"Kur'ân-ı Kerim'de ahir zamanda geleceği müjdelenen Resûl kimdir?" anket değerlendirmesi

Anasayfa » KuranMeali.org Araştırmaları » Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz » "Kur'ân-ı Kerim'de ahir zamanda geleceği müjdelenen Resûl kimdir?" anket değerlendirmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

"Kur'ân-ı Kerim'de ahir zamanda geleceği müjdelenen Resûl kimdir?" anket değerlendirmesi

Kuran Kavramları Konulu Anketlerimiz

KuranMeali.org
27.05.2014 00:00

"Kur'ân-ı Kerim'de ahir zamanda geleceği müjdelenen Resûl kimdir?" başlıklı anketimiz tamamlanmıştır. Sitemizde düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz UNUTULAN KUR’ÂN HAKİKATLERİ konulu bir anketimizin daha sonucuna ulaştık sevgili ziyaretçilerimiz. Anketimizde sizlere “Kur'ân-ı Kerim'de ahir zamanda gelecegi müjdelenen Resûl kimdir?” şeklinde bir soru yöneltmiş ve şu seçenekleri vermiştik:

1. Hz. İsa (A.S)
2. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)
3. Mehdi Resûl

 

KUR'ÂN-I KERİM'DE AHİR ZAMANDA GELECEĞİ MÜJDELENEN RESÛL KİMDİR?

Sitemizde düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz UNUTULAN KUR’ÂN HAKİKATLERİ konulu bir anketimizin daha sonucuna ulaştık sevgili ziyaretçilerimiz.

Anketimizde sizlere “Kur'ân-ı Kerim'de ahir zamanda gelecegi müjdelenen Resûl kimdir?” şeklinde bir soru yöneltmiş ve şu seçenekleri vermiştik:

  1. Hz. İsa (A.S)
  2. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)
  3. Mehdi Resûl

ANKET SONUÇLARI:

11.195 okurumuzun katılımıyla sonuçlandırdığımız anketimizde, 4340 okurumuz birinci seçeneği, 3626 okurumuz ikinci seçeneği, 3229 okurumuz ise üçüncü seçeneği işaretlemiştir.

  1. Hz. İsa (as). 4340 kişi; %38,77
  2. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V). 3626 kişi; % 32,39
  3. Mehdi Resûl. 3229 kişi; %28,84

 

Hz. İsa (as). 4340 kişi; %38,77
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V). 3626 kişi; % 32,39
Mehdi Resûl. 3229 kişi; %28,84

 

 

DOĞRU SEÇENEK:

Kur'ân-ı Kerim'de ahir zamanda geleceği müjdelenen Resûl, MEHDİ RESÛL’dür.

DEĞERLENDİRME

Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Anketimize konu olan, ahir zamanda geleceği müjdelenen resûlün kimliği Kur’ân-ı Kerim’de açıkça yer almaktadır.

Günümüz İslâm tatbikatında Kur’ân’a ters düşen bid’atler (yanlış zanlar) asılların yerini almış ve 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbenin yaşadığı ahiret ve dünya saadetinin rehberi Kur’ân-ı Kerim, terk edilmiştir. İşte böylesine karanlık bir devrede yeryüzünü şereflendirecek olan resûl (Âli İmrân-81 ve Ahzâb-7), kavminin Kur’ân-ı Kerim’i terk ettiğini söyleyecek olan MEHDİ RESÛL’DÜR.

Kur’ân-ı Kerim’e göre;

Ahir zamanda geleceği müjdelenen resûl, Hz. İsa değildir çünkü;

Hz. İsa bir peygamberdir, kendi devrinde yaşamış ve cennete ref edilmiştir. Kıyâmete yakın devreden yeryüzüne yeniden inecek (yeniden doğmayacak, doğurulmayacaktır) ve Mehdi (A.S)’a yardım edecektir.

Ahir zamanda geleceği müjdelenen resûl, Peygamber Efendimiz (S.A.V) değildir çünkü; Kur’ân-ı Kerim Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e indirilmiş ve bütün sahâbe tarafından bütünüyle yaşanmıştır. Kıyâmette geleceği müjdelenen resûl ise Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ardından hurafe bataklığına sürüklenen İslâm’ı yeniden diriltecek ve hidayeti bütün dünyaya yeniden yaşatacak olan resûldür.

MEHDİ (A.S) VE KUR'ÂN-I KERİM ÂYETLERİ

Kıyâmete yakın bir devrede Mehdi (A.S)’ın yeryüzünü şereflendirmesi bir Kur’ân-ı Kerim gerçeğidir. Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 81. âyet-i kerimesinde ahir zamanda gelecek bu resûlünden şöyle söz etmektedir:

3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.


Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 81. âyet-i kerimesinde, kitap ve hikmet verdiği peygamberlerini (nebîlerini) huzurunda toplayıp, onlarda olanı tasdik edecek bir resûl göndereceğini ifade etmektedir. Allahû Tealâ bu resûle yardım etmeleri konusunda da bütün nebîlerden (peygamberlerinden) misak almıştır. Allahû Tealâ’nın bu misakı aldığı nebîler aradında Peygamber Efendimiz (S.A.V) de yer almaktadır.

33/AHZÂB-7: Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.


Âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki; Peygamber Efendimiz (S.A.V) de Allahû Tealâ’nın kendilerinden misak aldığı peygamberler (nebîler) arasındadır. O halde Âli İmrân-81’de sözü edilen ve nebîlerde olanı tasdik etmek üzere gönderilecek olan resûlün Peygamber Efendimiz (S.A.V) olması mümkün değildir. Burada sözü edilen resûl, kıyâmete yakın bir devrede gelecek olan Mehdi Resûl’dür.

1- “BENİM KAVMİM KUR’ÂN’I TERK ETTİ.” DİYEN RESÛL, MEHDİ RESÛL’DÜR.

Furkân Suresinin 30. âyet-i kerimesinde de ahir zaman ve ahir zamanda gelecek olan Mehdi Resûl işaret edilmektedir.

25/FURKÂN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzâl kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.


Kur’ân-ı Kerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ’e indirilmiş ve 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbesi tarafından bütün boyutlarıyla yaşanmıştır. Âli İmrân-119’da sahâbenin Kur’ân’ın bütününe tâbî olduğu açıkça ifade edilmektedir.

3/ÂLİ İMRÂN-119: Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tu’minûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.” Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.


O halde,“Benim kavmim Kur’ân’ı unuttu.” diyen resûlün Peygamber Efendimiz (S.A.V) olması imkânsızdır.

2- TEVBE-33’TE BAHSİ GEÇEN RESÛL MEHDİ RESÛL’DÜR.

Tevbe Suresinin 33. âyet-i kerimesinde bahsi geçen Resûl’ün, Peygamber Efendimiz (S.A.V) olması mümkün değildir. Çünkü Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde ne zaman Peygamber Efendimiz (S. A.V)’den söz etse, “resûl” yerine “er resûl” ifadesini kullanarak özel bir işarette bulunmaktadır. Kaldı ki Mehdi (A.S)’ın Kur’ân’daki en önemli işareti unutulan hidayeti yeniden gün ışığına çıkarmak ve dîni bid’atlerden temizlemektir. Tevbe Suresinin 33. âyet-i kerimesi MEHDİ (A.S)’ın hidayetle vazifeli olduğunu açıkça ifade etmektedir.

9/TEVBE-33: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirahu alâd dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).
Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.


O halde burada sözü edilen resûl, ahir zamanda dîni bi’datlerden temizleyecek ve yeryüzünde yeniden hidayetin dalgalanmasını sağlayacak olan Mehdi Resûl’dür. Hidayet ve Hidayete Davet

Mehdi, lugat mânâsı itibarıyla hidayete eren, hidayete vesile olan, hidayete erdiren demektir. Kıyâmete yakın bir devrede yeryüzünü şereflendirecek olan Mehdi (A.S) ise, hidayet asrının güneşi ve Allah'ın yeryüzündeki hidayet temsilcisidir.

O halde MEHDİ (A.S)’ın özelliklerinden birisi de tüm dünyaya unutulan ve ketmedilen (üzeri örtülen, gizlenen) Kur’ân’daki hidayeti anlatmak ve insanlığı Allah’ın hidayetine davet etmektir.

Ne yazık ki Türkiye’deki 43 tane Kur’ân-ı Kerim mealinde, hidayete müteallik bütün âyetler, aslî muhtevasından koparılmış, insanlar Allah’a ulaşma farziyetinden bîhaber bırakılmışlardır. Günümüz İslâm tatbikatındaki bu korkunç hata, hidayetin bütün Kur’ân-ı Kerim meallerinde ve el yazması kitaplarda “doğru yol” olarak ifade edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Oysa hidayet, Allah’a ulaşmaktır ve insanları dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıracak olan yegâne faktördür.

Bugün bütün İslâm ülkelerinde ve İslâm’ı anlatan bütün müesseselerde, hidayet unutulmuştur. O hidayet ki, yalnız ve yalnız insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılmasını ihtiva etmektedir.

O hidayet ki, insanlığın tek kurtuluş yoludur.

Allahû Tealâ, Âli İmrân-73 ve Bakara-120’de hidayetin ne olduğunu insanlığa şöyle açıklamaktadır:

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).


innel hudâ hudallâhi; Muhakkak ki hidayet, Allah’a ulaşmaktır.

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.


inne hudâllâhi huvel hudâ: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.

• Ruh, insana üfürülerek verilmiştir. Fakat Allah’a geri dönmesi emredilmiştir. • İnsan öldükten sonra ruh, Allah’a geri döndürülecektir. • Hidayet ise insanın ölmeden evvel, kendi isteğiyle Allah’ın emrini yerine getirmesidir; yani ruhunu Allah’a ulaştırmasıdır.

Ruhun Allah’a ulaşacağına inanan, ruhun Allah’a ulaşacağının farz emir olduğuna inanan ve bu emri yerine getirmek isteyen kişi hidayete adım atar. Ve bu sadece bir tek dilekle gerçekleşir: Allah’a ulaşmayı dilemek.

14. basamakta hidayetçisine kavuşan insan, ruhunu Allah’a doğru seyr-i sülûk yapacağı Sıratı Mustakîm’e ulaştırır. 7 gök katını ve 7. gök katındaki 7 âlemi aşan ruh, Allah’ın Zat’ına kavuşur ve orada yok olur. Böylece ruhun hidayeti gerçekleşir.

3- DUHAN SURESİ MEHDİ (A.S)’ın EN BÜYÜK DELİLLERİNDENDİR

Duhân Suresinin 10, 11, 12, 13, 14 ve 15. âyetlerinde Allahû Tealâ MEHDİ (A.S)’la ilgili bir büyük hakikati iki açıdan açıkça ortaya koymaktadır. 1- Allahû Tealâ âyet-i kerimede Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e gelecekteki Resûlünü müjdelediği cihetle buradaki resûlün Peygamber Efendimiz (S.A.V) olması mümkün değildir. 2- Bu âyet-i kerimeler, dünyanın bir hercümerc içinde olduğu devrede yeryüzüne gönderilecek olan MEHDİ (A.S)’a, insanlar tarafından “öğretilmiş deli” deneceğini ve ondan yüz çevireceklerini ifade etmektedir.

44/DUHÂN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

44/DUHÂN-11: Yagşân nâse, hâzâ azâbun elîm(elîmun).
(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

44/DUHÂN-12: Rabbenâkşif annâl azâbe innâ mu’minûn(mu’minûne).
Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.

44/DUHÂN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

44/DUHÂN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

44/DUHÂN-15: İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne).
Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak (bile), şüphesiz ki siz (şirke) dönecek olanlarsınız.

Allahû Tealâ Duhân-10 ve 11’de ahir zamanı ve ahir zamanda dünyayı saracak olan duhan fitnesini işaret etmektedir. Duhân-12 ve 13’te ise asrın karmaşası içerisindeki huzursuz ve mutsuz olan insanların Allah’tan üzerlerindeki azabı kaldırmasını isteyeceği günlerde gelecek olan Resûl’den söz edilmektedir. İşte o resûl, ahir zamanda yeryüzünü şereflendirecek olan MEHDİ RESÛL’dür. Ve insanlar, hiç kimsenin bilmediği Kur’ân hakikatlerini açıklayacağı cihetle O’na “öğretilmiş deli” suçlamasında bulunacak ve ondan yüz çevireceklerdir. (Duhân-14).

Kur’ân-ı Kerim’de, Allahû Tealâ’nın tuzak kuranların en hayırlısı olduğu ifade edilmektedir. Allahû Tealâ zaman içinde öyle olaylar dizayn etmiştir ki; o olaylar neticesinde yukarıda adı geçen âyetler tecelli etmiş ve Duhân Suresinde beyan edilen hidayet asrının müçtehidi, Mehdi (A.S)’ın kimliği de bu vesile ile tescil edilmiştir.

1986 yılında Kanal 6’da yayınlanan Ceviz Kabuğu adlı programda İskender Ali M İ HR Hazretlerine, milyonların gözü önünde Prof. Dr. Ayhan Songar tarafından “Öğretilmiş Deli” suçlaması yapılmıştır. Ve bu suçlamanın ardından insanlar, İskender Ali MİHR Hazretlerinden yüz çevirmişlerdir.

EK:

MEHDİ (A.S) VE SAHİH HADÎSLER

Kıyâmete yakın bir devrede yeryüzünü şereflendireceği beyan edilen Mehdi (A.S) hakkında yüzlerce sahih hadîs-i şerif de bulunmaktadır. Ve bu hadîsler mütevâtirdir. Tevâtür, kelime anlamı olarak “kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber” demektir. Birçok İslâm âlimi, Peygamberimiz (S.A.V)’in Mehdi (A.S) ile ilgili hadîslerinin mütevâtir olduğunu bildirmiştir. Kaldı ki hadîslerle ilgili bir tartışma söz konusu olduğu zaman, Kur’ân’a bakmak yeterli olacaktır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerinin Kur’ân-ı Kerim’e aykırı olması mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerim’de de açıkça bildirildiği cihetle MEHDİ (A.S)’ın gelişinde İslâm âlemi için bir şek ve şüphe yoktur.

Mehdi (A.S)’ı işaret eden hadîs-i şeriflerden bazıları şunlardır:

“Dünya hercümerc içinde kaldığında, fitneler zuhur edip yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğüne merhamet etmeyip, büyüğe vakarlı davranmadığında, Allahû Tealâ onlardan adavetin kökünü kazıyarak, dalâlet kalesini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda dîni ayakta tutacak, önceden zulümde olan dünyayı adaletle dolduracak olan birini (MEHDİ’yi) gönderecektir.” (Tabarani ve Ebu Nuaymdan) el-Muttaki vr.84b; (İbn Asakirden) Suyuti C,II s, 67)

“Ben evvelce İslâm’ı nasıl ayakta tuttuysam, Mehdi (A.S) da ahir zamanda dîni öylece ayakta tutacaktır.” (El-kavlu'l muhtasar fi alamatilmehdiyy-il muntazar, s. 27)

“Kıyâmetin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa, Allah (c.c.) benim Ehl-i beytimden bir zatı gönderecek.” (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

“Hz. İsa’nın, ardında namaz kılacağı kişi bizdendir. Sizi Mehdi ile müjdeleyeyim mi? O, ümmetinin içinde ihtilâflar, sarsıntılar baş gösterdiğinde gönderilir. Siz o geleni görünce kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa O’na biat ediniz. Çünkü O, Allah’ın Halifesi Mehdi’dir.” (Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisi’nin Alâmetleri, (Kitabül Burhan fi Alâmetil Mehdiyyil Muntazar), s. 78, Tercüme: Müşerref Gözcü - Kahraman Neşriyat)

“Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır.” (Kitab ul BurhanFi Alâmet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 59)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Dünyada yalnızca bir gün kalsa bile, yeryüzünü zulmün kapladığı gibi adaletle dolduracak, ismi benim ismime, babasının ismi benim babamın ismine uyan, benden veya ehl-i beytimden birisini göndermek için Allah (c.c.) o günü uzatacaktır.” (Ebu Davud)

“Zamandan sadece bir gün kalsa bile Allah (c.c.) mutlaka ehl-i beytimden bir adamı gönderecek ve o zulmün yeryüzünü kapladığı gibi adaletle dolduracaktır.” (Ebu Davud)

“Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir.” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alâmatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)

“Mehdi, dîni, Peygamber (S.A.V)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dînden başka hiçbir mezhep kalmayacak.” (Muhammed B. Resul ElHüseyin El Berzenci, Kıyâmet Alâmetleri, sf.186-187)

“Hz. Mehdi hiçbir bid’atı bırakmayacak.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 43)

“Mehdi kaldırmadık bid’at bırakmayacaktır.” (Kıyâmet Alâmetleri, sf. 163)

“Hz. Peygamber (S.A.V) en başta İslâm'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslâm'ı ayakta tutacaktır.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 27)

“Ashab-ı kehf, İsa'nın yardımcıları olacaklardır. İsa (A.S) Mehdi zamanında yere inecektir. Mehdi, Deccal’in katlinde İsa (A.S)’a muvafakat eder. Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır; o ayın ilkinde ise ay kararacak. Bunların oluşu, âdetin ve müneccimlerin hesabı hilâfına olacaktır.”

“...Onun zuhuru, yüz başlarında olacaktır. Şu anda dahi, yüz başını, on sekiz sene geçmiş vaziyettedir.”

“Bütün kâinat nezdinde sevilmektedir. Cenab-ı Allah (c.c.) Mehdi ile kör fitneyi ve yer altı tuzaklarını söndürecektir. Hatta kadın beraberinde erkek olmadığı halde hacca gidecek, Allah (c.c.)'tan başka hiçbir şey kalmayacak. Cenab-ı Allah (c.c.) yeryüzüne bitkilerini, gökyüzüne de bereketini verecek.”

"Bizim ehl-i beytimizden Mehdi ortaya çıktığı zaman, malları eşit olarak paylaştırır. Halka adaletli davranır. Kim O’na itaat ederse, Allah (c.c.)'a itaat etmiş olur. O, Mehdi diye isimlendirilmiştir. Çünkü O, gizli (bilinmeyen) bir işe rehberlik edecektir." (Ebu Ca'fer Muhammed b. Ali)

“Hafız Ebu Nuaym El-Asbahani'nin, Mehdi'nin sıfatları hakkında Ali b. Ali El-Hilali'nin babasından naklettiğine göre, Resûlullah şöyle buyurmuştur: "...Beni hak ile gönderene yemin olsun ki, dünyanın karma karışık olduğu bir zamanda bu ümmetin Mehdi'si de bu ikisinin (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in) soyundan gelecektir. O zamanda fitneler açığa çıkacak, yollar kesilecek, insanların bazıları bazılarının üzerine baskılar yapacak, büyükler küçüklere acımayacak, küçükler de büyüklere karşı saygı göstermeyecekler. İşte böyle bir zamanda Allah (c.c.) bu ikisinin neslinden olan (Mehdi'yi) gönderecek.” “O (Mehdi) sapıklığın kalelerini fethedecek. Benim şimdi ikame ettiğim gibi o da ahir zamanda dîni ikâme edip şeriatı yeryüzüne hâkim kılacaktır. Daha önce zulüm ile doldurulmuş dünyayı adaletle dolduracaktır..."

MEHDİ (A.S) HAKKINDA İSLÂM ÂLİMLERİ VE GÜNÜMÜZ MÜTEFEKKİRLERİNİN GÖRÜŞLERİ

Abdulkadir Geylâni Hazretleri:

Seyyid Abdülkadir Geylâni Hazretleri Hz. Mehdi (A.S) için, “Feth’ur-Rabbani” adlı eserinin 60. meclisinde şöyle beyan buyuruyorlar:

“Kim ki bu hâle erese, artık Azîz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Bayrağı indirilemez. Askeri mağlup edilemez. Hakk’ı haykıran sesi susturulamaz. Tevhid kılıcı için bir hudud çizilemez. İhlâs adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı, önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O Hakk Tealâ’nın huzuruna varıncaya kadar, hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez. Rabbinin huzuruna vardığı an, O da ona lütfeder, ikramlarda bulunur. Onu kendi hücresinde uyutur. Lütuf ve fazlından yedirir, ülfet badesinden içirir. Bunları bulduktan sonra, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikulâdelikleri görür.”

“Hakk Tealâ’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi, ebedî mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz manevî bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder. O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vasıl olmuş, O’nu görmüş ve masiva denen Hakk’ın Zat’ından gayrı şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hakk olanla batıl olanı birbirinden ayırt eder. Onları Azîz ve Celil olan Allah’ın katına göndermek için bir elçi, bir kılavuz olur. Bu zâta melekût âleminde “Azîm” yani; “büyük” ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu halleri işitip heyecana kapılma…”

Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri:

13. asrın müceddidi Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, farklı tarihlerde yaptığı açıklamalarda, Mehdi (A.S)’ın geliş zamanı olarak hicrî 14. yüzyılın başlarına işaret etmiştir. Müslümanların başında bir emir, bir müçtehit, bir halife olmadığı cihetle, inananlar dağınık bir durumdadırlar. Ve asırlardır süregelen bir zulme ve haksızlığa boyun eğmektedirler.

İnsanoğlunun içinde bulunduğu bu karanlık tablo, ne yazık ki Allah’ın yegâne dîni olan hanif dîninin gerçek muhtevasında yaşanamamasından kaynaklanmaktadır. Hidayetin unutulmasıyla tamamen yozlaşan ve Allah’a kul olma arzusundan kopup mutsuz bir hayata sürüklenen insanoğlunun bu korkunç gidişattan kurtulabilmesi, ancak ve ancak Allah’ın dîninin yeryüzünde yeniden hâkim olmasıyla mümkün olacaktır. İşte bu kaçınılmaz gerçektir ki; MEHDİ (A.S)’ın zuhurunu zorunlu kılmaktadır.

Allahû Tealâ, en şerefli mahlûk olarak yarattığı insanı, kıyâmete yakın bir devrede göndereceğini müjdelediği MEHDİ (A.S)’la lâyık olduğu huzur ve mutluluğa ulaştıracaktır. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri de açıklamalarında, Mehdi (A.S)’ın Müslümanlar tarafından beklendiğini ve bu kutlu zatın kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir. Hicrî 14. asır, Mehdi (A.S)’ın çıkış zamanıdır.

“Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)

“Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten (velî şahıstan) işittim ki; o zat, eski velîlerin gaybî işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: "Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid'atlar zulümatını (dîne sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)

“İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” (Sözler, 318)

“Bütün dünya bir araya gelse, şeytanları ve cinleri de onlara yardım etse, Hz. Mehdi zuhur ederek âlem-i İslâm’ı Kelime-i Tevhid sancağı altında birleştirmesine mâni olamayacaktır.”

“Bazı âyet-i kerime ve hadîs-i şerife ahir zamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mânâyı işari ile haber (Tılsımlar Mecmuası,168) “Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar.” (Emirdağ Lahikası, 260) “…Madem âdeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nûraniyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevî'den olacaktır. Kadir-i Zülcelâl Hz. Mehdi ile de, âlem-i İslâm'ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır.” (Mektubat, 411-412)

…Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)

Beddiüzzaman, Şam’da yaptığı konuşmasında, hicrî 1371 senesinden sonra yaşanacak gelişmelere dikkat çekerek, Mehdi'nin göreve başlamasının bu tarihten 30-40 yıl sonra olacağını bildirmiştir. Bu tarih ise hicrî 1401-1411, milâdi olarak da 1980-1990 yılları arasıdır. Yine aynı konuşmanın devamında Said-i Nursi Hazretleri, Mehdi’nin inkârcı fikr sistemini fen, ilim ve medeniyetin imkânları sayesinde fikren susturacağını haber vermiştir. Bu fikrî üstünlüğün tarihi olarak da 1371 tarihinden yarım asır sonrasını bildirmiştir. Bu da hicrî 1421 yani milâdi 2001 senesidir.

“Ta 1371 senesinden sonraki âlem-i İslâm’ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbeti insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra onları darmadağın edecek.” (Hutbe-i Şamiye,25)

Said-i Nursi Hazretleri Risale-i Nur Külliyatında, MEHDİ (A.S)’ın zuhur edeceği yıllara dair, şu açıklamalarda bulunmuştur:

“...inkâr edenlerin velîleri ise taguttur.” 2/257 âyetindeki “tağut” kelimesinin kendi içinde çöküş tarihini de Bediüzzaman (ebced değerini) hicrî 1417, milâdi 1997 olarak vermektedir.

“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse...” (Kastamonu Lahikası, 57)

“Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." 9/32 âyetindeki, “...Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." cümlesi hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir: “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lâmlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazreti Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar / 605) Bu âyetin ebced değeri ise 1424-Milâdi 2004’tür.

İmam-ı Rabbanî Hazretleri:

“Öyle makamlar da vardır ki; cezbe ve sülûk oraya yanaşamaz. Bu son makamlar çok yüksek, pek kıymetlidir. Bu makam ashab-ı kiramdan sonra, Hz. Mehdi’de görünecektir. Tasavvuf büyüklerinden pek az kimse, bu makamdan haber vermiştir. Bu makamın ilmlerinden, ma'rifetlerinden söyleyen ise yok gibidir. Bu makam, Allahû Tealâ’nın öyle büyük bir ni’metidir ki; dilediği, seçtiği bahtiyarlara nasîb olur. Ashâb-ı kirâm (aleyhimürrıdvân) bu pek yüksek mertebeye,daha ilk sohbette ayak basardı ve zamanla bu mertebelerde yükselirlerdi.” (1. cilt, 32. Mektup)

“...Peygamberimiz (S.A.V)’in haber verdiği Hz. Mehdi, velâyetin 15 en yüksek derecesinde olacağına göre, o da bu yoldan yetişmiş ve bu yolu tamamlamış ve düzeltmiş olacaktır.” (1. cilt, 251. Mektup)

“...İnşaallah tam bir şekilde Mehdi (A.S) da zuhur edecektir. Bu makamdan haber veren tabakat meşayihi azaldı... O makamın ilimlerinden ve maarifinden kelâm şöyle dursun. İşbu makam, şu âyet-i kerimede mânâsını güzel bulur: “Bu, Allah'ın fazlıdır; dilediğine verir. Allah, büyük fazlın sahibidir." (Cuma Suresi, 4) (Mektubat-ı Rabbani, c. 1, Mektup 32, s. 125)

“Gelmesi vaad olunan Mehdi'nin dahi rabbı (terbiyesine gelen) ilim sıfatıdır. Hazret-i Ali gibi, İsa ile münasebeti vardır. Hazret-i İsa'nın kademi Hazret-i Ali'nin başında olup bir kademi dahi Hazreti Mehdi'nin başındadır.

“...Geleceği vaad edilen Mehdi, velâyetin ekmeliyetini alacaktır. Bu Tarikat-ı Aliyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye’i tamam ve tekmil edecektir. Nisbet-i Aliyye’nin altında bulunmaktadır. ("Mektubat-ı Rabbani", c. 1, 251. Mektup, s. 550, 554)

“Sonra gelenlere nasıl bu hükmü yürüyebilir ki: Onlar arasında Mehdi (A.S) vardır. Resulullah (S.A.V) Efendimiz, onun kudumünü ve vücudunu müjdelemiş; şöyle buyurmuştur: “O, Allah'ın halifesidir." ("Mektubat-ı Rabbani", c. 1, s. 814)

“İşittiğimize göre, Hz. Mehdi, hükümet sürdüğü zaman, dîni yayarken ve sünneti diriltirken, bid’at işlemeğe alışmış olan Medine’deki âlim, bid’atı güzel saydığı ve ibadet olarak yaptığı için, Hz. Mehdi'nin emirlerine şaşarak (Bu adam, bizim dînimizi yok etti ve milletimizi öldürdü.) diyecektir. (1. cilt, 255. Mektup)

M. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri:

“Muhakkak ki, yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduğu sırada Allah'ın halifesi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak... Genel kazancı, halk arasında eşit olarak paylaştıracak, halka adaletle hükmedecek ve anlaşmazlıklarda hakemlik edecek... Allah onun işini bir gecede düzene koyacak, zafer hep onun önünde yürüyecek...

Ayağını Peygamber’in ayağının yerine koyacak (O’nun izinde yürüyecek) ve hiçbir zaman sapmayacak... Dağınık dînleri (batıl inançları) ortadan kaldırıp, sadece hak dîni hâkim kılacak..." (18)

“Bilin ki, Mehdi mutlaka çıkacaktır. Ancak yeryüzü zulüm ve işkence ile dolmadıkça çıkmayacaktır. İşte o da böyle bir zamanda çıkacak, dünyayı doğruluk ve adalet ile dolduracaktır. Hatta dünyada tek bir gün kalsa, Allah o günü uzatacak, ta ki o halife gelsin.” “Mehdi (A.S), malı eşit surette dağıtacak, vatandaşları arasında adalet ile muamelede bulunacaktır. Mehdi, dînin fetret geçirdiği bir dönemde ortaya çıkacak... Adam cahil, korkak ve pinti olarak akşamlayacak, fakat âlim, cesur ve cömert olarak sabahlayacaktır. Huzur ve mutluluk onunla yürüyecek.”

“Resûlullah'ın izinden yürüyecektir. Onun adına hiçbir melik hata etmez. Görmediği şekilde onu doğrultur. Her görevi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder. Musîbete uğrayanlara yardımcı olur. Dediğini yapar, yaptığını da söyler, şahit olacağı şeyi de bilir.”

“Allah kendisini bir gecede ıslâh eder.”

“Hz. Mehdi, dîni ayakta dimdik durduracak, eski hüviyetine kavuşturacaktır. İslâm'a yeniden ruh üfleyecek, zelil hale geldikten sonra onunla İslâm'ı eski güçlü haline sokacaktır.”

“O, İslâm öldükten sonra İslâm’ı tekrar diriltecektir. Dîn, onun vasıtasıyla eski hüviyetini kazanacaktır.”

“Onun döneminde dîn tamamen rey'den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. Vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir. Bundan dolayı ondan uzak duracaklardır. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah’