"Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah kimlere vahyeder?" anket değerlendirmesi

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz » "Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah kimlere vahyeder?" anket değerlendirmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

"Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah kimlere vahyeder?" anket değerlendirmesi

Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz

KuranMeali.org
24.12.2010 00:00

Katılımcılarımızın %50’sinin vahiy konusundaki doğru seçeneği desteklemiş olması son derece sevindirici bir sonuçtur. Bu demektir ki insanlar, akledip doğruyu araştırmak lüzumunu hissettikçe, dînlerini Allah’ın istediği standartlarda öğrenecek ve hayatlarına tatbik edeceklerdir. Kaldı ki vahiy konusunda dînimize giren hurafelerin, anketimize katılan çoğunluk tarafından kabul görmemesi, gelecekte çok daha güzel neticelere ulaşılacağının habercisidir.


VAHİY KONULU ANKETİMİZİN DEĞERLENDİRME AŞAMASI TAMAMLANDI

Her ay düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz anketlerden biri olan “vahiy” konulu anketin değerlendirme sonucuna ulaştık sevgili okurlarımız!

Hatırlayacağınız üzere sizlere “Allah kimlere vahyeder?” şeklinde bir soru yöneltmiş ve üç seçenek vermiştik. Anketimiz tamamlandığında şöyle bir tabloyla karşılaştık:
  • Allah sadece peygamberlere vahyeder; 480 kişi.
  • Allah sadece meleklere vahyeder; 401 kişi.
  • Allah dilediğine vahyeder; 871 kişi.
 
Allah sadece peygamberlere vahyeder; 480 kişi.
Allah sadece meleklere vahyeder; 401 kişi.
Allah dilediğine vahyeder; 871 kişi.

 

SONUÇ: Anketimize 1752 kişi katılmış ve katılımcılar arasından 871 kişi, vahiy konulu Kur’ân gerçeğini; yani “Allah dilediğine vahyeder.” seçeneğini desteklemiştir.

Katılımcılarımızın %49,7’sinin vahiy konusundaki doğru seçeneği desteklemiş olması son derece sevindirici bir sonuçtur. Bu demektir ki insanlar, akledip doğruyu araştırmak lüzumunu hissettikçe, dînlerini Allah’ın istediği standartlarda öğrenecek ve hayatlarına tatbik edeceklerdir. Kaldı ki vahiy konusunda dînimize giren bid’atlerin, anketimize katılan çoğunluk tarafından kabul görmemesi, gelecekte çok daha güzel neticelere ulaşılacağının habercisidir.

Biz, kuranmeali.org olarak anketimize katılan bütün okurlarımıza bu hassasiyetleri için kalbî teşekkürlerimizi sunuyor, doğruyu öğrenmek üzere gösterdikleri çabadan ötürü de kendilerini tebrik ediyoruz.

Biz inanıyoruz ki, Allah’ı arayan herkes için kurtuluş kapıları ardına kadar açıktır. Ve Allah’ı arayan kişi er ya da geç kendisini Allah’a ulaştıracak yolun yolcusu olacaktır. Bu yola çıkmanın tek şartı ise; kişinin ölmeden evvel kalben Allah’a ulaşmayı dilemesidir.

DOĞRU SEÇENEK: Allah dilediğine vahyeder.

Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ'nın peygamberlere, peygamberlerin annelerine, herhangi bir insana, arıya, yerlere vahyettiğini buyurduğu ayetler yer almaktadır. Yazımızın tamamında bu örneklerin her biri ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Kur'ân-ı Kerim'de ifade edildiği üzere tüm peygamberler erkektir, bir diğer ifade ile bayan peygamber yoktur. Ve de Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ’nın Hz. Musa'nın annesine ve Hz. Meryem'e vahyettiğini, aynı şekilde arılara, hatta yerlere vahyettiğini buyurduğu âyetler de vardır. Bu sebeple "Allah sadece peygamberlere vahyeder" ve "Allah sadece meleklere vahyeder" ifadelerinin her ikisi de Kur'ân'a göre yanlış, "Allah dilediğine vahyeder." seçeneği ise doğrudur.

20/TÂHÂ-38: İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.
Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik.


