"Kur’ân-ı Kerim’e göre Nebî ve Resûl için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?" anket değerlendirmesi

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz » "Kur’ân-ı Kerim’e göre Nebî ve Resûl için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?" anket değerlendirmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

"Kur’ân-ı Kerim’e göre Nebî ve Resûl için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?" anket değerlendirmesi

Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz

KuranMeali.org
15.03.2010 00:00

Sitemizde düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz anketlerden biri olan “nebî ve resûl” kavramları konusundaki değerlendirme sonucuna ulaştık sevgili okurlarımız!

Sizler de biliyorsunuz ki; bu anketleri düzenlemekteki amacımız, dînimizi ne oranda Kur’ân-ı Kerim’den öğrendiğimizi belirlemek, Kur’ân’a ters düşmesine rağmen öğretilmeye devam edilen bid’atleri gün ışığına çıkarmak ve doğruyu Kur’ân âyetleri ile ispat ederek ortaya çıkarmaktır.

Unutulmamalıdır ki şeytanın, üzerinde en çok oyun oynadığı kavramlar, insanların kurtuluşunu direkt veya dolaylı olarak etkileyen tüm kritik İslâm kavramlarıdır. Allahû Tealâ bu kavramların tümünü Kur’ân-ı Kerim’inde bizlere açıkça ifade etmiş olmasına rağmen, ne acıdır ki günümüz dîn öğreticileri yanlış yapmak ve doğrusu gösterildiğinde dahi o yanlışı sürdürmek konusunda ciddi azim sahibidirler.

Oysa bir Müslüman’ın görevi Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in buyurduğu üzere; ilmi Çin’de bile olsa gidip öğrenmektir. Kaldı ki bu temel İslâm kavramlarını öğrenmek için Çin’e gitmeye lüzum yoktur. Bir Kur’ân-ı Kerim ve bir sözlük, hatayı tespit edip, doğrusunu öğrenmek için yeterli olacaktır.

Hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz günlerde sitemizde bir anket düzenlemiştik. Katılımcılarımıza, “Kur’ân-ı Kerim’e göre Nebî ve Resûl için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?” diye bir soru yöneltmiş ve 3 seçenek sunmuştuk.

  • Nebiler, kendilerine Kitap verilmeyen peygamberlerdir.
  • Resuller, kendilerine Kitap verilen peygamberlerdir.
  • Nebiler, kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir.

Anket Sonuçları

Anketimiz tamamlandığında şöyle bir tabloyla karşılaştık:
  1. Nebîler kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir. (472 kişi, %30)
  2. Nebîler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir. (263 kişi, %17)
  3. Resuller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir. (819 kişi, %53)
Nebîler kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir. (472 kişi, %30)
Nebîler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir. (263 kişi, %17)
Resuller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir. (819 kişi, %53)
SONUÇ: Anketimize 1554 kişi katılmış ve katılımcıların sadece %30’unu teşkil eden 472 kişi, nebî ve resûl kavramları konusundaki Kur'ân-ı Kerim gerçeğini; yani “Nebîler kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir.” ifadesini desteklemişlerdir.

DOĞRU SEÇENEK: Nebîler, kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir.

En'âm Suresinin 89., Meryem Suresinin 30., Ankebut Suresinin 27. ve Âli İmrân Suresinin 81. âyetlerine göre “Nebîler kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir” seçeneği, doğrudur.


Yukarıda ifade edilen âyetlere göre sadece nebîlere kitap verildiği, Allahû Tealâ’nın açık ve kesin bir hükmüdür. Bu yüzden “Nebîler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir” seçeneği yanlıştır.

Kur’ân-ı Kerim’in tümünde “kitap” (kitabe) kelimesini arattığımızda bulduğumuz 67 âyetin bir kısmında “Nebîlere kitap verdik” ifadeleri yer almaktadır. Fakat hiç bir âyette “resûllere kitap verdik” ifadesi yoktur.

Allahû Tealâ En'âm Suresi'nin 83-89. ayetlerinde Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Eyyub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa, Hz. İlyas, Hz. İsmail, Hz. İsyas, Hz. Yunus ve Hz. Lut'un isimlerini tek tek saydıktan sonra, hepsini alemlere üstün kıldığını ifade etmiş ve son olarak hepsine "kitap, hikmet ve nebilik (peygamberlik)" verdiğini buyurmuştur. (En'âm-89)

6/EN'ÂM-89: Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh(nubuvvete), fe in yekfur bihâ hâulâi fe kad vekkelnâ bihâ kavmen leysû bihâ bi kâfirîn(kâfirîne).
İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Onlar eğer, onu inkâr ederlerse artık, onu inkâr etmeyecek bir kavmi ona vekil ederdik.


Hz. İsa bir nebîdir ve kendisine kitap verilmiştir. (Meryem-30)

19/MERYEM-30: Kâle innî abdullâhi, âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
(Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.”


Allahû Tealâ Nebîlik (nübüvvet) makamında olan peygamberlerine kitap verir. (Ankebût-27)

29/ANKEBÛT-27: Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûbe ve cealnâ fî zurriyyetihin nubuvvete vel kitâbe, ve âteynâhu ecrehu fîd dunyâ, ve innehu fîl âhırati le mines sâlihîn(sâlihîne).
Ve Biz O’na İshak’ı, Yâkub’u vehbî olarak verdik. O’nun zürriyetine peygamberlik ve kitap verdik. Dünyada O’nun ücretini verdik. O, ahirette şüphesiz salihlerden olacaktır.


Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 81.âyet-i kerimesinde de şöyle buyurmaktadır:

3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.


Âli İmrân-81 için ÖNEMLİ DİP NOT:
Bu âyeti sitemizdeki 28 meal yazarının sadece 9’u doğru tercüme etmiştir.

Âyet-i kerimenin ilk cümlesinde Allahû Tealâ misak (bir nevi yemin-söz) aldığı nebîlere (nebîyyine) hitap etmekte ve şöyle seslenmektedir: “Nebîler, size kitap ve hikmet verdim.”

Âyetin devamında da kendisine şeriat kitabı verilmemesine rağmen, nebîlere (peygamberlere) indirilen şeriat kitaplarını doğrulayacak gelecekteki bir resûle yardımcı olmaları konusunda nebîlerin (peygamberlerin) söz verdiği görülmektedir.

Sitemizdeki tüm mealleri incelediğimizde (15 Ekim 2010 günü sitemizde tüm âyetlerde yer alan 28 meal incelenmiştir) sadece “Ali Bulaç, Ahmed Hulusi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Gültekin Onan, İmam İskender Ali Mihr, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Yaşar Nuri Öztürk” isimli mütercimlerimizin “nebî” ve “resûl” ü yerli yerinde kullandıkları, Diyanet İşlerimiz başta olmak üzere maalesef diğer tüm mütercimlerimizin her iki kelimeye de peygamber diyerek bu kavram karmaşasının sürmesine vesile olduklarını görmekteyiz.

SADELEŞTİRİLMİŞ BASKI TUZAĞINA DİKKAT

Her fırsatta sizlere göstermeye çalıştığımız “sadeleştirilmiş” kisvesi altında orjinali bilerek veya bilmeden bozulan Kur’ân-ı Kerim mealleri örneğini bu âyette de görmekteyiz. Elmalılı Hamdi Yazır’ın orjinal mealinde “Nebî” ve “Resûl” yerli yerinde kullanılmışken, bugün ülkemizde en çok satılmış Kur’an-ı Kerim hüviyetindeki “sadeleştirilmiş baskı” adı ile piyasaya sürülmüş “Elmalılı Hamdi Yazır” meallerinin her ikisinde de Nebî – Resûl kavramları bu âyet çerçevesinde (Âli İmrân-81) GİZLENMİŞTİR.



Acaba Bu Hayatî Öneme Haiz Kavramların Birbirine Bu denli Karıştırılmasının Nedeni Nedir?

Hidayet kavramı nasıl aslî muhtevasından koparılmış ve saptırılmışsa, bugünkü İslâmî öğretide “resûl” ve “nebî” kavramları da ne yazık ki Kur’ân’daki muhtevanın tamamen dışına çıkarılmıştır.

Günümüzde dîn öğretmekle vazifeli olanlar, “Nebî olmadan resûl olunmaz. Her resûl nebîdir ama her nebî resûl değildir” iddiasına binaen, “Resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir. Nebîler ise kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir.” hükmünü, bir Kur’ân gerçeği gibi insanlığa kabul ettirmişlerdir. Oysaki Kur’ân-ı Kerim, bugünkü öğretinin tam aksi olan gerçekleri açık ve net olarak ortaya koymaktadır.

“Nebî olmadan resûl olunmaz. Her resûl nebîdir ama her nebî resûl değildir” iddiası, Kur’ân-ı Kerim’e göre asla geçerli değildir. Nübüvvet, risaletin üstünde olan bir müessesedir. Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le birlikte sonra ermiştir (Ahzab-40). Risalet ise kıyâmete kadar devam edecektir.

Allahû Tealâ bir çok âyet-i kerimede peygamber olmayan resûllerinden bahsetmektedir. Kaldı ki resûller kendilerine kitap verilen peygamberler değillerdir. Şeriat kitapları sadece ve sadece nebîlere verilmiştir (Âli İmr’an-81).

Fakat ne yazık ki bu hayatî önem arz eden kavramlar, bugün aslına tamamen aykırı bir biçimde insanlara öğretilmektedir.

AKAİDİN BİRİNCİ İDDİASI, BİRÇOK YANLIŞ HÜKMÜ DE BERABERİNDE GETİRMİŞTİR.

“Nebî Olunmadan Resûl Olunmaz” iddiası için, Kur’ân-ı Kerim ne söylüyor, gelin hep birlikte görelim!

Akaidin; “Nebî olunmadan resûl olunmaz. Her resûl nebîdir. Ama her nebî resûl değildir.” iddiası, Kur’ân-ı Kerim’e tamamen aykırı bir bid’attir. İnsanların kendi zanlarına tâbî olmak suretiyle ortaya koydukları bir büyük yanılgıdır.

Her kim Kur’ân-ı Kerim’i inceleme zahmetinde bulunursa, o görecektir ki Kur’ân-ı Kerim bu iddiayı yerle bir etmektedir. Allahû Tealâ bir çok âyet-i kerimede risaletle hiç ilgisi olmayan resûllerinden söz etmektedir.

  • Yusuf-50’de Hz.Yusuf’a gönderilen alelâde bir haberci resûl olarak adlandırılmıştır.

    12/YÛSUF-50: Ve kâlel meliku’tûnî bihî, fe lemmâ câehur resûlu kâlerci’ ilâ rabbike fes’elhu mâ bâlun nisvetillâtî katta’ne eydiyehunn(eydiyehunne), inne rabbî bi keydihinne alîm(alîmun).
    Ve Melik: “Onu bana getirin.” dedi. Böylece ona, resûl (ulak, haberci) geldiği zaman Yusuf (a.s): “Efendine dön ve ellerini kesen kadınların hali (durumu) nedir, ona sor.” dedi. Muhakkak ki; Rabbim onların hilelerini en iyi bilendir.


  • Neml-35’de Belkıs’ın Hz. Süleyman’a gönderdiği elçiler, resûller olarak adlandırılmıştır.

    27/NEML-35: Ve innî mursiletun ileyhim bi hediyyetin fe nâzıratun bime yerciul murselûn(murselûne).
    Ve muhakkak ki ben onlara hediye ile resûller göndereceğim. Böylece bakalım resûller (elçiler) ne ile dönecekler?



  • En’am-61’de ölüm meleklerinden resûl olarak söz edilmiştir.

    6/EN'ÂM-61: Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn(yuferritûne).
    Ve O, kullarının üstünde kahhardır (kuvvet ve güç sahibidir). Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu resûllerimiz vefat ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler.


  • Zuhruf-80’de kiramen kâtibin melekleri için de resûl kelimesi kullanılmıştır.

    43/ZUHRÛF-80: Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu sırrahum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn(yektubûne).
    Yoksa onların sırlarını ve fısıltılarını işitmeyeceğimizi mi zannediyorlar? Hayır, onların yanında resûllerimiz (elçilerimiz) (herşeyi) yazıyorlar.


  • Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde cin resûllerden de söz etmektedir.

    6/EN'ÂM-130: Yâ ma’şerel cinni vel insi e lem ye’tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve garrathumul hayâtud dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn(kâfirîne).
    Ey insan ve cin topluluğu! Size âyetlerimi anlatan ve bugününüze ulaşacağınız konusunda sizi uyaran içinizden resûller (elçiler) gelmedi mi? “Kendi nefslerimize şahit olduk.” dediler. Dünya hayatı onları aldattı. Ve kendilerinin kâfir olduğuna, kendileri şahit oldular.

    Hiç kimse bize bir cin peygamberden bahsedemez. Ya da bir melek peygamber asla olmamıştır. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde alelâde bir ulak için dahi “resûl” kelimesini kullanmaktadır.

    Bütün bu âyetlerde adı geçen resûllerin peygamber olması mümkün olmadığı cihetle, “Bütün resûller nebîdir. Resûl olunmadan nebî olunmaz” ifadesi, Kur’ân-ı Kerim’e tamamen ters düşen bir bid’at; dîne sonradan girmiş bir hurafedir. Kaldı ki nübüvvet, risaletin üstünde bir muhteva taşımaktadır. Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le birlikte sona ermiştir.

    Kur’ân-ı Kerim’e Göre Rızaya Ulaşmamış Bir Resûlün Nebî Olması Mümkün Değildir.

    Kur’ân-ı Kerim’de nebî resûller 5 görevle görevli kılınmışlardır. Velî resûllerin ise 4 görevi vardır. Onlar, hikmetin ötesini öğretme yetkisinin sahibi değillerdir. Allahû Tealâ Bakara-151’de nebî resûllerin görevlerinden söz etmektedir.

    2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
    Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.


    Allahû Tealâ Âli İmrân-164’de velî resûllerin görevlerinden söz etmektedir.

  • 3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
    Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.


    ndan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

    Âyet-i kerimede ifade edildiği gibi velî resûller, hikmetin ötesini öğretme yetkisinin sahibi değilse ve bu yetki sadece nebî resûllere verilmişse; o halde üstün olan risalet değil nübüvvettir.


ANKET SEÇENEKLERİMİZİ DEĞERLENDİRELİM

1. SEÇENEK: Nebîler Kendilerine Kitap Verilmeyen Peygamberlerdir.
Kur'an-ı Kerim âyetlerine göre yanlıştır.

Bugünkü İslâmî literatürde yer alan, “Nebîler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir.” inanışı, Kur’ân-ı Kerim’e tamamen aykırı bir bid’attir. Allahû Tealâ nebîlere şeriat kitabı verdiğini Kur’ân-ı Kerim’inde açık ve net olarak ifade etmektedir.

Âli İmrân Suresinin 81.âyet-i kerimesinde Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.


Allahû Tealâ burada nebîlerden misak aldığını ve onlara kitap ve hikmet verdiğini açıkça ifade ediyor. Kitap verilenler için “nebîyyîne” , nebîlere verilen kitabı tasdik edecek olanlar içinse “resûl” kelimesi geçiyor âyet-i kerimede. Bundan daha kesin ve net bir delil olabilir mi sevgili kardeşlerimiz? Nasıl oluyor da bugünün dîn öğreticileri, Allah’ın âyetinin tam tersi istikamette bir bilgiyi empoze ediyorlar insanlığa anlamış değiliz. Acaba hiç mi açıp incelemiyorlar Allah’ın yegâne Furkan olarak adlandırdığı Kur’ân-ı Kerim’ini. Yoksa İblisin vaadi üzere bir kara oyuna mı alet ediliyoruz hepimiz?

Bugünün dîn âlimleri diyorlar ki: “Kendisine müstakil bir dîn ve kitap verilen peygamberlere “Resûl”, müstakil bir dîn ve kitap sahibi olmayıp kendinden önceki bir peygamberin kitabına uygun hareket etmekle vazifeli peygamberlere de “nebî” adı verilir.

Durumun vehametinin farkında mısınız sevgili kardeşlerimiz? Oysaki nebî, peygamber demektir. Her peygamber aynı zamanda resûldür. Ama her resûl peygamber değildir. Nebîlik nübüvveti, resûllük risaleti ihata eder. Fakat ne yazık ki günümüzde bu gerçek tamamen Kur’ân-ı Kerim’e aykırı bir hâl almış, insanlar Allah’ın dîninden uzaklaştırılmıştır.

Nübüvvet, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le Sona Ermiştir. Risalet İse Kıyâmete Kadar Devam Edecektir.

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

33/AHZÂB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.


Âyet-i kerimeye dikkatle bakın! Allahû Tealâ burada Peygamber Efendimiz (S.A.V) için ne diyor? “O, Allah’ın Resûl’ü ve nebîlerin sonuncusudur.” diyor.

Ahzâb-40’da ifade edildiği gibi;
  • Nübüvvet, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le birlikte sona ermiştir.
  • Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra asla bir nebî gelmeyecektir.
Mu’minun-44’e göre de, kıyâmete kadar her devirde her kavme Allah’ın resûlleri gelmeye devam edeceklerdir.

Öyleyse “nebî olunmadan resûl olunmaz” iddiası, Kur’ân’a göre tamamen geçersizdir.

Allahû Tealâ Bakara-87’de Musa (A.S)’a, Meryem-30’da İsa (A.S)’a, Âli İmrân-84’de ise bütün ulûl’azm peygamberlere kitap verdiğini ifade etmektedir.

2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.


19/MERYEM-30: Kâle innî abdullâhi, âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
(Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.”


3/ÂLİ İMRÂN-84: Kul âmennâ billâhi ve mâ unzile aleynâ ve mâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum, ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
“Allah'a ve bize indirilene ve İbrâhîm (A.S)'a, İsmâil (A.S)'a, İshâk (A.S)'a, Yâkub (A.S)'a ve Yâkub oğulları’na indirilenlere, Hz. Mûsâ'ya ve Hz. Îsâ'ya ve nebilere Rab'leri tarafından verilenlere îmân ettik. Onların arasından birini (diğerlerinden) ayırdetmeyiz. Ve biz O'na (Allah'a) teslim olanlarız.” de.

  • Hiç kimse Hz. İsa (A.S)’ın ve Hz.Musa (A.S)’ın nebî olmadığını iddia edemeyecekse,
  • Meryem-30’da Hz.İsa’nın nebî olduğu açıkça ifade ediliyorsa,
  • Allahû Tealâ Âli İmrân-84’de de bütün ulûl’azm peygambere kitap verdiğini söylüyorsa ve onların nebî olduğunu da kesinleştirmişse;
o halde bugünkü İslâmî öğretide yer alan “Nebîler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir” hükmü tamamıyla yanlıştır, Kur’ân-ı Kerim’e aykırı bir bid’attir.

YETMEZ!

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde şeriat kitaplarını nebîlere hak olarak indirdiğini ve onunla hükmedilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

2/BAKARA-213: Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîhi, ve mâhtelefe fîhi illâllezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakkı bi iznihî, vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, kendilerine (kitap) verilenlerden başkası değildir. Bu sebeple âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) o kimselerin, haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Ve Allah, dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.


4/NİSÂ-105: İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu). Ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ(hasîmen).
Muhakkak ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'ı hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma.


5/MÂİDE-44: İnnâ enzelnât tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihân nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimâstuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.


3/ÂLİ İMRÂN-79: Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne).
Bir insan için, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah'tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb'e adamış) kullar olunuz” der.


Kur’ân-ı Kerim boyunca nerede “kitap” ve “hikmet” kelimesi kullanılmışsa orada “nebî” kelimesi de kullanılmıştır. O halde şeriat kitaplarının sadece nebîlere verildiği hiçbir şek ve şüpheye yer olmaksızın ortadadır.

Velî resûllere sadece sohbet kitapları verilmiştir. Bu kitapların şer’î bir hüküm taşıması asla mümkün değildir.

Allahû Tealâ nasıl ki;
  • Abdülkadir Geylani Hazretlerine RİSALE-İ GAVSİYE’yi yazdırdıysa,
  • Beddiüzzaman Said-i Nursi Hazretlerine RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’nı yazdırdıysa,
  • Mevlâna Celâleddîni Rumî Hazretlerine MESNEVİ’yi yazdırdıysa,
  • Eşref Rûmî Hazretlerine Dîvan’ı yazdırdıysa,

Kıyâmete kadar da risalet devam edeceği cihetle, bu sohbet mahiyetindeki kitaplar da var olmaya devam edeceklerdir.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde şöyle buyurmaktadır:

3/ÂLİ İMRÂN-184: Fe in kezzebûke fe kad kuzzibe rusulun min kablike câu bil beyyinâti vez zuburi vel kitâbil munîr(munîri).
Artık seni yalanlarlarsa (üzülme), halbuki, senden önceki, açık belgeler, yazılı sayfalar ve nurlu kitaplar getiren resûller de yalanlanmıştı.


35/FÂTIR-25: Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri).
Ve eğer seni tekzip ediyorlarsa (yalanlıyorlarsa), o taktirde (bil ki) onlardan öncekiler de (resûllerini) yalanlamışlardı. Onların resûlleri, onlara beyyineler (mucizeler, açık deliller) ve zuburi (sayfalar) ve nurlandırıcı kitap getirdiler.


2. SEÇENEK: Resûller, Kendilerine Kitap Verilen Peygamberlerdir.
Kur'ân-ı Kerim âyetlerine göre yanlıştır.

Asrın insanını sonsuz bir hüsrana sürükleyen bid’atlerden bir tanesi de, “Resûllerin hepsi hem peygamberdir, hem de kendilerine Kitap verilen peygamberlerdir.” ifadesidir. Bütün diğer hurafeler gibi, bu anlayış da dînimize sonradan girmiş ve milyonlarca insanın kurtuluşuna mâni olmak hedefine dayalı olarak, Allah’ın bir hakikatiymiş gibi insanlara benimsetilmiş, kabul ettirilmiştir.

Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim böyle bir inanışa asla geçit vermemektedir.

“Resûllerin hepsi hem peygamberdir, hem de kendilerine kitap verilen peygamberlerdir.” ifadesi, iki açıdan Kur’ân-ı Kerim’e ters düşmektedir.
  1. Şeriat kitapları velî resûllere değil nebî resûllere verilmiştir (Âli İmrân-81).

    Allahû Tealâ’nın şeriat kitaplarını velîlere değil, nebî resûllere verdiğini birinci bölümde ayrıntılarıyla ifade etmiştik. Âli İmrân Suresinin 81.âyet-i kerimesi tek başına, sadece nebîlere kitap verildiğinin açık ve net bir delilidir. Kaldı ki yukarıda verdiğimiz bir çok âyette Allahû Tealâ, bu konuya açıklık getirmiştir.

  2. Bütün resûller değil, resûllerin çok azı peygamberdir.

    Allahû Tealâ insanlık tarihi boyunca gönderdiği bütün peygamberlerinden Kur’ân-ı Kerim’de söz etmiştir. Ve asırlar boyu gelen peygamberlerin sayısı otuza ulaşmamıştır.


  • Nebîler sadece bir kavimde mevcut olabilirler. Ve kâinatın peygamberleridirler.
  •  
  • 34/SEBE-28: Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beşîran ve nezîran ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
    Ve Biz, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.


  • Peygamberlerin ardında mutlaka fetret devirleri vardır. Buna rağmen velî resûller, bütün kavimlerde ve bütün çağlarda ardı arkası kesilmeksizin var olmuştur. Kıyâmete kadar da var olmaya devam edeceklerdir.

    Hayır, biz söylemiyoruz! Allahû Tealâ yegâne furkan olan hayat kitabımızda bunları söylüyor. Nahl-36’da buyuruyor ki:

    16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
    Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).


  • İfadeye dikkatle bakın!
  •  
  • “Biz bütün ümmetlerin, kavimlerin içinde resûl beas ettik.”

    Tek bir âyet mi "içimizde", "aramızda" resûllerin olduğundan bahsetmiş? Hayır...
  •  
  • 7/A'RÂF-35: Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
    Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun olmazlar.


  • 23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
    Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.


  • Cehennem ehli olan tüm insanlar "içinizden resûller gelmedi mi?" sorusuna "evet, geldi" yanıtı vermiyor mu?
    39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alâl kâfirîn(kâfirîne).
    Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?” (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.


    Allahû Tealâ asla bütün kavimlere nebî resûl göndermemiştir. Allahû Tealâ İsrail kavmine, Hz. Musa’yı nebî olarak göndermiştir. Hz. İsa da gene aynı kavimdendir. Ama Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Arap’tır. Peygamberler, Kur’ân’da isimleri geçen kavimlerde vazifelendirilmişlerdir.

    O halde Nahl-36’da ifade edilen resûllerin, nebî resûller olması asla mümkün değildir.

    Allahû Tealâ Mu’minûn-44’de buyuruyor ki:
  •  
  • 23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
    Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.


  • Hz. İsa ile Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) arasındaki 600 yıllık devrede başka bir peygamber gelmemiştir. Peygamberlerin arasında mutlaka fetret devirleri söz konusudur. Öyleyse burada sözü geçen resûllerin nebî resûl olması da mümkün değildir.

    3. SEÇENEK: Nebîler, kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir.
    Kur'ân-ı Kerim âyetlerine göre doğru seçenektir.

    Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim boyunca sadece nebîlerine kitap verdiğini ifade etmektedir. O halde konumuzun üçüncü sacayağı olan, “Nebîler kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir.” ifadesi, Kur’ân-ı Kerim’e tamamen uygundur ve yüzde yüz doğrudur.

    3/ÂLİ İMRÂN-79: Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne).
    Bir insan için, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah'tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb'e adamış) kullar olunuz” der.


    3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
    Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.


    3/ÂLİ İMRÂN-84: Kul âmennâ billâhi ve mâ unzile aleynâ ve mâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum, ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
    “Allah'a ve bize indirilene ve İbrâhîm (A.S)'a, İsmâil (A.S)'a, İshâk (A.S)'a, Yâkub (A.S)'a ve Yâkub oğulları’na indirilenlere, Hz. Mûsâ'ya ve Hz. Îsâ'ya ve nebilere Rab'leri tarafından verilenlere îmân ettik. Onların arasından birini (diğerlerinden) ayırdetmeyiz. Ve biz O'na (Allah'a) teslim olanlarız.” de.


    2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
    Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.


    4/NİSÂ-105: İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu). Ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ(hasîmen).
    Muhakkak ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'ı hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma.





    SONUÇ

    Kur’ân-ı Kerim’e aykırı olan bütün bu bid’atlerin dînin gereğiymiş gibi insanlara kabul ettirilmesi içler acısı bir durumdur; İslâm âlemi için bir faciadır. Konuyla ilgili olarak sitemizde oluşturduğumuz anket sonuçları da içinde bulunduğumuz bu korkunç durumun bir göstergesi olmuştur. Değerlendirmeye katılan okurlarımızın çoğunluğu, Kur’ân-ı Kerim’e tamamıyla aykırı olan “Resûller, kendilerine kitap verilen peygamberlerdir.” ifadesinin doğru olduğu kanaatinde birleşmişlerdir.

    Hâlbuki Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde akaidin verdiği bu hükmün tam aksini açık ve net olarak ifade etmektedir. Yukarıdaki âyet-i kerimelerin ışığında sizler de gördünüz ki her resûl nebî değildir ama her nebî mutlak olarak resûldür. Ve de Allahû Tealâ sadece nebî resûllerine kitap vermiştir. Velî resûllere verilen, sadece sohbet mahiyetindeki kitaplardır.

    Sevgili dîn adamlarımız,

    Âli İmrân Suresinin 81., Meryem Suresinin 30. ve Ankebût Suresinin 27. âyetleri açıkça göstermektedir ki; "Nebîler, kendilerine kitap verilen peygamberlerdir."

    3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim"....
    19/MERYEM-30: (Bebek) (Hz. İsa) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.”
    29/ANKEBÛT-27: ... O'nun zürriyetine nebîlik (peygamberlik) ve kitap verdik....
    6/EN'ÂM-89: İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir....

    İsrâ Suresinin 15., Nahl Suresinin 36. ve Mu'minûn Suresinin 44. âyetleri de "her kavimde, her zaman parçasında kavmin lisanıyla konuşan resûllerin ardarda gönderildiğini ifade etmektedir.

    17/İSRÂ-15: ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
    16/NAHL-36: Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık)...
    23/MU'MİNÛN-44: Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar...
    7/A'RÂF-35 : Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, ...
    39/ZUMER-71: ...Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, ...

    Sizler de şeytanın bu basit ama çok tehlikeli tuzağını görüyorsunuz değil mi?

    Nebî-resûl kavramlarının birbirine karıştırılması "ahir zamanda bu dünyada görev alacak Mehdi Resûl'ün hidayet davetinin önünü tıkamak için" geliştirilmiş bir tuzaktır.

    9/TEVBE-33: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirahu alâd dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).
    Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.



    SON SÖZ

    Ey sevgili dîn kardeşlerimiz! Ey Allah’ın sevdikleri, sevilmeye lâyık olan kardeşlerimiz! Ne olur sizler de görün artık İblisin bu son derece kurnaz oyununu? Artık emin oldunuz ki sizlere sadece Kur’ân-ı Kerim’den deliller gösteriyoruz. Sizlerden dilediğimiz odur ki; açın kalbinizin kapısını bir an evvel Allah’a. Haktan gelen ilmi işitip idrak etmek istiyorsanız eğer, "Bir tek duada bulunmanız yeterlidir" diyor Yüce Rabbimiz.

    Sizlere çok zor bir şeyden mi bahsediyoruz?

    Bir dua ile açılan nurlu yolda, her daim güzele kucak açmak çok mu zor, ne diyorsunuz?

    Bir küçücük duada bulunacaksınız Allah’a. Bir gönül yakarışıyla diyeceksiniz ki: “Yarabbi! Ben de Sana ulaşmak istiyorum. Nasıl onca ermiş evliyan varsa, onlar gibi ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır. Ben de ermiş evliyalarından olayım. Amin.”

    Bu dua, size Hak’tan gelen ilmin kapısını açacak olan yegâne anahtardır. Ve unutmayın ki hakla batıl olanı ayıracak olan furkan sizin elinizdedir. Öyleyse an geçmeden sizler de dileyin Rabbinizi… Ne kaybedersiniz ki sevgili kardeşlerimiz? Evlerinizin duvarlarında asılı Kur’ân-ı Kerim’i artık ait olduğu yere; gönlünüze indirmeyi dileseniz ne kaybedersiniz?
    KuranMeali.org, 15 Mart 2010 Pazartesi

    Benzer konular

    Değerlendirmeler

    Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
    Görüşünü paylaş
    Tartışma başlat

    Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

    Benzer konular

    Üye Girişi
    e-posta
    Parola
    Beni hatırla
     
    Android Sürümü
    KuranMeali.org'un bir sonraki android sürümünde görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
     Bence mükemmel olmuş.
     Kelime sözlüğü eklense iyi olur.
     Ayet arama özelliğinin olmasını isterim.
     Surelerin alfabetik sıralaması olmalı.
     Bir surenin tüm ayetlerinin listelendiği sayfalar olmalı.
     Yazı boyutunu değiştirebilmek isterim.

    431 kişi oy verdi.
    Sonuçları göster