"Kur'ân-ı Kerim'e göre Takva nedir?" anket değerlendirmesi

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz » "Kur'ân-ı Kerim'e göre Takva nedir?" anket değerlendirmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

"Kur'ân-ı Kerim'e göre Takva nedir?" anket değerlendirmesi

Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz

KuranMeali.org
14.11.2013 00:00

 

Siz sevgili ziyaretçilerimizin değerli katılımlarıyla, unutulan Kur’ân kavramları konulu bir anketimizin daha sonucuna ulaştık. Katılımcılarımıza “Kur’ân-ı Kerim’e göre takva nedir?” şeklinde bir soru yöneltmiş ve şu seçenekleri vermiştik:

  • Allah’tan korkmaktır.
  • İslâm’ın 5 şartını yerine getirmektir.
  • Allah’ın yolundaki insanların Allah’a yakınlık dereceleridir.

 

 

 

ANKET SONUÇLARI:

4649 okurumuzun katılımıyla gerçekleştirdiğimiz anketimizde, 1.418 okurumuz birinci seçeneği, 292 okurumuz ikinci seçeneği, 2.939 okurumuz ise üçüncü seçeneği işaretlemiştir.
  1. Allah’tan korkmaktır. 1.418 kişi; % 30,50
  2. İslâm’ın 5 şartını yerine getirmektir. 292 kişi, %6.28
  3. Allah’ın yolundaki insanların Allah’a yakınlık dereceleridir. 2.939 kişi, %63

 

Allah’tan korkmaktır. 1.418 kişi; % 30,50
292 kişi %6
İslâm’ın 5 şartını yerine getirmektir. 292 kişi, %6.28
 
Allah’ın yolundaki insanların Allah’a yakınlık dereceleridir. 2.939 kişi, %63 

 

DOĞRU SEÇENEK: Takva: Allah’ın yolundaki insanların Allah’a yakınlık dereceleridir.

DEĞERLENDİRME:

Ülkemizde mevcut bütün Kur’ân-ı Kerim meallerinde aslından uzaklaştırılarak “Allah’tan korkmak” olarak tercüme edilen “TAKVA” kavramı, okurlarımızın büyük çoğunluğunun da işaret ettiği gibi, Allah’ın yolundaki insanların Allah’a yakınlık dereceleridir. Kur’ân-ı Kerim’e göre takva manevî tekâmülün bütünüdür. Takva cennete gidecek insanların Allah'ın katındaki değerinin bir göstergesi, kişinin Allah'a teslimiyetinin ölçüsüdür.

49/HUCURÂT-13: Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr(habîrun).
Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.


 



Yıllardır Kur’ân-ı Kerim ışığında sizlere açıklamaya çalıştığımız, kurtuluşa yönelik bütün Kur’ân kavramlarının aslî muhtevasıyla öğrenilmeye başlaması ve doğruyu araştırıp inceleyenlerin gözle görülür bir biçimde artış göstermesi, son derece sevindirici bir tablo olarak karşımıza çıkıyor sevgili ziyaretçilerimiz.

Asrımıza damgasını vuran hurafeler ve aslında saptırılmış bir dîn öğretimi sebebi ile Kur’ân’dan uzaklaştırılan milyonlarca masum insanın, bir an evvel hakikate ulaşmalarında sizlerin de medar olacağına inanıyor ve doğruyu araştırıp inceleme yönündeki gayretleriniz dolayısıyla sizleri kutluyoruz.

KUR’ÂN-I KERİM’E GÖRE TAKVA NEDİR?

Takva; lugat mânâsı itibariyle çekinmek, sakınmak hatta korkmak anlamına gelen bir kelimedir. Kur’ân’daki takva ise manevî tekâmülün göstergesidir.

Allahû Tealâ takvayı Kur’ân-ı Kerim’inde, Allah’tan korkmak olarak değil, Allah’a yaklaşım basamaklarını içeren bir 7’li sistem olarak dizayn etmiştir.

Birtakım insanlar, korku arttıkça Allah'a daha çok yaklaşılır gibi bir kanaatin arkasında yer almaktadırlar. Ama realite o değildir. Korktukça değil Allah’ı sevdikçe, Allah'a âşık oldukça, nihayette Allah’a hayran oldukça insan manevî istikamette yücelir. Seven, sevdiğine koşar.

Takvanın gerçek ölçüsü sevgidir. Artan takva, Allah'a karşı büyüyen bir sevgiyi kesin bir şekilde dile getirir. Ve bizim Allah'a duyduğumuz sevginin artışına paralel olarak Allahû Tealâ'nın da bize olan sevgisi artacaktır.

İslâm 7 safha 4 teslimden ibarettir. Ve her bir safha daha üst takvayı ve Allah'a giderek daha çok âşık olmayı, Allah’ı daha çok sevmeyi ve Allah'a hayran olmayı oluşturan ayrı birer basamaktır. Kur'ân'ı Kerim'de ifade buyurulan 7 takva 7 manevi olgunluğu ve 7 cennet katınının kimlere ait olduğunu gösterir.

  1. Âmenûlar Takvası
  2. Tâbiiyet Takvası
  3. Evvablar Takvası (Ruhun Allah'a Teslimi)
  4. Muhsinler Takvası (Fizik bedenin Allah'a Teslimi)
  5. Ulûl'elbab Takvası (Nefsin Allah'a Teslimi)
  6. İrşad (Muhlisler) Takvası
  7. Bihakkın Takva (İradenin Allah'a Teslimi)

Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’e göre takva manevî tekâmülün bütünüdür. Ülkemizdeki bütün Kur’ân-ı Kerim meallerinde, hangi âyette “takva” kelimesi geçmişse o, Allah’tan korkmak, sakınmak olarak tercüme edilmiştir. Hâlbuki Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde “Takva” kelimesini, korkuyu ifade eden “havf” kelimesinden çok farklı bir muhtevada kullanmıştır.

10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?

10/YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.

10/YÛNUS-64: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhırati, lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.


Yunus-62, 63, 64’deki ifade son derece açıktır. Allah'ın evliyası ne demektir? Allah’ın velîleri, Allah’ın dostları. Allah'ın dostlarıyla Allah arasında korku yoktur, sevgi vardır. Neden korku yoktur? Ne dünyada korku vardır ne de ahirette korku vardır. Kim Allah'ın dostluğunu kazanmışsa ruhunu, vechini, nefsini, iradesini dostluk ve sevgi giderek büyüyerek teslim etmişse, o Allah'a hayran olan birisidir. Gideceği yer Adn cennetleridir.

Evvelâ insanlar Allah’tan hoşlanmaya başlarlar. Sonra Allah’ı severler. Sonra Allah'a âşık olurlar. Sonra Allah'a hayran olurlar. Allah dostları, Allah ile olan ilişkilerinde sadece Allah'ın üzerlerindeki sevgisinin azalmasından korkarlar. Hayatlarını hep Allah'ın kendilerine olan o büyük sevgisini korumaya adarlar. En çok korktukları şey, Allah’ın o muhteşem sevgisinin kaybedilmesi korkusudur. Allah'ın cezalandırması korkusu değildir. Dost, ona en büyük yardımcıdır, mutluluğunun anahtarıdır ve sahibidir. Açık bir şekilde Allahû Tealâ diyor ki:

2/BAKARA-277: İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ekâmûs salâte ve âtevûz zekâte lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) ve ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amel işleyenlerin, namazı ikame edenlerin (yerine getirenlerin) ve zekâtı verenlerin ecirleri (mükâfatları), Rab’lerinin katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.


ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn: Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.”

Görüldüğü üzere Allahû Tealâ bu âyet-i kerimesinde “korku” mânâsında “havf” kelimesini kullanmıştır. Allah’la kulu arasındaki en güzel olgu, sevgi adını alır. Siz Allah'a lâyık oldukça Allah'ın size karşı sevgisi artar. Sizin de O’na karşı sevginizi Allahû Tealâ adım adım hayranlığa çevirir. Sevginiz arttıkça manevî tekâmülünüz de artar. Öyle ki Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan bir manevî tekâmül zinciri, sizi 7 kademe takvanın sonuncusuna kadar taşır.

Kur’ân-ı Kerim standartlarında 7 kademe takva vardır.

Allahû Tealâ bütün inananlara seslenerek, Allah’a ulaşmayı dilemelerini ve böylece takva sahibi olmalarını emretmektedir.

Birinci Takva: Manevî tekâmülün ilk adımı olan Allah’a ulaşmayı dilemektir.

 
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


Allah'a ulaşmayı dile ve böylece takva sahibi ol! Peki takva sahibi olmak önemli midir?

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.


Allahû Tealâ Enfâl-29’da takva sahiplerinin günahlarını örteceğini müjdelemektedir. Mu’minun 102’ye göre de sevapları günahlarından en az bir derece fazla olanlar cennete girecek ve ebediyen orada kalacaklardır. Kimin de günah tartıları sevaplarından bir derece fazlaysa onun gideceği yer ebediyyen kalmak üzere cehennemdir.

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.


İkinci Takva: Mürşide tâbiiyet takvasıdır.

57/HADÎD-28: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve âminû bi resûlihî yu’tikum kifleyni min rahmetihî ve yec’al lekum nûran temşûne bihî ve yagfir lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve O’nun Resûl’üne îmân edin ki, size rahmetinden iki kat versin. Ve sizin için, onunla beraber yürüyeceğiniz nur kılsın (versin). Ve sizi mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin). Ve Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir.


Üçüncü Takva: Ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Yani evvab takvadır.

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttakîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.


Dördüncü Takva: Fizik vücudun Allah’a teslimidir. Muhsinler takvasıdır.

3/ÂLİ İMRÂN-133: Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn(muttekîne).
Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!

3/ÂLİ İMRÂN-134: Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.


Beşinci Takva: Nefsin Allah’a teslimidir. Ulûl’elbab takvasıdır.

7/A'RÂF-201: İnnellezînettekav izâ messehum tâifun mineş şeytâni tezekkerû fe izâhum mubsırûn(mubsırûne).
Muhakkak ki; takva sahibi kimseler şeytandan onlara gözü bürüyen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah’ı) tezekkür ederler (Allah’la tezekkür ederler). İşte o zaman onlar, basar edenlerdir (kalp gözlerinin basar hassası ile görürler).


Altıncı Takva:İrşada ulaşmaktır (İrşad takvası).

2/BAKARA-179: Ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey ulûl elbab! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.


Yedinci Takva: İradenin Allah’a teslimidir. Bihakkın takvadır.

 
3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!


EK 1:

7 CENNET KATI 7 TAKVA KADEMESİ İÇİN HAZIRLANMIŞTIR

Allah'a ulaşmayı dileyen kişi âmenûlar takvasının (1. takva) sahibidir. Âmenû olan herkes, âmenû olduğu anda takva sahibi olmuştur. Eğer kişi âmenû olmazsa takva sahibi olamaz.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyean, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.


“Allah'a yönel, Allah'a ulaşmayı dile ve Allah'a karşı takva sahibi ol. Ve namaz kıl ve müşriklerden olma. O müşriklerden olma ki onlar, dînlerinde fırkalara ayrılmışlardır. Herbiri kendi elindekiyle ferahlanır.”

Kim onlar? Allahû Tealâ: “Müşrikler” diyor. Bu, gizli şirkin muhtevasını taşır. Açık şirk, putlara tapmaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Benim ümmetim açık şirke girmez. Böyle bir şeyden korkmuyorum. Ama gizli şirkten korkuyorum.” İşte bu, Kur'ân-ı Kerim’de gizli şirk olarak geçiyor. Kim Allah’a yönelmezse, Allah'a ulaşmayı dilemezse o kişi gizli şirktedir, takva sahibi olamaz. Allahû Tealâ diyor ki:

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.


“Ey âmenû olanlar, ey îmân edenler, Allah'a karşı takva sahibi olun ki; Allah size furkanlar versin ve sizin günahlarınızı örtsün. Daha sonra da günahlarınızı sevaba çevirsin.”

Allahû Tealâ ne diyor? “Ey âmenû olanlar!” Yani kişiler îmân sahibi. Allahû Tealâ’ya inanıyorlar ama takva sahibi olamamışlar. İşte, Allah'a inanan bir kişinin tek başına inanması, neticeye götürmüyor. Kişinin bu neticeye ulaşabilmesi için Allah'a mülâki olmayı dilemesi lâzım. Dilerse ne olur? Dilerse takva sahibi olur.

munîbîne ileyhi vettekûhu: Allah'a yönel ki takva sahibi ol. Allah'a yönel, Allah'a ulaşmayı dile ve takva sahibi ol.”

Bundan evvel başka bir takva var mı yoksa bu ilk takva mı? Bu ilk takvadır. Neden? Çünkü bundan evvelki kademe, Allah'a yönelmeyenlerin kademesidir. İnsanların gizli şirkte oldukları ve gidecekleri yerin mutlaka cehennem olduğu kademedir. Allah'a ulaşmayı dilemeyenler, gizli şirkte olanlardır ve gidecekleri yer Yûnus-7 ve 8’e gore cehennemdir.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


“Onlar ki muhakkak surette, kesin surette, Bize mülâki olmayı dilemezler. Onlar dünya hayatından razıdırlar. Dünya hayatıyla mutmain olurlar. Onların gidecekleri yer, kazandıkları dereceler itibari ile cehennemdir, ateştir ve onlar Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.”


Allah'a mülâki olmayı dilemeyen insanların gideceği yer cehennemdir. Allah'a mülâki olmayı dilemeyen insanlar, Allah'ın âyetlerinden gâfildirler. Takva sahibi olmayanlar da onlardır. Neden? Çünkü takva sahipleri cehennemden kurtulanlardır. Bu anlatılan insanlar cehenneme gideceklerine göre Allah'a ulaşmayı dilemeyen insanlar, takva sahibi olamazlar.

Enfal-29’da Allahû Tealâ diyor ki: “Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olun.” İşte bir insan âmenû olabilir. Allah'a inanan herkes âmenûdur yani başka bir ifadeyle mü’mindir.

Mü’min, inanan demektir. Îmân, inanç mânâsına gelir. Mü’min de îmâna sahip olan kişi; inanca sahip olan kişi yani inanan demektir. Ama inananların bir bölümü Allah'ın cennetine girecektir, onlar takva sahipleri olanlardır. Bir bölümü cehenneme girecektir, onlar ise takva sahipleri değildir. O takva sahibi olan bölüm Allah'a ulaşmayı dileyenlerden oluşur. Diğerleri takva sahibi değildir. Allah'a inanıyorlar ama cehennemden kurtulmaları mümkün değildir.

Âmenû olanlardan yani îmân edenlerden kurtulacak olanlar, mutlaka Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir. Eğer dilemezlerse Allah'a inanmaları onları kurtaramaz.

Burası takvanın 1. safhasıdır. Sonra Allah'a ulaşmayı dileyen bu kişi çeşitli safhalardan geçer. Allahû Tealâ göğsünden kalbine nur yolu açar, kişi zikir yapmaya başlar. Neticede Allah'ın nuru kalbine gelir. Bu kişi mürşidine ulaşıp tâbî olur. 14. basamaktaki bu tâbiiyet, o kişiyi 2. takvaya ulaştırır. Allahû Tealâ diyor ki:

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.


“Ey âmenû olanlar (1. takvanın sahipleri).”

Ne olmuştur? Âmenû olan bu kişi Allah'a ulaşmayı dilemiştir. Allahû Tealâ diyor ki: “Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olun. 2. defa takva sahibi olun ve sizi Allah'a ulaştırmaya vesile olacak kişiyi Allah’tan isteyin ki o kişiye ulaşırsınız, tâbî olduğunuz anda 2. takvanın sahibisiniz.”

Allah'a ulaşmayı dileyen bir kişi, hacet namazını kılarak Allah’tan mürşidini sorarsa Allahû Tealâ mutlaka o kişiye mürşidini gösterir. Kişi gidip tâbî olduğu anda tâbiiyet takvasının (2. takva) sahibidir. O kişi, onu Allah'a ulaştırmaya vesile olacak kişidir. Allah'a ulaştıracak olan vesile hacet namazıyla Allahû Tealâ’dan istenir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.


“Allah'tan sabırla ve namazla (bu namaz hacet namazıdır) irşad makamını isteyin. Sabırla ve namazla, hacet namazıyla isteyin.”

İstiane, Allah'tan mürşidi istemektir. Allahû Tealâ: “Sabırla ve namazla (hacet namazıyla) mürşidinizi isteyin. Bu kebîretun bir iştir, büyük bir iştir, kebir bir iştir ama huşû sahipleri için zor değildir. O huşû sahipleri ki; onlar Allah’a mülâki olacaklarına yakîn hâsıl ederek inananlardır.” diyor. Onlar kesin şekilde inanırlar ki Allah'a mülâki olacaklardır. Yani Allah'a ruhlarını mutlaka ulaştıracaklardır. Ölümden sonra da ruhları tekrar Allahû Tealâ’ya geri dönecektir.

Allah ile olan ilişkilerde takvalar söz konusudur. 2. takvanın sahibi kişi, mürşidine ulaşır. Sonra? Sonra ruhunu Allah'a ulaştırır ve kim ruhunu Allah'a hayattayken ulaştırırsa, o kişi 3. takvanın sahibidir. Tâbiiyet, Allah tarafından farz kılınmıştır, vuslatsa herkes için bir müjdedir. Allahû Tealâ diyor ki:

42/ŞÛRÂ-13: Şeraa lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


"Allah dilediğini Kendisine seçer ve onlardan kim Allah'a ulaşmayı dilerse, onları Kendisine ulaştırır.”

Allah'a ulaşanlarsa takva sahipleridir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”


“Allah, dalâlette olanları bırakır ama onlardan kim Allah'a ulaşmayı dilerse Allah, onları Kendisine ulaştırır.”

Onlar kimdir? Takva sahipleridir yani Allah'ın Kendisine ulaştırarak takva sahibi kıldığı insanlardır. Öyleyse bir insanın Allah'a ulaşması halinde takva sahibi olduğunu görüyoruz. Allahû Tealâ diyor ki:

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttakîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.


“Cennet, takva sahiplerine uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte bütün evvab olanlara ve hafîz olanlara -onlar ki takva sahipleridir- cennet, uzak olmayarak yaklaştırıldı.”

Burada takva sahiplerinin, başlarının üzerinde devrin imamının ruhu bulunanlar olduğundan bahsedilmektedir. Evvab olanlar; meaba erişmiş olanlardır. Allahû Tealâ diyor ki:

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakku, fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

“İşte o gün Hakk günüdür. O gün Allah'a ulaşmayı dileyen kişiyi Allah Kendisine ulaştırır. Onlar, Allah’a ulaşan bir yolu kendilerine yol ittihaz ederler ve Allah'ın Zat’ında yok olurlar. Allah onların zatına meab olur, sığınak olur. Onların ruhuna meab olur, sığınak olur.”

İşte bu Allah'ın Zat’ına ulaşanlar takva sahipleridir. Peki, Allah'ın Zat’ına ulaşmak gerçekten Allah'ın Zat’ına mı ulaşmaktır? Allahû Tealâ diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.


“Allah, Allah'ın katındaki en güzel sığınaktır. Allah'ın Zat’ı, Allah'ın katındaki en güzel sığınaktır.”

21. basamakta ruh, Allah'a ulaşır. Bu da vuslat takvası olur. Söylediğimiz takva âyeti, vuslat takvasını (3. takva), evvab olan takva sahiplerini ifade etmektedir. Sonra fizik vücudu Allah'a teslim etmek gelir. Basamaklardan 25. basamakta fizik vücut da Allah'a teslim olur. Fizik vücudun teslimi, kişiyi bir sonraki takvaya ulaştırır. Bu, muhsinler takvasıdır. Allahû Tealâ diyor ki:

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.

“O kişi ki vechini Allah'a teslim etmiş ve takva sahibi olmuştur. Ondan daha ahsen kim vardır.”

Fizik vücudun Allah'a teslimi ve kişinin bu teslim sırasında takva sahibi olması, bir yeni takvadır. Bu takvaya muhsinler takvası (4. takva) diyoruz. Allahû Tealâ 25. basamakta gerçekleşen bu olaydaki, fizik vücudunu Allah'a teslim etmiş olan kişiye “muhsin” diyor. Kur'ân-ı Kerim’de ne zaman muhsin kelimesini görürseniz, o mutlaka fizik vücudunu da Allah'a teslim etmiş birisidir.

Bu fizik vücudun teslimi, bizi daha sonra mutlaka nefsin teslimine götürecektir. Allahû Tealâ daimî zikre ulaşan kişinin bu teslimi gerçekleştirdiğini ifade ediyor. “Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun” dediğimiz zaman Allahû Tealâ fizik vücudunu Allah'a teslim eden birisini söylemiş oluyor. Ama Allahû Tealâ: “Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de onlar hep Allah'ı zikrederler.” dediği zaman yeni bir takvayı işaret ediyor.

Kim, ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah'ı zikreder? Onlar ulûl'elbabtır, daimî zikrin sahipleridir. Bu ise yeni bir takvanın ifadesidir. Buradakiler Allahû Tealâ’ya ruhlarını, vechlerini ve nefslerini de teslim edenlerdir. Bu kişi daimî zikrin sahibidir ve adı ulûl'elbabtır. Bu sebeple, bu takvaya ulûl'elbab takvası (5. takva) yani ulûl'elbab makamına ulaşanların takvası diyoruz. Allahû Tealâ: “Onlar için fizik vücutlarından sonra nefslerini de Allah'a teslim etmek söz konusudur.” diyor.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.


“Ulûl'elbab için ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah'ı zikretmek söz konusudur.”

21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

"Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”

Neden? Çünkü zikir ehli öyle bir takvanın sahibidir ki bu takvada Allahû Tealâ o kişinin nefsini teslim almıştır. Onlar, ulûl'elbab olmuşlardır, daimî zikrin sahipleridir. Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de Allah'ı zikrederler. Bunlar o takvanın sahipleridir.

Kim nefsini Allah'a teslim ettiği ulûl'elbab makamında 7 yer katının melekûtunu gördükten sonra zemin kattaki devrin imamını gördüğünde artık İhlâs makamına, bir üst takvaya ulaşmıştır. Bu, muhlisler takvasıdır (6. takva). Buradaki takva, o kişinin irşad olduğunu, 7 tane gök katını da görerek kalbi müzeyyen olmuş bir muhlis olduğunu ifade eder.

49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrahe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah’ın Resûl'ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.


Nefsin kalbi halis olmuştur. Bu kişi 7 gök katını ve 7. kattaki 7 alemi gördükten sonra bir seher vakti Allahû Tealâ ona Nasuh Tövbesini (Tövbe-i Nasuh) gerçekleştirirse salihlerden olur. Salah makamı ile beraber yeni bir takvaya daha ulaşmıştır. Bu takva son takvadır: bihakkın takva (7. takva). Allahû Tealâ diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!


“Onlar nasıl bihakkın takvayla takva sahibi oldularsa siz de onlar gibi hakka tukatihi takvanın sahibi olun.”

Allahû Tealâ insanların üzerine hakka tukatihi takvanın sahibi olmalarını farz kılmıştır. Bu son takva kademesidir. Hakka tukatihi; bihakkın takva; iradesini de Allah'a teslim edenlerin takvasıdır.
KuranMeali.org, 14 Kasım 2013 Perşembe

Benzer konular

Değerlendirmeler

Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
Görüşünü paylaş
Tartışma başlat

Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

Benzer konular

Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Android Sürümü
KuranMeali.org'un bir sonraki android sürümünde görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
 Bence mükemmel olmuş.
 Kelime sözlüğü eklense iyi olur.
 Ayet arama özelliğinin olmasını isterim.
 Surelerin alfabetik sıralaması olmalı.
 Bir surenin tüm ayetlerinin listelendiği sayfalar olmalı.
 Yazı boyutunu değiştirebilmek isterim.

431 kişi oy verdi.
Sonuçları göster