16/NAHL-68: Ve evhâ rabbuke ilân nahli enittehızî minel cibâli buyûten ve mineş şeceri ve mimmâ ya’rişûn(ya’rişûne).
Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti.




VAHİY KONUSUNDA, İSLÂM ÂLEMİNİ ESİR ALAN BİD’ÂTLER NELERDİR?

İblisin insanlığı Allah’tan uzaklaştırmak için kurduğu tuzakların bütünü, İslâm âlemine Kur’ân-ı Kerim’i unutturma yöntemine dayalıdır sevgili okurlarımız. Ancak bu surette kendisiyle birlikte milyonlarca insanı cehennem karanlığına mahkûm edeceğini çok iyi hesaplamıştır.

Oysaki Allahû Tealâ tüm zamanlara hitap ettiği Kur’ân-ı Kerim’inde hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Cevabı Kur’ân-ı Kerim’de bulunmayan hiçbir soru yoktur.

Fakat ne yazık ki iblisin ezelî düşmanlığı sonucu, insanlar Kur’ân-ı Kerim’den uzaklaşmışlar ve körü körüne bir aldanışın kurbanı olmuşlardır. Asırlardan beri öğrendikleri bilgileri Kur’ân-ı Kerim’le karşılaştırmak gibi bir ihtiyaç içerisinde olmamışlardır. El yazması kitaplardan ve tamamen Allah’ın hakikatlerinden uzak emaniyye bilgilerden oluşan bir dîni eğitim, Allah’ın tek dîni olan Hanif dînini (Arapça adıyla İslâm), bir büyük karanlığın içine itmiştir. Şu anda ülkemiz de dahil olmak üzere bütün İslâm ülkelerinde hurafelere dayalı bir İslâmî tatbikat söz konusudur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den yaklaşık 2 asır sonra başlayan dîndeki yozlaşma sonucu, vahiy konusunda da iki büyük bid’at devreye girmiş ve bu iki bid’at bir Kur’ân gerçeğiymiş gibi insanlara kabul ettirilmiştir.
  1. Birinci bid’at: Allah peygamberlerinden başkasına vahyetmez.
  2. İkinci bid’at: Vahiy, HATEM-UL ENBİYA HZ. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’le kesilmiştir.
Dînimize sonradan girmiş bu iki inanış da Allah’ın kanununa tamamen aykırı bir hüviyet taşımaktadır.

O halde gelin hep birlikte bu iki bid’atin geçersizliğini ortaya koyarken, Allahû Tealâ’nın vahiy konusundaki Kur’ân gerçeğini, yine Kur’ân-ı Kerim ışığında gün ışığına çıkaralım sevgili okurlarımız!

1. BİD'AT
Allah peygamberlerinden başkasına vahyeder mi?

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde vahiy konusuna şek ve şüpheye yer olmaksızın açıklık getirmiştir. Kaldı ki Allah’ın bir insanla konuşması ancak vahiy iledir.

Fakat günümüz İslâm tatbikatında, Allahû Tealâ’nın peygamberlerden başkasıyla konuşmasının mümkün olmadığına inanılmaktadır. Vahiy konusundaki âyet-i kerimeleri incelediğimiz zaman, bu inanışın bütünüyle geçersiz olduğu kesin olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Allahû Tealâ A’râf-175’e göre peygamberlerin dışında bir kişiye vahyetmiştir.

  • 7/A'RÂF-175: Vetlu aleyhim nebeellezî âteynâhu âyâtinâ fenseleha minhâ fe etbeahuş şeytânu fe kâne minel gâvîn(gâvîne).
    Onlara, âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini oku (anlat). Sonra o, ondan (âyetlerden) ayrıldı, artık şeytan onu kendisine tâbî kıldı. Ve böylece o zarar görenlerden (azgınlardan) oldu.


    Âyet-i kerimede sözü edilen kişi; kendisine vahyedildiği halde, bunun gereklerini yerine getirmemiş ve Allah’a âsi olmuştur. Bu kişinin peygamber olmadığı açık ve kesindir. Hiç kimsenin bunun aksini iddia etmesi mümkün değildir.

  • Allahû Tealâ Bakara-259’da mağarada konaklayan birine vahyettiğini ifade etmektedir.

