"Kur'ân-ı Kerim'e göre İslâm'ın kaç şartı vardır?" anket değerlendirmesi

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz » "Kur'ân-ı Kerim'e göre İslâm'ın kaç şartı vardır?" anket değerlendirmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

"Kur'ân-ı Kerim'e göre İslâm'ın kaç şartı vardır?" anket değerlendirmesi

Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz

KuranMeali.org
30.09.2012 00:00
Kuranmeali.org anketler serimiz çerçevesinde sizlerle bir kez daha buluşmanın mutluğunu yaşıyoruz sevgili okurlarımız! Hatırlayacağınız üzere son anketimizde doğru bilinen yanlışlardan birini daha ele almış ve sizlere şu soruyu yöneltmiştik:

Kur'ân-ı Kerim'e göre İslâm'ın kaç şartı vardır?

  • 5 şartı vardır.
  • 6 şartı vardır.
  • 7 şartı vardır.

ANKET SONUÇLARI

2701 okurumuzun oy kullandığı anketimiz sonrasında 1971 kişi 1.seçeneği, 488 kişi 2. seçeneği, 242 kişi ise 3.seçeneği işaretlemişlerdir.
  1. 5 şartı vardır; (1.971 kişi) %72.97
  2. 6 şartı vardır; (488 kişi) % 18.07
  3. 7 şartı vardır; (242 kişi) %8.96
5 şartı vardır; (1.971 kişi) %72.97
6 şartı vardır; (488 kişi) % 18.07

242 kişi %9
7 şartı vardır; (242 kişi) %8.96
 


DOĞRU SEÇENEK: İslâm’ın 7 şartı vardır.

Değerlendirme:Üzülerek ifade etmek istiyoruz ki, anketlerimize başladığımızdan bugüne kadar karşılaştığımız tablo birçok doğru bildiğimiz yanlışın bugünkü dîn tatbikatında hükümferma olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Kaldı ki son anketimizdeki tablo ne yazık ki tek başına bu vehametin açık bir ispatı niteliğini taşımaktadır. Bu demektir ki İslâm âlemi korkunç bir bidatler zinciriyle karanlığa mahkûm edilmiş, dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırılmıştır.

KUR’ÂN’DAKİ İSLÂM 7 ŞARTTAN OLUŞUR

Kur’ân-ı Kerim 7 rakamı üzerine bina edilmiştir. 7 kat yerler, 7 kat gökler, 7 kat cennet, 7 kat cehennem... Manevî tekâmülün de 7 safhası vardır. 7 Sıratı Mustakîm 7 kademe takva, 7 kademe hidayet... Allah’ın indinde daimi bir 7’li sistem söz konusudur. İslâm’ın 5 değil 7 şartı vardır.

Sevgili okurlarımız! Ar’âf Suresinde ifade edildiği üzere iblisin insanlık için vaadi, Sıratı Mustakîm üzerine oturup insanları Allah’a varan yoldan alıkoymak, kendisiyle birlikte bütün âdemoğullarının cehenneme gitmesini sağlamaktır. Hicr-9’a göre Allah’ın koruması altında olan Kur’ân-ı Kerim âyetlerinden bir tekini bile değiştirme yetkisi olmayan iblis, vaadini gerçekleştirebilmek için son derece kurnaz bir yönteme başvurmuş ve ne yazık ki insanlar üzerindeki hedefini gerçekleştirmiştir. Değiştirmeyi başaramayacağını bildiği Kur’ân âyetlerini unutturmak suretiyle, İslâm âlemini el yazması kitaplar ve sahte hadîs karanlığına sürüklemiştir.

Öyle ki Kur’ân-ı Kerim’in rafa kaldırıldığı bu devrede araçlar amaç haline getirilerek Allah’a teslim yok edilmiştir. Oysaki İslâm, teslim dînidir. Ve dînden murad, Allahû Tealâ’nın üzerimize farz kıldığı teslim hedefine (ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimi) ulaşmamızdır.

Oysaki Efendimiz (S.A.V)’den 14 asır sonra bugün insanlar, Allahû Tealâ’nın temel emirlerinden uzaklaştırılarak İslâm’ın 5 şartıyla kurtuluşa ereceklerine inandırılmışlardır. Muhtevasında teslimler olmayan bir dîn öğretisinin hiç kimseyi kurtuluşa ulaştırması mümkün değildir.

ACABA İSLÂM GERÇEKTEN DE 5 ŞARTTAN MI İBARETTİR?

  1. Namaz kılmak
  2. Oruç tutmak
  3. Zekât vermek
  4. Hacca gitmek
  5. kelime-i şehadet getirmek

Bu 5 ŞART TEK BAŞINA İNSANI KURTULUŞA ERDİRİR Mİ, KUR'ÂN-I KERİM IŞIĞINDA GELİN HEP BİRLİKTE İNCELEYELİM!

1-İslâm, teslim dînidir. Allahû Tealâ’nın bütün insanlık için vaaz ettiği hedef emir, dört teslimle Allah’a teslim olmaktır. Teslim, yoksa dîn de yoktur.



Biz İslâm’ın 5 şartının içinde Allahû Tealâ’nın teslim emrini göremedik. Sizler görüyor musunuz? Ya da sorumuzu şöyle soralım: Siz İslâm’ın 5 şartıyla amel etmekle neyinizi Allah’a teslim ettiniz?

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.



2- Teslim dîninin olmazsa olmazı, Allah’ın davetine icabet etmek; yani ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Biz İslâm’ın 5 şartının içinde İslâm dîninin olmazsa olmazı olan Allah’a ulaşmayı dilemek farziyetini göremedik. Sizler görüyor musunuz?

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi;

  • Şirkten kurtulamaz
  • Hak mü’min olamaz
  • Dalâletten kurtulamaz
  • Hidayet üzere olamaz
  • Takva sahibi olamaz
  • Hüsrandan kurtulamaz
  • Allah’a kul olamaz
  • Allah’ın âyetlerinden gâfildir
  • Amelleri boşa gider
  • Gideceği yer ebedeyyen kalmak üzere cehennemdir

Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an bütün bu negatif faktörlerden kurtulur. Yani Allah’a ulaşmayı dilediği anda,

  • Şirkten kurtulmuştur
  • Hak mü’min olmuştur
  • Şeytana kul olamaktan kurtulup Allah’a kul olmuştur
  • Âmenûlar takvasının sahibi olmuştur
  • Küfürden kurtulmuştur
  • Dalâletten kurtulmuştur
  • Hidayet üzere olmuştur
  • Gideceği yer kesin olarak Allah’ın cennetidir
Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin amelleri boşa gidiyorsa, o kişi şirkten ve küfürden kurtulamıyorsa, Hak mü’min standartlarına giremiyorsa, hidayete adım atamıyorsa, takva sahibi olamıyorsa... Ve İslâm’ın 5 şartını yerine getirmekle kurtuluşa ereceğini sadece ZANNEDİYORSA... O halde bu kişi sonsuz bir cehennem karanlığını yol almış olmuyor mu sevgili okurlarımız?

Hani İslâm’ın 5 şartının içinde Allah’ın daveti nerede? Nerede İslâm olmak (teslim emri), nerede sizi teslimlere ulaştıracak olan en önemli ibadet (zikir)?

El yazması kitaplar ve sahih olmayan hadîslerle amel eden dîn öğreticileri diyorlar ki:"İSLÂM 5 ŞARTTAN İBARETTİR."


KUR'ÂN-I KERİM DİYOR Kİ: "İSLÂM'IN ŞARTI 5 DEĞİL 7’DİR."

YETMEZ!

Dînimizin insanları kurtuluşa ulaştıracak olan kısmı İblis ve hizmetkârlarınca yok edilmiş, hidayet gizlenmiş, insanları İslâm’ın 5 şartıyla kurtulacaklarına inandırarak, bütün İslâm âlemi topyekûn cehenneme mahkûm edilmiştir.

Sevgili okurlarımız!

Allahû Tealâ’nın yegâne furkanı Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân-ı Kerim’e göre İslâm’ın insanı kurtuluşa erdirecek olan en önemli muhtevası Allah’a ulaşmayı dilemek ve sonrasında gelen teslimlerdir. O halde eksik olan 5 şartın içine bir 6.şartı, yetmez bir 7.şartı eklemek mecburiyetindesiniz.
  1. Namaz kılmak
  2. Oruç tutmak
  3. Zekât vermek
  4. Hacca gitmek
  5. Kelime-i şahadet getirmek
  6. Allah’a ulaşmayı dilemek
  7. Allah’a teslim olmak (ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi)
İblisin insanlığa oynadığı korkunç oyunu gözlerinizle görmek ve Allah’ın hakikatlerini âyet âyet öğrenmek istiyorsanız ki, araştırıp incelemek hepinizin üzerine borçtur, o halde sizler için hazırladığımız EK bölümüzü dikkatle incelemenizi öneriyoruz sevgili okurlarımız!

EK: İSLÂM; TESLİM DÎNİDİR

Tek Allah’ın tek dîni olan İslâm, “slm” kökünden gelen (sin, lam ve mim) bir kelimedir ve lugat mânâsı itibariyle teslim demektir. Bu teslimin muhtevasında üç vücut, serbest irade ve akıl standartlarında yaratılan insanın, ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmesi vardır. Allahû Tealâ bütün insanlığa Allah’a teslim olmayı farz kılmıştır. Bütün peygamberler ve onlara tâbî olanlar Allah’a teslim olmuşlardır. Allahû Tealâ hangi peygamberden bahsediyorsa, Kur’ân-ı Kerim’inde mutlaka onun Allah’a teslim olduğuna dair kesin bir hüküm koymuştur. Her dilde teslimin mutlaka bir karşılığı vardır. Ve hiçbir peygamber yoktur ki İslâm’ı yaşamamış olsun, teslimlerini yerine getirmemiş olsun. Bütün peygamberlerin ve onlara tâbî olanların yaşadıkları dîn; kâinatın tek dîni, 7 safha ve 4 teslimden oluşan Hz İbrâhîm’in hanif dînidir (Arapça adıyla İslâm).

Allahû Tealâ bütün insanları "SİLM'e; TESLİM'e" davet etmektedir.

2/BAKARA-208: Yâ eyyuhâllezîne âmenûdhulû fîs silmi kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Ey âmenû olanlar! Hepiniz silm’e dahil olun (Allah’a teslim olun)! Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

Allah'a TESLİM olmak, bütün insanların üzerine kesin bir farz hükümdür.

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.



Teslim yoksa dîn de yoktur. O halde İslâm’ın 5 şartıyla amel edenlere soruyoruz:

SİZ ALLAH’A NEYİNİZİ TESLİM ETTİNİZ?

Üç Vücut, Serbest İrade Ve Aklın Sahibi Olan İnsan, 4 Teslim Emrinin Muhatabıdır.

BİRİNCİ TESLİM; ruhun Allah’a ölmeden evvel ulaşmasıdır.

Kur’ân-ı Kerim’de dokuz kere üzerimize farz kılınmıştır.Ruh Allah’ın bizde bir emanetir ve Allahû Tealâ bu dünya hayatını yaşarken bizden bu emaneti geri istemektedir.

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meradde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ ma’rûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyye, summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.



Bütün bu âyet-i kerimeler ruhun Allah’a ulaşması farziyetini, kesin olarak ortaya koymaktadır. Kişi Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşidine tâbî olduğu an, ruhun Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a yolculuğu (seyr-i sülûku) başlamıştır. Bu hayalî değil gerçek bir yolculuktur. Kişinin nefs tezkiyesine paralel olarak, ruhu da gök katlarında yükselir. 7.gök katında 7 tane âlem aşarak Allah’a ulaşır ve Allah’ın Zat’ında yok olur.

Bütün sahâbe evvelâ Allah’a ulaşmayı dilemişler, sonra da kâinatın en sevgili mürşidine Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olarak ruhlarını Allah’a ulaştırmışlardır.

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâdi.
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsihî, ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecran azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

İKİNCİ TESLİM; fizik vücudumuzun Allah’a teslimidir.

Fizik vücüt teslimi hepimizin üzerine farz kılınmıştır.

Fizik vücudun Allah’a kul olmasının birincil koşulu da, kişinin ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemesidir. Hiç kimse bu kalbi talebi gerçekleştirmedikçe, Allah’a ezelde verdiği sözleri yerine getiremeyecektir. Ruhun Allah’a ulaşması da, fizik vücudun Allah’a kul olması da, nefsin Allah’a teslim edilmesi de bizim bir tek dileğimize bağlıdır.

Yâsîn Suresinin 60. ve 61.âyet-i kerimeleri fizik bedenin ahdini ve bu ahdin ancak Sıratı Mustakîm üzerinde olmakla gerçekleşeceğini açıkça ifade etmektedir.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.



Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le birlikte fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişlerdir.

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitab verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

ÜÇÜNCÜ TESLİM; nefsin Allah’a teslimidir.

Nefs teslimi hepimizin üzerine farz kılınmıştır.

Yapısındaki 19 grup hastalık sebebiyle, nefs insana sürekli şerri emretmektedir. Şerri emreden nefs sebebiyle, insanlar Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmezler. Ve bu sebeple de devamlı derecat kaybederler. Allahû Tealâ’nın bizden istediği şeyse, gece gibi karanlık olan nefsimizin kalbini tezkiye ve tasfiye etmemizdir.

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.



Nefsin tasfiyesi daimî zikirle gerçekleşen bir vetiredir. Ve Allahû Tealâ daimî zikri hepimizin üzerine farz kılmıştır.

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).
Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.



Bütün sahâbe daimî zikre ulaşarak ulûl’elbab olmuşlar, nefslerini teslim etmişlerdir.
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

DÖRDÜNCÜ TESLİM; iradenin Allah’a teslimidir.

İrade teslimi hepimizin üzerine farz kılınmıştır.

3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!

66/TAHRÎM-8: Yâ eyyuhâllezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhan, asâ rabbukum en yukeffira ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meahu, nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûranâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Allah’a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O’nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler.



Bütün sahâbe son safhada iradelerini de Allah’a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınmışlardır.

9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Dört teslim emrinin gerçekleşmesi, kişinin zikrine paralel seyreder!!!

Allahû Tealâ, 28 basamaklık manevî tekâmül yolculuğunu kişinin bir tek dileğine bağlamıştır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, 12 ihsanla mürşidine tâbî olacak ve mürşidine tâbî olduğu anda kişinin ruhu vücudundan ayrılıp Allah’a doğru yola çıkacaktır. Ancak kişinin ruhunun gök katlarında ilerlemesi ve buna paralel olarak nefsinin de her kademede %7 nurlanması, kişinin yaptığı zikre bağlıdır. Zikirsiz bir manevî tekâmül hiç kimse için söz konusu değildir.

Kalpler ancak Allah’ın zikriyle temizlenecek bir özelliğe sahiptir.

13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?



Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde zikri, çok zikri ve daimî zikri farz kılmıştır.

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

33/AHZÂB-41: Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurûllâhe zikran kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.



Kişinin nefsinin kalbi ne zaman %51 aklanırsa, o noktada nefs tezkiye olmuş, ruh da 7 gök katının 7 âlemini aşarak Allah’ın Zat’ına ulaşmıştır. Henüz nefsin kalbinde tasfiye gerçekleşmemiştir. Bu ancak ve ancak kişinin kalbinin %100 nurlanmasıyla, daimî zikreden bir hüviyete ulaşmasıyla mümkündür

KUR’ÂN-I KERİM’E GÖRE YALNIZ ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYENLER KURTULUŞTADIR!!!

Kur’ân-ı Kerim’e göre bir tek dilek; ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemek; cennetin anahtarı, cehennemin de kilididir.

Allahû Tealâ’nın en şerefli mahlûku olarak yarattığı insan için hedefi sadece insanın mutluluğudur. Ve Kur’ân-ı Kerim’ini bu hedefe dayalı olarak indirmiş, tüm zamanların hayat kitabında farz kılındığı üzere bütün insanlığın kurtuluşunu tek bir dileğe bağlamıştır. Bu dilek, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemektir.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.



Allah’ın katındaki en güzel sığınak, Allah’ın Zat’ıdır.

3/ÂLİ İMRÂN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.



O halde varlıklar âleminin en kıymetlisi olarak yaratılan insan, sığınakların en güzeline; Allah’ın Zat’ına ulaşmayı hedef edinmelidir. Dînin temeli, Allah’a teslimdir. Ve teslim dîninin omurgası; hidayettir. Hidayet ise kişinin bu dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmasıdır. Bu yolun başlangıç noktası ise mutlak surette Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Bakara-186’da da Allah’ın davetine icabet etmemiz emredilmektedir.

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).



Allahû Tealâ kanununu açık ve net olarak ortaya koymuştur:

Kim Allah’a yönelir de ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştıracaktır.

42/ŞÛRÂ-13: Şeraa lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.



O halde kim kalbî bir dilekle Allahû Tealâ’ya derse ki;

“Ey Yüce Allah’ım! Nasıl bunca ermiş evliyan varsa, ben de onlar gibi ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır.”

İşte bu dilek, o kişi için cennetin kapısını açan, cehennemin kapısını da sonsuza dek kapatan bir anahtar hüviyetindedir.

Allah’a ulaşmayı Dileyenler Neden Kurtuluştadır?

Allahû Tealâ Enfâl-29’da Allah’a ulaşmayı dileyerek birinci kademe takvanın sahibi olanların günahlarını örteceğini açıkça ifade etmektedir.

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.



Cennete girecek olanlar sevapları günahlarından en az bir derece fazla olanlardır.

23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.



Allahû Tealâ Hucurât-14’de Allah’a ulaşmayı dileyenlerin amellerinden bir şey eksiltmeyeceğini dile getirmektedir.

49/HUCURÂT-14: Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: "Teslim olduk." deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah’a ve O’nun Resûl'üne itaat ederseniz (Allah’a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.”



Rûm-31’e göre kişi ancak Allah’a yöneldiği takdirde takva sahibi olur ve takva sahibi olanların gideceği yer, Kaf-31’e göre Allah’ın cennetidir.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttakîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.



Allah’a ulaşmayı dileyenler dînde fırkalara ayrılmayanlardır ve sadece onlar, kurtuluşa ulaşacak olan mü’minler fırkasını oluştururlar.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyean, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.



Kim Allah’a sarılmayı dilerse Allah onu Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.



Sıratı Mustakîm Allah’a istikametlenmiş yoldur.

15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”



Başlarının üzerine ni’met verilenler Sıratı Mustakîm üzerinde olanlardır.

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.



Sıratı Mustakîm üzerinde olanlar, Allah’ın hidayetçisine tâbî olanlardır. Fâtiha-7’de sözü edilen ni’met de Allahû Tealâ’nın hidayetçisidir.

3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.



Kim Sıratı Mustakîm üzerindeyse o kişi hidayet üzeredir.

6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).



Allah’a ulaşmayı dileyenlerin üzerinde şeytanın bir sultanlığı yoktur.

17/İSRÂ-65: İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultânun, ve kefâ bi rabbike vekîlâ(vekîlen).
Muhakkak ki Benim kullarımın üzerinde, senin bir sultanlığın (yaptırım gücün) yoktur. Ve senin Rabbin, vekil olarak kâfidir (yeter).



Yunus-7 ve 8’e göre Allah’a yönelmeyi; ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin gidecekleri yer, ebediyyen kalmak üzere ne yazık ki cehennemdir.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).



Yunus-45’e göre de Allah’a ulaşmayı yalanlayanlar, hüsranda olanlardır ve onlar hidayete eremeyenlerdir.

10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).



Kehf-103, 104 ve 105’e göre Allah’a ulaşmayı yalanlayan bu insanların amelleri boşa gitmiştir. Allahû Tealâ onlar için mizan dahi tutulmayacağını ifade etmektedir.

Allah’a ulaşmayı dilemeyerek amelleri boşa giden bu insanların içinde Allah’a inanan ve ibadet yapanlar da vardır.

18/KEHF-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

18/KEHF-104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.



Kim Allah’a mülâki olmayı yalanlarsa, o kişi dalâlet standartlarında ölür ve kurtuluşu asla mümkün değildir.



Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 73. ve Bakara Suresinin 120.âyet-i kerimelerinde hidayetin muhtavasını açık ve net olarak ifade etmiştir.

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).



İnnel hudâ hudallâhi;muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır.

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.



İnne hudâllâhi huvel hudâ; Muhakkak ki Allah’a ulaşmak var ya, işte o hidayettir.

Âyet-i kerimelerden açıkça anlaşıldığı üzere hidayet, Allah’a ulaşmaktır ve de dînin temelidir. Kim Allah’a ulaşmışsa o kişi hidayet üzeredir. Kaldı ki Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bütün insanlığı Zat’ına davet etmektedir.

Unutmayınız ki Allah kimi Kendi Zat’ına erdirmişse o kişi hidayete ermiştir.

Allahû Tealâ’nın davetinin Zat’ına olduğunu Ra’d-14’le ifade etmiştik. Davete icabet edenlerse, hidayetin olmazsa olmaz şartı olan Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Her kim bu dileğin sahibi ise Allahû Tealâ o kişiyi mutlaka kendisine ulaştıracağını Şûrâ-13’de müjdelemekte, Kehf-17’de ise Zat’ına ulaştırdığı kişinin hidayete erenlerden olduğunu dile getirmektedir.

18/KEHF-17: Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâhi, men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

7/A'RÂF-186: Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye lehu, ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır).

KuranMeali.org, 30 Eylül 2012 Pazar

Benzer konular

Değerlendirmeler

Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
Görüşünü paylaş
Tartışma başlat

Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

Benzer konular

Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Android Sürümü
KuranMeali.org'un bir sonraki android sürümünde görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
 Bence mükemmel olmuş.
 Kelime sözlüğü eklense iyi olur.
 Ayet arama özelliğinin olmasını isterim.
 Surelerin alfabetik sıralaması olmalı.
 Bir surenin tüm ayetlerinin listelendiği sayfalar olmalı.
 Yazı boyutunu değiştirebilmek isterim.

431 kişi oy verdi.
Sonuçları göster