan eder ve O'nun sınırlarını aşarsa, onu, içinde ebedî kalacakları ateşe koyar. Ve onun için "alçaltıcı azap" vardır.

  12. 4/NİSÂ-93: Ve men yaktul mu’minen muteammiden fe cezâuhu cehennemu hâliden fîhâ ve gadıballâhu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azâben azîmâ(azîmen).
    Ve kim, bir mü'mini taammüden (kastederek) öldürürse, o takdirde onun cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir ve Allah ona gazab etmiş ve ona lânet etmiştir. Ve (Allah), onun için "büyük azap" hazırlamıştır.

  13. 4/NİSÂ-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
    Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.

  14. 5/MÂİDE-37: Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun mukîm(mukîmun).
    Ateşten çıkmak isterler ve onlar oradan çıkacak değillerdir. Ve, onlar için "daimî azap" vardır.

  15. 5/MÂİDE-80: Terâ kesîran minhum yetevellevnellezîne keferû le bi’se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fîl azâbi hum hâlidûn(hâlidûne).
    Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü (dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin, onlar için takdim ettiği ise "Allah’ın onlara öfkelenmesi" ki ne kötü şey. Ve onlar azâp içinde devamlı kalacak olanlardır.

  16. 6/EN'ÂM-128: Ve yevme yahşuruhum cemîâ(cemîan), yâ ma’şerel cinni kadisteksertum minel ins(insi) ve kâle evliyauhum minel insi rabbenâstemtea ba’dunâ biba’dın ve belagnâ ecelenâllezî eccelte lenâ, kâlen nâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâallâhu, inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).
    Ve onların hepsini biraraya topladığı gün (Allahû Tealâ şöyle buyuracaktır): “Ey cin topluluğu! İnsanlarla sayınızı artırdınız (tagutların arasına insanları da kattınız).” Onlara dost olan insanlardan bir kısmı şöyle dedi: “Rabbimiz, biz birbirimizden faydalandık ve Senin bize takdir ettiğin zamanın bitiş noktasına (sonuna) eriştik.” (Allahû Tealâ): “Allah’ın dilediği şey (cehennemin yok olma zamanı gelmesi hali) hariç; sizin barınacağınız yer ateştir, orada ebedî kalacak olanlarsınız.” buyurdu. Muhakkak ki senin Rabbin, hüküm sahibi ve en iyi bilendir.

  17. 7/A'RÂF-36: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashabun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler ve onlara karşı kibirlenenler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacaklardır).

  18. 9/TEVBE-17: Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).
    Müşriklerin, Allah’ın mescidlerini imar etmeleri olmaz. Kendilerinin (nefslerinin) küfürlerine (inkârlarına, kâfirliklerine) şahitler iken. İşte onların amelleri heba olmuştur. Ve onlar, ateşte ebedî kalacak olanlardır.

  19. 9/TEVBE-63: E lem ya’lemû ennehu men yuhâdidillâhe ve resûlehu fe enne lehu nâre cehenneme hâliden fîhâ, zâlikel hızyul azîm(azîmu).
    Allah ve O’nun Resûl'üne karşı, kim haddi aşarsa, artık onun için mutlaka orada ebediyyen kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte bu, büyük rüsvalıktır (rezilliktir).

  20. 9/TEVBE-68: Vaadallâhul munâfikîne vel munâfikâti vel kuffâre nâre cehenneme hâlidîne fîhâ hiye hasbuhum, ve leanehumullâh(leanehumullâhu) ve lehum azâbun mukîm (mukîmun).
    Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere, orada ebedî kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O (cehennem), onlara yeter. Ve Allah, onlara lânet etti. Ve onlar için ikâme edilmiş olan (devamlı kılınan) bir azap vardır.

  21. 10/YÛNUS-27: Vellezîne kesebûs seyyiâti cezâu seyyietin bi mislihâ ve terhekuhum zilletun, mâ lehum minallâhi min âsimin, ke ennemâ ugsîyet vucûhuhum kıtaan minel leyli muzlimâ(muzlimen), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Seyyiat kazanan kimselerin seyyiatlerinin cezası, onun misli kadardır. Ve onları bir zillet kaplar. Ve onların Allah’a karşı bir koruyucusu yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parça ile kaplanmış gibidir. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacak olanlardır).

  22. 10/YÛNUS-52: Summe kîle lillezîne zalemû zûkû azâbel huld(huldi), hel tuczevne illâ bimâ kuntum teksibûn(teksibûne).
    Sonra zulmedenlere: “Ebedî (devamlı) azabı tadın!” denildi. Kazandıklarınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?

  23. 11/HÛD-38: Ve yasnaul fulke ve kullemâ merra aleyhi meleun min kavmihi sehırû minhu,, kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn(tesharûne).
    Ve o gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri ona her uğradıklarında onunla alay ettiler. (Nuh (a.s) şöyle) dedi: “Eğer bizimle alay ediyorsanız sonra da muhakkak ki; biz, sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.”

    11/HÛD-39: Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun).
    Kendisine alçaltacak bir azap gelecek kimseleri artık yakında bileceksiniz. Ve onun üzerine, kalıcı azap nüfuz edecek.

  24. 11/HÛD-106: Fe emmâllezîne şekû fe fîn nâri lehum fîhâ zefîrun ve şehîk(şehîkun).
    Şâkî olanlara gelince; artık onlar, ateştedir. Onlar, orada (yüksek sesle inleyerek ve) çok zor bir şekilde soluk soluğa, nefes alıp verirler.

    11/HÛD-107: Hâlidîne fîhâ mâ dâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuke, inne rabbeke fe'âlun limâ yurîd(yurîdu).
    Onlar, semalar ve yeryüzü (cehennemin semaları ve arzı) durdukça orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır). Rabbinin dilediği şey (cehennemi yok etmeyi dilemesi) hariç. Muhakkak ki senin Rabbin, dilediği şeyi yapandır.

  25. 13/RA'D-5: Ve in ta’ceb fe acebun kavluhum e izâ kunnâ turâben e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), ulâikellezîne keferû bi rabbihim, ve ulâikel aglâlu fî a’nâkıhim, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Eğer acayip buluyorsan (şaşıyorsan) (bil ki;) asıl onların: “Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten, mutlaka yeniden mi halkedileceğiz (yaratılacağız)?” sözleri acayiptir (şaşılacak şeydir). İşte onlar, Rab’lerini inkâr eden kimselerdir. Ve işte onlar, boyunlarında demir halkalar olanlardır ve işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalanlardır.

  26. 16/NAHL-29: Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvâl mutekebbirîn(mutekebbirîne).
    Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.

  27. 18/KEHF-2: Kayyimen li yunzira be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşirel mu'minînellezîne ya'melûnes sâlihâti enne lehum ecren hasenâ(hasenen).
    (Kur’ân-ı Kerim), kayyum (kıyâmete kadar devam edecek) olarak, katından şiddetli azapla uyarmak ve salih amel yapan mü’minlere en güzel ecrin onların olduğunu müjdelemek için (indirildi).

    18/KEHF-3: Mâkisîne fîhi ebedâ(ebeden).
    Orada ebedî olarak kalıcıdırlar (kalacaklardır).

  28. 20/TÂHÂ-101: Hâlidîne fîhi, ve sâe lehum yevmel kıyâmeti hımlâ(hımlen).
    Onlar, onda (o yükün getireceği azabın içinde) ebedî kalacak olanlardır. Ve kıyâmet günü yüklendikleri, onlar için ne kötü (yük)tür.

  29. 20/TÂHÂ-127: Ve kezâlike neczî men esrafe ve lem yu’min bi âyâti rabbihî, ve le azâbul âhırati eşeddu ve ebkâ.
    İsraf edenleri (haddi aşanları) ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve bâkidir (devamlıdır).

  30. 21/ENBİYÂ-99: Lev kâne hâulâi âliheten mâ veradûhâ, ve kullun fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Eğer onlar gerçekten ilâhlar olsaydılar, oraya (cehenneme) girmeyeceklerdi. Ve hepsi orada ebediyyen kalacak olanlardır.

  31. 23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
    Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

  32. 25/FURKÂN-65: Vellezîne yekûlûne rabbenâsrif annâ azâbe cehenneme inne azâbehâ kâne garâmâ(garâmen).
    Ve onlar: “Rabbimiz cehennem azabını bizden uzaklaştır. Muhakkak ki onun azabı daimî helâk edicidir.” derler.

  33. 25/FURKÂN-68: Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara ve lâ yaktulûnen nefselletî harramallâhu illâ bil hakkı ve lâ yeznûn(yeznûne), ve men yef’al zâlike yelka esâmâ(esâmen).
    Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kişiyi haklı olmadıkça öldürmezler ve zina yapmazlar. Ve kim bunları yaparsa günah cezasıyla karşılaşır.

    25/FURKÂN-69: Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ(muhânen).
    Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.

  34. 32/SECDE-14: Fe zûkû bi mâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ, innâ nesînâkum ve zûkû azâbel huldi bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
    Öyleyse bu "likâe" (Allah’a ulaşma) gününüzü, unutmanızdan dolayı (azabı) tadın. Muhakkak ki Biz de sizi unuttuk. Ve yaptıklarınız sebebiyle ebedî azabı tadın.

  35. 32/SECDE-20: Ve emmâllezîne fesekû fe me’vâhumun nâr(nâru), kulle mâ erâdû en yahrucû minhâ uîdû fîhâ, ve kîle lehum zûkû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
    Ve fakat fasık olanlar, onların mevası (barınağı) ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya iade edilirler (geri döndürülürler). Ve onlara: "Ateşin azabını tadın! Ki onu tekzip etmiştiniz (yalanlamıştınız)." denir.

  36. 33/AHZÂB-64: İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum saîrâ(saîran).
    Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli ateşi (cehennemi) hazırladı.

    33/AHZÂB-65: Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ( nasîran).
    Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada) bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.

  37. 34/SEBE-51: Ve lev terâ iz feziû fe lâ fevte ve uhızû min mekânin karîb(karîbin).
    Ve onları dehşete kapıldıkları zaman görsen. Artık kaçış (kurtuluş) yoktur. Ve onlar, (cehenneme) yakın bir yerden yakalandılar.

  38. 37/SÂFFÂT-9: Duhûran ve lehum azâbun vâsibun.
    Kovulmuş olarak, onlar için kesilmeyen sürekli azap vardır.

  39. 39/ZUMER-40: Men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yahıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun).
    Kendisini rezil edecek azap, kime gelecekse (ona ulaşır) ve mukim (sürekli) azap onun üstüne iner.

  40. 39/ZUMER-72: Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvâl mutekebbirîn(mutekebbirîne).
    (Onlara): “Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!” denildi. Artık kibirlenenlerin mesvası (kalacağı yer) ne kötü.

  41. 40/MU'MİN-76: Udhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvâl mutekebbirîn(mutekebbirîne).
    Ebediyyen orada kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Artık kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötü.

  42. 41/FUSSİLET-24: Fe in yasbirû fen nâru mesven lehum ve in yesta’tibû fe mâ hum minel mu’tebîn(mu’tebîne).
    Artık sabredebilirlerse artık ateş onların kalacakları yerdir. Ve eğer onlar affedilmek isterlerse, onlar affedilecek olanlardan değillerdir.

  43. 41/FUSSİLET-28: Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huldi, cezâen bimâ kânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
    İşte bu Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bilerek inkâr etmiş olmaları sebebiyle ceza olarak, onlar için orada ebedîlik yurdu vardır.

  44. 42/ŞÛRÂ-45: Ve terâhum yu’radûne aleyhâ hâşiîne minez zulli yanzurûne min tarfin hafîyyin, ve kâlellezîne âmenû innel hâsirînellezîne hasirû enfusehum ve ehlîhim yevmel kıyâmeti, e lâ innez zâlimîne fî azâbin mukîm(mukîmin).
    Ve onları zilletten boyun eğmiş olarak, ona (azaba) arz olunurken, gizli gizli (yan gözle) baktıklarını görürsün. Âmenû olanlar dediler ki: “Muhakkak ki hüsranda olanlar, kıyâmet günü, kendilerini ve ailelerini hüsrana düşürenlerdir.” Muhakkak ki zalimler, mukîm (devamlı) azabın içindedirler, değil mi?

  45. 43/ZUHRÛF-74: İnnel mucrimîne fî azâbi cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
    Muhakkak ki mücrimler (suçlular), cehennem azabı içinde ebediyyen kalacak olanlardır.

  46. 47/MUHAMMED-15: Meselul cennetilletî vuidel muttakûn(muttakûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muhu, ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiratun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.
    Takva sahiplerine vaadedilen cennetin durumu şudur ki; içinde kokusu değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve saf (süzülmüş) baldan nehirler bulunur. Onlar için orada her çeşit meyve bulunur ve (onlar için) Rab’lerinden mağfiret vardır. (Bunların durumu), ateşte devamlı kalacak olan ve hamîm (sıcak kaynar su) içirilen, bu sebeple bağırsakları parçalanan kimsenin durumu gibi midir?

  47. 58/MUCÂDELE-17: Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â(şey’en), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Onların malları ve evlâtları, Allah’tan bir şeye (azaba) karşı onlara asla fayda vermez. İşte onlar, ateş ehlidir, orada ebediyen kalacak olanlardır.

  48. 59/HAŞR-17: Fe kâne âkıbetehumâ ennehumâ fîn nâri hâlideyni fîhâ, ve zâlike cezâuz zâlimîn(zâlimîne).
    Böylece ikisinin (münafıkların ve şeytanın) akıbeti orada, ateşin içinde ebediyyen kalmak oldu. Ve işte bu, zalimlerin cezasıdır.

  49. 64/TEGÂBUN-10: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâri hâlidîne fîhâ ve bi’sel masîr(masîru).
    Âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar; işte onlar, ateş ehlidirler, orada (cehennemde) ebediyyen kalacak olanlardır. Ve (o) ne kötü varış yeri (ulaşılacak yer).

  50. 72/CİNN-23: İllâ belâgan minallâhi risâlâtihî, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâra cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden).
    (Bu) sadece Allah’tan olanı tebliğ ve O’nun risaletidir. Ve kim Allah’a ve O’nun Resûl’üne asi olursa, bundan sonra muhakkak ki onun için, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi vardır.

  51. 78/NEBE-21: İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden).
    Muhakkak ki cehennem mirsad olmuştur.

    78/NEBE-22: Lit tâgîne meâbâ(meâben).
    Azgınlar için meab (sığınılacak yer) olarak.

    78/NEBE-23: Lâbisîne fîhâ ahkâbâ(ahkâben).
    (Onlar) orada bütün zamanlar boyunca kalacak olanlardır.

  52. 82/İNFİTÂR-14: Ve innel fuccâre le fî cahîm(cahîmin).
    Ve muhakkak ki füccar, mutlaka alevli ateş içindedir.

    82/İNFİTÂR-15: Yaslevnehâ yevmed dîn(dîni).
    Dîn günü ona (alevli ateşe) yaslanırlar (atılırlar).

    82/İNFİTÂR-16: Ve mâ hum anhâ bi gâibîn(gâibîne).
    Ve onlar, ondan (alevli ateşten) gaib olacak (kaybolacak, yanıp bitecek) değillerdir.

  53. 98/BEYYİNE-6: İnnellezîne keferû min ehlil kitâbi vel muşrikîne fî nâri cehenneme hâlidîne fîhâ, ulâike hum şerrul beriyyeti.
    Muhakkak ki kitap ehlinden inkâr edenler ve müşrikler, cehennem ateşindedirler ve orada devamlı kalacak olanlardır. İşte onlar, onlar yaratılmışların şerli olanlarıdır.

KuranMeali.org, 09 Ağustos 2009 Pazar

Benzer konular

Değerlendirmeler

Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
Görüşünü paylaş
Tartışma başlat

Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

Benzer konular

Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Android Sürümü
KuranMeali.org'un bir sonraki android sürümünde görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
 Bence mükemmel olmuş.
 Kelime sözlüğü eklense iyi olur.
 Ayet arama özelliğinin olmasını isterim.
 Surelerin alfabetik sıralaması olmalı.
 Bir surenin tüm ayetlerinin listelendiği sayfalar olmalı.
 Yazı boyutunu değiştirebilmek isterim.

431 kişi oy verdi.
Sonuçları göster