    2/BAKARA-259: Ev kellezî merra alâ karyetin ve hiye hâviyetun alâ urûşihâ, kâle ennâ yuhyî hâzihillâhu ba’de mevtihâ, fe emâtehullâhu miete âmin summe beaseh(beasehu), kâle kem lebist(lebiste), kâle lebistu yevme ev ba’da yevm(yevmin), kâle bel lebiste miete âmin fenzur ilâ taâmike ve şerâbike lem yetesenneh, venzur ilâ hımârike ve li nec’aleke âyeten lin nâsi venzur ilâl izâmi keyfe nunşizuhâ summe neksûhâ lahmâ(lahmen), fe lemmâ tebeyyene lehu, kâle a’lemu ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
    Veya çatıları üzerine çökmüş (altı üstüne gelmiş) bir karyeye uğrayan kimsenin, “Allah bunu (bu kasabayı) ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demesi gibi. Bunun üzerine Allah, onu yüz sene öldürdü. Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (ölü bir vaziyette) kaldın?” dedi. (O da): “Bir gün veya günün bir kısmı kadar.” dedi. (Allah): “Hayır, yüz yıl kaldın. Haydi yiyecek ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. (Bu), seni insanlara bir âyet (canlı bir ibret) kılmamız içindir. Ve kemiklere bak. Onları nasıl inşa ediyoruz (kemikleri birleştirerek iskeleti kuruyoruz) sonra ona et giydiriyoruz.“ Böylece (merkep dirilip, eski haline gelince ve herşey) ona açıkça belli olunca: “Allah’ın, herşeye kaadir olduğunu biliyorum.” dedi.

    Bakara Suresinin 259.âyet-i kerimesi de; “Allah peygamberlerden başkasına vahyetmez.” tarzındaki bir iddiayı tamamen çürüten bir âyet-i kerimedir.

  • Allahû Tealâ Hz. İsa (A.S)’ın annesi Hz. Meryem'e vahyetmiştir.

  • 3/ÂLİ İMRÂN-47: Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun ve lem yemsesnî beşer(beşerun), kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ’(yeşâu) izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
    (Hz Meryem): “Rabbim, benim çoçuğum nasıl olur? Bana bir beşer dokunmadı” dedi. (Allah şöyle buyurdu): “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir emrin (işin) olmasını takdir ettiği zaman, sadece ona “ol!” der, o hemen olur.”


    19/MERYEM-26: Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ(aynen), fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ(insiyyen).
    Artık ye ve iç, gözün aydın olsun! Bundan sonra eğer beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle: “Muhakkak ki ben, Rahmân’a (konuşmama) orucu nezrettim (adadım). Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım.”


  • Allahû Tealâ Hz. İsa (A.S)’ın havarilerine vahyetmiştir.

  • 5/MÂİDE-111: Ve iz evhaytu ilâl havâriyyîne en âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).
    Ve havarilere; “Bana ve Resûl'üme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik ve bizim (Hakk'a) teslim olduğumuza şahid ol.” demişlerdi.


    Hiç kimse Hz. İsa (A.S)’ın havarilerinin peygamber olduğunu iddia edemeyecektir. Âyet-i kerimede açıkça görülüyor ki Allahû Tealâ, peygamber olmayan bu insanlara da vahyetmiştir.

  • Allahû Tealâ Hz. Musa (A.S)’ın annesine vahyetmiştir.

  • 20/TÂHÂ-38: İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.
    Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik.


    Bilindiği üzere, Allahû Tealâ Hz. Musa (A.S)’ın annesine; “Bebeği (Hz. Musa’yı) Nil nehrine bırak.” demiştir. Ve böylece Nil nehrinden Firavun’un beldesine kadar gelen Hz.Musa (A.S)’ı, Firavun’un eşi Hz. Asiye büyütmüştür. Hz. Musa (A.S)’ın annesi bir peygamber olmadığına göre, demek ki Allahû Tealâ peygamberlerin dışındaki insanlara da vahyetmiştir.

  • Allahû Tealâ yere vahyetmiştir.

  • 99/ZİLZÂL-4: Yevme izin tuhaddisu ahbârahâ.
    O gün (izin günü), (arz) haberlerini anlatacak.

    99/ZİLZÂL-5: Bi enne rabbeke evhâ lehâ.
    Rabbinin ona vahyetmesi ile.

  • Allahû Tealâ arıya vahyetmiştir.

  • 16/NAHL-68: Ve evhâ rabbuke ilân nahli enittehızî minel cibâli buyûten ve mineş şeceri ve mimmâ ya’rişûn(ya’rişûne).
    Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti.


  • Allahû Tealâ göklere vahyetmiştir.

  • 41/FUSSİLET-12: Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennâs semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).
    Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti. Ve dünya semasını kandillerle muhafaza ederek süsledik. İşte bu, Azîz ve Alîm olan (Allah’ın) takdiridir.


  • Allahû Tealâ Yûnus-2 ve A’râf-63’de herhangibir kişiye vahyettiğini açıkça ifade etmektedir.

  • 10/YÛNUS-2: E kâne lin nâsi aceben en evhaynâ ilâ raculin minhum en enzirin nâse ve beşşirillezîne âmenû enne lehum kademe sıdkın inde rabbihim, kâlel kâfirûne inne hâzâ le sâhırun mubîn(mubînun).
    Onlardan bir adama, "insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri) müjdelemesi" için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? Muhakkak ki onlar için, Rab’lerinin yanında (katında) sıddıklar makamı vardır. Kâfirler şöyle dediler: “Muhakkak ki bu, mutlaka apaçık bir sihirbazdır.”


    7/A'RÂF-62: Ubelligukum risâlâti rabbî ve ensahu lekum ve a’lemu minallâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
    Size Rabbimin risalelerini (gönderdiklerini) tebliğ ediyorum (ulaştırıyorum). Ve size nasihat ediyorum (öğüt veriyorum). Ve sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah’tan öğreniyorum (biliyorum).

    7/A'RÂF-63: E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ raculin minkum li yunzirekum ve li tettekû ve leallekum turhamûn(turhamûne).
    Sizi uyarması ve takva sahibi olmanız için, içinizden bir adama, Rabbinizden bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? Ve böylece rahmet olunursunuz.


    Öyleyse Allahû Tealâ sıradan bir insanla konuşur mu?

    EVET! Allah dilerse, dilediği kişiyle konuşur.

    Allahû Tealâ kiminle konuşursa, neyle konuşursa onun Kur’ân’daki adı “vahiy”dir. Allah’ın bir insanla konuşması söz konusuysa, o kişi Allah’tan vahiy alıyor demektir.

    Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

    42/ŞÛRÂ-51: Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).
    Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.


    İnsanların büyük kısmı Allah’ın sesinin işitilemeyeceği görüşünde birleşmiş olsalar da bütün bu âyet-i kerimeler, gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Kaldı ki bütün Hakk dostları Allah ile konuştuklarını ifade etmişlerdir.

  • Vahiy Konusunda Hakk Dostlarının Görüşleri

    • Fahreddin Râzî Hazretleri: “Allah’ı görmek nasıl mümkünse, işitmek de öyle mümkündür.” buyurmuştur.
    • İmam-ı Gazalî Hazretleri de buyurmuştur ki: “Cenab-ı Hakk’ın sözünü harf ve sesle işittiğine inanmayan kimseye demeli ki: ‘Allah’ın ahrette gözle görüleceğini inkâr ediyor musun? Allah harf ve savt olmayan ve mahlûk sesine benzemeyen sesini, istediği kuluna dilediği surette işittirir. O kul da, o sesin Hakk’ın kelâmı olduğunu anlar. ”
    • Bununla birlikte, “Hakk’tan işitip bu sözleri dedim işte.” ifadesi, Yesevi Hazretlerine aittir.
    • Yunus Emre de: “Çalaptır, söylettirir. Bizi konuşturan, Allah’tır.” buyurmaktadır.
    • Hz. Mevlâna da, Mesnevi’nin Allah tarafından kendisine öğretildiğini ifade etmektedir.
    • Allahû Tealâ Bediüzaman Said-i Nursî Hazretlerine vahyederek, Risale-i Nur külliyatını vücuda getirmiştir.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılan odur ki; “Allah yalnız peygamberlere vahyeder.” ifadesi, Kur’ân-ı Kerim’e göre asla geçerli değildir.

