"Kur'an-ı Kerim'e göre insanın kaç vücudu vardır?" anket değerlendirmesi

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz » "Kur'an-ı Kerim'e göre insanın kaç vücudu vardır?" anket değerlendirmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

"Kur'an-ı Kerim'e göre insanın kaç vücudu vardır?" anket değerlendirmesi

Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz

KuranMeali.org
20.03.2012 00:00

Sitemizde her ay düzenlediğimiz anketlerden biri daha tamamlandı sevgili okurlarımız. Hatırlayacağınız gibi bu kez insanın yaratılış sırrını baz almış ve anketimizde şu soruyu sormuştuk:

Kur'an-ı Kerim'e göre bir insanın kaç bedeni vardır?
1. Fizik beden
2. Fizik beden, nefs
3. Fizik beden, ruh
4. Fizik beden, nefs, ruh

Anket Sonucu

3902 okurumuzun katılımıyla gerçekleşen anketimizde 2542 kişi, insanın yaratılışı hakkındaki Kur’ân gerçeğini ifade eden fizik beden, nefs ve ruh seçeneğini işaretlemişlerdir.

1. Fizik beden, nefs, ruh (2.542 kişi; %65,15)
2. Fizik beden, ruh (984 kişi; %25,22)
3. Fizik beden (229 kişi; % 5,87)
4. Fizik beden, nefs (147 kişi; %3,77)

 

Fizik beden, nefs, ruh (2.542 kişi; %65,15)
Fizik beden, ruh (984 kişi; %25,22)
%6
Fizik beden (229 kişi; % 5,87)
%4
Fizik beden, nefs (147 kişi; %3,77)

 

 

 

DOĞRU SEÇENEK: Fizik beden, nefs ve ruh.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den yaklaşık 2 asır sonra dînde başlayan yozlaşma sonucu, hidayete yönelik bütün kavramlar nasıl aslından saptırıldı ise hidayetin muhatabı olan insanın yaratılış sırrı da aslından uzaklaştırılmıştır. Günümüz İslâm âleminin içinde bulunduğu bu hazin tabloyu göz önüne aldığımızda, katılımcılarımızın büyük çoğunluğunun Kur’ân’daki İnsanı ifade eden seçeneği işaretlemiş olmaları son derece sevindirici bir sonuç olarak karşımıza çıktı sevgili okurlarımız.


KUR’ÂN-I KERİM’E GÖRE İNSAN ÜÇ VÜCUTLA YARATILMIŞTIR

En’am-38’de ifade edildiği gibi Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Kâinatın en sevgili mahlûku olarak yaratılan insan için üç ayrı âyet-i kerimede üç vücudumuzdan söz ediltmektedir. Hicr-26’da “salsalin” adı verilen şekillenebilir bir balçıktan yaratılan fizik bedenimiz, Şems-7’de 7 kademede temizlenecek olan nefsimiz ve Secde-9’da Allah’ın bize Kendinden üfürdüğü ruh vücudumuz ifade edilmektedir.

15/HİCR-26: Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.


91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).


32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.


El yazması kitapların Kur’ân-ı Kerim’in yerini aldığı günümüzde, insanın kurtuluşuna yönelik bütün Kur’ân kavramları nasıl unutulmuşsa, insanın üç vücutla yaratıldığı gerçeği unutulmuştur. Bugunkü dîni öğretide üç vücudumuz hakkında bir bilgi ne yazık ki yer almamaktadır. Dahası fizik bedene can veren kuvvetin ruh olduğuna inanılmaktadır.

  • Acaba insan sadece fizik vücut ve ruhtan ibaret bir varlık mıdır?
  • Kötü ruh ve iyi ruh diye bir ayrım var mıdır?
  • Nefs, kötü ruh mudur?
  • Ruhun insan vücudundaki görevi nedir?
  • Çağımızın hastalığı olan mutsuzluk ve huzursuzluğun nedeni gerçekten de ruhumuz mudur?
  • Literatürde ifade edildiği gibi ruhlar gerçekten de hasta olabilir mi? Yoksa bizi mutsuz eden, huzursuzluğa iten başka bir vücudumuz daha var mıdır?
Gelin bütün bu soruların cevabını Allahû Tealâ’nın bizlere yegâne furkan olarak indirdiği Kur’ân-ı Kerim’inde arayalım sevgili okurlarımız. Gelin Allah’ın hakikatlerine doğru hep birlikte küçük bir yolculuk yapalım.