Ve yetmez! Asrın insanını dalâlette kalmaya mahkûm eden bir büyük HURAFEDİR.

İblisin insanları içine düşürdüğü bir korkunç karanlıktır.

2. BİD'AT
Vahiy müessesesi, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le birlikte sona ermiş midir?

“Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le vahiy müessesesi kesilmiştir.” inanışı da, dînimize sonradan girmiş bir hurafedir; Allah’ın kanununda asla yeri yoktur.

Ahzâb Suresinin 40.âyet-i kerimesine göre Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V)’le sona eren nübüvvet; yani peygamberlik müessesesidir.

33/AHZÂB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.


Âyet-i kerimede görüldüğü üzere Peygamber Efendimiz (S.A.V), Allah’ın Resûl’ü ve nebîlerin sonuncusudur. Bu demektir ki, Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, resûllerin sonuncusu değildir. O’nunla birlikte sona eren nübüvvettir.
  • Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bütün peygamberlerine vahyettiğini dile getirmiştir.

    4/NİSÂ-163: İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ven nebiyyîne min ba’dihî, ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâti ve îsâ ve eyyûbe ve yûnuse ve hârûne ve suleymân(suleymâne), ve âteynâ dâvûde zebûrâ(zebûran).
    Muhakkak ki Biz, Hz. Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve Hz.İbrâhîm'e, Hz.İsmail'e, Hz.İshak'a, Hz.Yâkub ve torunlarına, Hz.İsa'ya, Hz.Eyub'a, Hz.Yunus'a, Hz.Harun'a ve Hz.Süleyman'a da vahyettik. Ve Hz.Davud'a Zebur'u verdik.


  • Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le birlikte sona eren şer’î, yani şeriat hükümlü vahiydir. Ama risalet müessesesi kıyâmete kadar süreceği için, risaleti temsil eden vahiy de kıyâmete kadar devam edecektir. Allahû Tealâ şerî vahyin sona erdiğini Mâide-3’de açık ve net olarak ifade etmiştir.

    5/MÂİDE-3: Hurrimet aleykumul meytetu ved demu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alân nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), el yevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevni, el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
    Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.


    ...bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni’metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir. Bütün devirlerde risalet devam ettiği için Allah’tan vahiy alanlar da mutlaka vardır, kıyâmete kadar da var olacaklardır. Fakat nebî ve resûl konusu da Kur’ân’daki muhtevasından uzaklaştırıldığı için, insanlar dîni, Allah’ın emrettiği biçimde yaşayamamaktadır. Busebeple de dalâlet çukuruna doğru yol almaktadırlar.

  • Nebî; peygamber demektir ve her nebî aynı zamanda resûldür. Fakat her resûl nebî değildir. Allahû Tealâ şerî hükümler içeren kitaplarını sadece peygamberlerine indirmiştir. Peygamberler arasında fetret devirleri olmasına rağmen velî resûller, ardı ardına bütün devrelerde ve bütün kavimlere gönderilmişlerdir.

    23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
    Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.


    16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
    Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).


    3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
    Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.


    İşte bu üç âyet-i kerime risaletin dünya durdukça devam edeceğini açıkça ifade etmektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hadîs-i şerifinde, "Benden sonra nebî gelmeyecek, imamlar gelecek" buyurmuştur. Her devirde, kavîm resûlleri arasından seçilen bir kişi o devrin imamıdır. Kaldı ki Allahû Tealâ Enbiyâ-7’de; "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun." buyurmaktadır.

    21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
    Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.


    Ehli zikir; ulûl’elbabın; daimî zikrin sahiplerinin adıdır. Allahû Tealâ ulûl’elbab için şöyle buyurmaktadır:

    3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
    Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.


  • Uulûl’elbab; Allah ile konuşma yetkisinin sahibi olan kişidir. Bilmediği bir konuyu Allahû Tealâ’dan soracaktır ve cevabını alacaktır. Sualin cevabını ve arkasında yatan sırrı mutlaka Allahû Tealâ ona söyleyecektir. Âli İmrân-7’de bu konu açıkça ifade edilmiştir.

    3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
    Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).


  • Görüldüğü üzere vahiy, peygamber Efendimiz (SAV)’le kesilmemiştir. Allah ile konuşma yetkisinin sahibi olanlar, en alt seviyede ulûl’elbab (sır hazinelerinin sahipleri) olanlardır. Onlar, daimî zikrin sahipleridir. Allah’ın ulûl’elbab ile konuşması da ancak vahiy iledir.

    Öyleyse Allahû Tealâ’nın velî resûllere vahyi, risaleti temsil eden; asla şer’î bir hüküm taşımayan ve kişinin doğrudan kalbine verdiği vahiydir.



SONUÇ

Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, “Allah peygamberlerinden başkasına vahyetmez. Vahiy, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra kesilmiştir.” inanışı, asrımıza damgasını vuran bid’atlerden yalnızca ikisidir.

Allahû Tealâ’nın insanlık için razı olduğu tek dînin temel unsurları, son derece kurnaz bir taktikle ne yazık ki yok edilmiştir. Oysaki Allahû Tealâ Kâdir-i Mutlak olandır ve dilediği an dilediğine vahyetme yetkisinin sahibidir. Birçok âyet-i kerimede de dilediğine vahyettiğini açıkça ifade etmektedir.

İblisin tuzakları sonucu zihnimize kazınan ve bir Kur’ân gereğiymiş gibi hayatımıza yön veren bütün bu hurafelerden bir an evvel kurtulmamız gerekmektedir.

Sevgili dîn âlimlerimiz

Allah sadece peygamberlerine vahyeder." ve "Vahiy, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ile son bulmuştur." ifadelerinin her ikisi de Kur'ân'ı Kerim'e ters düşen bid'atlerdir. Bu bid'atleri desteklemek üzere Kur'ân-ı Kerim'de tek bir âyet dahi yer almamasına rağmen, yukarıdaki yazımızda yer alan tüm âyetler bu 2 bid'atin de uydurma emaniyye bilgiler olduğunu Kur'ân-ı Kerim ışığında ispat etmektedir.

Yıllardır yukarıdaki 2 bid'atin peşine düşerek;
  • Allah'tan vahiy aldığını söyleyen kimseleri "delirmekle",
  • Allah'ın Resûlu olduğunu ifade edenleri de "peygamberliğini ilan etmekle"
itham ediyorsunuz. Oysa ki, Allah dilediğine vahyeder. Risalet, kıyâmete kadar devam edecektir.

Allahû Tealâ Nahl Suresinin 36. ayetinde ve Mu'minûn Suresinin 44. ayetinde açıkça "her kavme kendi lisanında ve ardarda Resûl'lerimizi göndeririz" buyurmuşken; Mu'minûn Suresinin 44. ayetinde uyardığı Allah'ın Resûl'lerini yalanlayanlardan olmayınız.

16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).


23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.


Hiç düşünüyor musunuz; madem ki İslâm kemâle ermiş son dîn; öyleyse halkının %98'i Müslüman olan bir ülke neden bu kadar mutsuz? İslâm Dîninin tek başına tüm toplumu saran, herkes için huzur ve mutluluğun ana kaynağı olması gerekmez mi?

Sizce yanlışlık nerede?

Gelin hep beraber, İslâm'ı bu bid'at karanlığından kurtarmak için harekete geçelim. Biz her zaman tüm Kur'ân araştırmalarımızı sizlerle paylaşmaya hazırız.

Kur’ân-ı Kerim bir bütündür ve tektir.



İnsanlığı bid’at karanlığından kurtarmak, dîn âlimlerinin üzerine borçtur.

Doğruyu Kur’ân’dan araştırıp öğretmedikleri için, cehenneme mahkûm olan milyonlarca insanın vebali onların üzerindedir.

Kur’ân-ı Kerim’i bir bütündür ve tektir. Allah’ın tayin ettiği hedeflere ulaşmak da, ancak Kur’ân’ın bütününü yaşamakla mümkün olacaktır. Kaldı ki Âli İmran-119’a göre sahâbe Kur’ân’ın bütününü yaşayarak 7 safha ve 4 teslimi gerçekleştirmişlerdir.

Risaletin devam ettiğini kabul etmeyen bir dîn öğretisiyle, insanların 7 safha ve 4 teslimi yaşamaları asla gerçekleşmeyecektir. Allahû Tealâ dînini vahiy yoluyla indirmiştir. Ve bu dînin bütün özellikleri, peygamberlerin olduğu devrelerde asaleten devrin imamı olan peygamberlerce, peygamberlerin olmadığı devrelerde ise velîler arasından vekâleten devrin imamı seçilen velî resûllerce insanlığa öğretilmektedir.

Ve ne yazık ki Allah’a varan yolun yegâne şifresi; insanların büyük kısmı tarafından bilinmemekte, kendilerine tebliğ ulaşan kişilerin çoğunluğu tarafından da inkâr edilmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’in olmazsa olmaz şartı olan “ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemek”; bugünkü farz emirlerin arasında anılmamaktadır. Oysaki bu dileğin sahibi olmadıkça hiç kimsenin kurtuluşa ulaşması mümkün değildir (Yûnus-7 ve 8). Kim kalbî bir yakarışla Allah’a yönelir ve de, “Ey Yüce Allah’ım! Nasıl onca ermiş evliyan varsa, onlar ölmeden evvel nasıl ruhlarını sana ulaştırdılarsa, ben de ruhumu ölmeden evvel sana ulaştırmak istiyorum. Beni de ermiş evliyalarından kıl.” derse, Allahû Tealâ Şûrâ-13’e göre bu kişiyi Kendisine ulaştıracağını garanti etmektedir.

SON SÖZ:

Kâinatın en sevgili mahlûku olan sizler! Siz, Allah’ın en kıymetlileri!

Sizlere kalbî bir çağrıda bulunuyoruz...
  • Gelin İblise bir “DUR” diyerek, İslâm’ın ruhunu bizden alıp götüren bu karanlığı hep birlikte yok edelim.
  • Gelin el ele, gönül gönüle Rabbimizi dileyelim. Allah’a varma arzusu içinde, Allah’ın doğrularını hayatımıza tatbik ederek en güzele erişelim.
  • Ve gelin hep birlikte bizler için yegâne furkan olan Kur’ân-ı Kerim’in ve de müteşabih âyetleri açıklama yetkisine sahip olan ehl-i zikrin izinden gidelim.
O Allah, en sevgilimiz… Bir dileğimize karşın bize mutlulukların en güzelini bahşedenimiz.

O halde ne duruyorsunuz?

Allah’ın davetine, Allah’ın Katındaki en güzel sığınak olan Allah’ın Zat’ına ulaşmak için daha ne bekliyorsunuz?

Nasıl mı? Bir tek dilek!

Öyleyse dileyin siz de ve bir gönül yakarışı içinde deyin ki Rabbinize:

“Ben de ruhumu ölmeden evvel Sana ulaştırmak istiyorum, ey Yüce Allah’ım. N'olur benim de ruhumu Sana ulaşanlardan kıl. Bana da ermiş evliyalarından olabilmeyi nasip eyle.”




İşte bu kadar kolay, bu kadar basit.

Dileyin ve mutluluğun solmayan bahçesinde birer tomurcuk olup açın sevgili kardeşlerimiz!
KuranMeali.org, 24 Aralık 2010 Cuma

Benzer konular

Değerlendirmeler

(1)
saved rating
 
100,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
(0)
saved rating
 
0,00%
Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
Görüşünü paylaş
Tartışma başlat
""Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah k..." için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
saved rating

xyz

Allah razı olsun !!! Devam edin lütfen paylasimlara Allah korusun sizleri
Misafir: , 18.09.2016

Benzer konular

Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Android Sürümü
KuranMeali.org'un bir sonraki android sürümünde görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
 Bence mükemmel olmuş.
 Kelime sözlüğü eklense iyi olur.
 Ayet arama özelliğinin olmasını isterim.
 Surelerin alfabetik sıralaması olmalı.
 Bir surenin tüm ayetlerinin listelendiği sayfalar olmalı.
 Yazı boyutunu değiştirebilmek isterim.

431 kişi oy verdi.
Sonuçları göster