AÇIKLAMALAR

Allahû Tealâ insanı, kâinatın en kıymetli varlığı olarak yarattığını Kur’ân-ı Kerim’inde açıkça ifade etmektedir.

45/CÂSİYE-13: Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.


Casiye Suresinin 13.âyet-i kerimesi Allahû Tealâ’nın insana duyduğu sevginin çok açık bir göstergesidir. Bütün yerlerde, bütün göklerde ve onların arasında yaratılan ne varsa, insanın emrine sunulmuştur. Kâinatta ne varsa hepsi insan içindir. İnsan da Zariyat Suresinde ifade edildiği gibi Allah için, Allah’a kul olmak içindir.

51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.
Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.


KUR’ÂN-I KERİM’E GÖRE İNSAN

Allah’a kul olma hedefiyle yaratılan insan, üç vücut, serbest irade ve aklın sahibi kılınmıştır. Bütün bu özellikler, insanla Allah arasındaki yaklaşım basamaklarının da temelini oluşturmaktadır. Muhtevası teslim olan Hanif dîni (Arapça adıyla İslâm), 7 safha ve 4 teslimden ibarettir. Bu teslimleri gerçekleştirmedikçe hiç kimsenin Kur’ân’ın bütününü yaşaması söz konusu değildir.

Kaldı ki fizik beden, nefs ve ruh üçlüsüyle yarattığı insanı Allahû Tealâ ezelde (kalu bela gününde) huzurunda toplamış, üç vücudumuzdan da dünya hayatını yaşarken Allah’a teslim olacaklarına dair sözler almıştır. A’raf-172 ve Mâide-7’de, Allahû Tealâ’nın ezelde verdiğimiz sözlerle bizi Kendisine bağladığı açıkça ifade edilmektedir.

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”


5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.


KUR’ÂN-I KERİM’E GÖRE İNSAN ÜÇ VÜCUTLA YARATILMIŞTIR.

Fizik beden, nefs ve ruh üçlüsüyle yaratılan insan, Allahû Tealâ tarafından serbest irade ve aklın da sahibi kılınmıştır. İşte bu üç vücuttan ibaret olan insanın aslî vazifesi ise, ezelde Allah’a verdiği sözleri yerine getirerek 4 teslim emrini hayatına tatbik etmektir.

BİRİNCİ VÜCUDUMUZ: Fizik Vücut ve Fizik Vücudun Ahdi

Allahû Tealâ insanı, salsalin adı verilen şekillenebilir bir balçıktan bir fizik bedenle halk etmiştir. Fizik beden, zahirî âleme aittir. Topraktan gelmiştir ve mutlaka toprağa gidecektir.

Hicr Suresinin 26.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ fizik vücudumuzdan şöyle söz etmektedir:

15/HİCR-26: Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.





  • Kalu bela günü, fizik bedenimiz Allah’a kul olacağına dair, Allahû Tealâ’ya ahd vermiştir.

    Fizik vücudun Allah’a kul olmasının birincil koşulu, kişinin ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemesidir. Hiç kimse bu kalbi talebi gerçekleştirmedikçe, Allah’a ezelde verdiği sözleri yerine getiremeyecektir. Ruhun Allah’a ulaşması da, fizik vücudun Allah’a kul olması da, nefsin Allah’a teslim edilmesi de bizim bir tek dileğimize bağlıdır.

    Yâsîn Suresinin 60. ve 61.âyet-i kerimeleri fizik bedenin ahdini ve bu ahdin ancak Sıratı Mustakîm üzerinde olmakla gerçekleşeceğini açıkça ifade etmektedir.
  •  
  • 36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
    Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

    36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).
    Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.


    Sıratı Mustakîm, ruhumuzu Allah’a ulaştıran yolun adıdır.
  •  
    15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
    Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”


  • Sıratı Mustakîm üzerinde olmak, hidayet üzere olmak demektir.

    Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
  •  
  • 6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
    Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

    6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
    İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).


  • Hidayet günümüz İslâm tatbikatında ifade edildiği gibi doğru yol değil, insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasıdır.
  •  
  • 3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
    Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).


    2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
    Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.


    Allah’a ulaştıran yol Sıratı Mustakîm ise ve ancak Sıratı Mustakîm üzere olanlar Allah’a ulaşabilecekse ve de hidayet, Allahû Tealâ’nın dîninin temel muhtevası ise, o halde insanın yapması lâzım gelen şey, evvelâ Allah’a ulaşmayı hedef tayin etmek, kalben bu talebin, bu arayışın içinde olabilmektir. Kaldı ki Allahû Tealâ en şerefli mahlûk olarak yarattığı insanı sadece Zat’ına davet etmektedir (Ra’d-14). Ölmeden evvel Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemek bütün insanlar için bir zorunluluktur. Kur’ân’ın; yani İslâm’ın olmazsa olmazıdır. Fizik vücudun Allah’a olan ahdi, nefs tezkiyesine ve ruhun gök katlarındaki yükselmesine paralel gerçekleşen bir vetiredir.

  • Allahû Tealâ her devirde, insanlar şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olsunlar diye hidayetçiler göndermiştir.
  •  
  • 16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
    Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).


  • İKİNCİ VÜCUDUMUZ: Nefs ve Nefsin Ezelde Allah’a Verdiği Yemin

    Bütün insanlar, 7 kademede sevva edilecek olan bir nefs vücutla dizayn edilmişlerdir.

    91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
    Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).





    Başlangıç noktasında hepimizin nefsinin kalbi gece gibi kapkaranlıktır. Yapısında 19 afet bulunmaktadır.
    1. Cehalet
    2. Cimrilik
    3. Dedikodu, gıybet
    4. Fitne, fesad
    5. Gurur, kibir
    6. Hırs, şehvet
    7. Hased ve düşmanlık
    8. İsyan
    9. İptilâlar
    10. Kin ve nefret
    11. Küfür
    12. Mürailik (İki Yüzlülük)
    13. Nankörlük
    14. Öfke ve gayz
    15. Sabırsızlık
    16. Vefasızlık
    17. Yalan, Tekzib
    18. Zulüm
    19. Zan


    İşte yapısındaki bu 19 grup hastalık sebebiyle, nefs insana sürekli şerri emretmektedir. Yûsuf Suresinin 53.âyet-i kerimesi, nefsin şerr kaynaklı olduğunu ortaya koymaktadır.

    12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
    Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).


    Şerri emreden nefs sebebiyle, insanlar Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmezler. Ve bu sebeple de devamlı derecat kaybederler. Allahû Tealâ’nın bizden istediği şeyse, gece gibi karanlık olan nefsimizin kalbini tezkiye ve tasfiye etmemizdir.

    Kaldı ki insan yaratılış muhtevası gereğince en ahsene ulaşabilecek özelliktedir. Allahû Tealâ Tîn Suresinde bu konuya dikkat çekmektedir.

    95/TÎN-4: Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
    Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.

    95/TÎN-5: Summe radednâhu esfele sâfilîn(sâfilîne).
    Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).

    95/TÎN-6: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
    Âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) işleyenler hariç.İşte onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır.


    Mudessir Suresinin 38, 39 ve 40.âyet-i kerimelerine göre nefsimiz, fizik bedenimizin içinde bir rehinedir. Ve ancak, kalu bela günü Allah’a verdikleri yemini yerine getirerek, nefslerini tezkiye ve tasfiye edenler Allah’ın cennetini hak edenlerdir.

    74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehînetun.
    Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

    74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
    Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

    74/MUDDESSİR-40: Fî cennâtin, yetesâelûn(yetesâelûne).
    Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.



    ÜÇÜNCÜ VÜCUDUMUZ: Ruh ve Ruhun Allah’a Verdiği Misak

    Allahû Tealâ’nın insanı eşref-i mahlûkat kılmasının ardında yatan gerçek, başka hiçbir canlıda bulunmayan ve Allah’ın sadece insana üfürdüğü Allah’ın ruhudur. Secde Suresinin 9.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bize Kendinden bir ruh üfürdüğünü kesin olarak ifade etmektedir.

    32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
    Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

    Allahû Tealâ Hicr-29’da da insanı bir nefsle dizayn ettiğini ve ona kendinden bir ruh üfürdüğünü dile getirmektedir.

    15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
    Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!



  • Ruh, Allah’ın emrindendir ve bizde Allah’ın bir emanetidir.
  •  
  • 17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
    Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.


    33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehâl insânu, innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
    Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.


    Allah’ın bizde bir emaneti olan ruhumuzun kalbi, nefsimizin kalbine tamamen zıt olmak üzere 19 tane hasletle donatılmıştır. Ruh, insan vücudunda Allah’ın temsilcidir ve tamamen güzelliklerden mücehhezdir.
    1. Sevgi
    2. Îmân
    3. Doğruluk
    4. Adalet
    5. Edeb
    6. Kemâlât
    7. Cömertlik
    8. Sükûnet
    9. İtaat
    10. Sabır
    11. Tevazu
    12. Kanaat
    13. Şükür
    14. Ketumiyet
    15. Hakikat
    16. Meziyet
    17. Vefa
    18. Samimiyet
    19. Tevhid


  • Allahû Tealâ bize verdiği ruh emanetini, bu dünya hayatını yaşarken geri istemektedir.
  •  
  • 4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.


  • Kur’ân-ı Kerim’e göre bütün ruhlar “irciî” emrinin muhatabı kılınmışlardır.
  •  
  • 30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
    O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


    Ruh, Allah’tan gelmiştir ve Allah’a geri dönecektir. Bu dönüş, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in “Ölmeden evvel ölünüz.” hadîs-i şerifinde buyurduğu gibi, ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı, ruhun Allah’a biz bu dünya hayatını yaşarken vasıl olmasını içermektedir. Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le birlikte bu farz emri yerine getirmişler; Allah’ın ermiş evliyaları olmuşlardır. Aynı farz emir, bütün insanların üzerine olmasına rağmen günümüz İslâm tatbikatında, kurtuluşun ana unsuru olan hidayet (ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşması) ne yazık ki unutulmuştur. Oysaki 28 basamaklık İslâm merdiveni, 7 safha ve 4 teslim içermektedir. Ve teslimlerin üçü, fizik beden, ruh ve nefs üçlüsünün Allah’a verdiği sözler gereğince Allah’a teslimini içerir.

  • Birinci Teslim; Ruhun Allah’a Ölmeden Evvel Ulaşmasıdır. Kur’ân-ı Kerim’de Dokuz Kere Üzerimize Farz Kılınmıştır.

    73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
    Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.


    4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.


    13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
    Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

    89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
    Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!


    51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
    Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.


    42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meradde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
    Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).


    39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
    Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

    30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
    O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


    31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ ma’rûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyye, summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
    Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.


    Bütün bu âyet-i kerimeler ruhun Allah’a ulaşması farziyetini, kesin olarak ortaya koymaktadır. Kişi Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşidine tâbî olduğu an, ruhun Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a yolculuğu (seyr-i sülûku) başlamıştır. Bu hayalî değil gerçek bir yolculuktur. Kişinin nefs tezkiyesine paralel olarak, ruhu da gök katlarında yükselir. 7.gök katında 7 tane âlem aşarak Allah’a ulaşır ve Allah’ın Zat’ında yok olur.

    SONUÇ:

    İnsanın Yaratılış Muhtevasına Dair Dînimize Giren Bid’at; KUR’ÂN’DAKİ İSLÂM’IN Bütünüyle Yok Edilmesine, 4 Teslim Emrinin Unutulmasına Neden Olmuştur. Sevgili okurlarımız! Kur’ân-ı Kerim’in unutturulması, İslâm âlemine kurulmuş en büyük tuzaktır. Neresinden bakarsanız bakın, iblisin kurnaz oyunun bir parçası olarak Kur’ân’ın bütün ana kavramlarının üzeri örtülmüştür. Bir yok oluşun derin ve kara izleri bugün insanlığı kuşatmış durumdadır. İblisin insanlığı kendisiyle birlikte cehenneme sürüklemesinin ardındaki karanlık perde, ancak ve ancak Allah’ın ilmini Allah’tan alan Hakk dostlarınca ortadan kaldırılacaktır.

    Bu minval üzere sizlere ulaştırmaya çalıştığımız Kur’ân hakikatleri, İslâm âlemine kurulan korkunç tuzağın ortaya çıkarılması için hayatî önem arz etmektedir. Unutulmamalıdır ki kâfirler istese de istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Bir tek dilek üzere bina edilen 7 safha ve 4 teslimlik İslâm dîni, bütün güzellikleriyle yeniden yaşanacaktır. O bir tek dilek ki, Allah’a gönlünüzce yapacağınız bir yakarıştan ibarettir.

    “Ey Yüce Allah’m! Nasıl onca ermiş evliyan varsa, ben de onlar gibi ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur beni de ermiş evliyalarında kıl. Amin.”

    İşte bu dilek, bu küçücük gönül yakarışıdır ki bütün insanlığı asrın bid’atlerle örülmüş korkunç karanlığından kurtaracak ve Allah’ın ışığıyla aydınlanmış kalplere diriliş müjdesini verecektir. Kaldı ki hiç kimse ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemedikçe hidayete adım atamaz. Tâhâ Suresinin 123.âyet-i kerimesinde de ifade edildiği gibi Allah’ın hidayetçisine tâbî olmayanların hidayete ermesi olanaksızdır.
     
    20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
    (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”


    Hidayeti dileyen, kişinin serbest iradesidir. Ve iradenin Allah’ı dilemesi üç vücudumuz için de bağlayıcı bir muhteva taşımaktadır. Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde, Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşidi bulmak isteyecektir. Ve mürşide tâbî olan kişinin ruhu vücudundan ayrılarak seyri sulûkla Allah’a doğru yola çıkacak, nefsin kalbinde biriken her %7’lik nur birikiminde ruh bir gök katı aşacak, fizik vücut da adım adım Allah’a kul olmaya başlayacaktır. Şems-7’de ifade edildiği gibi nefs, 7 kademede aklanırken ruh da 7 gök katını aşacak, 7.gök katının 7 âlemini geçerek Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır. Ve böylece kişi Allah’ın ermiş evliyası olacaktır.

    Bu noktadan sonra 7 velâyet kademesi ve tezkiye olan nefsin bir de tasfiye edilmesi söz konusudur. Tezkiye kademesinde nefsin kalbinde %51 nur birikimi gerçekleşmiştir. Nefsin tasfiye edilmesi ise %100 nur birikimini gerekmektedir. Kim bu noktaya ulaşmışsa, o Allah’a iradesini de teslim eden kişidir. Artık kişi benlikten kurtulmuş, Allah’ın tasarrufu altına girmiştir. Son teslim insana sunulan serbest iradenin Allah’a teslimidir. İradenin teslimi, bütün insanlar için ulaşılabilecek son merhaledir.

  • KuranMeali.org, 20 Mart 2012 Salı

    Benzer konular

    Değerlendirmeler

    Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
    Görüşünü paylaş
    Tartışma başlat

    Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

    Benzer konular

    Üye Girişi
    e-posta
    Parola
    Beni hatırla
     
    Android Sürümü
    KuranMeali.org'un bir sonraki android sürümünde görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
     Bence mükemmel olmuş.
     Kelime sözlüğü eklense iyi olur.
     Ayet arama özelliğinin olmasını isterim.
     Surelerin alfabetik sıralaması olmalı.
     Bir surenin tüm ayetlerinin listelendiği sayfalar olmalı.
     Yazı boyutunu değiştirebilmek isterim.

    431 kişi oy verdi.
    Sonuçları göster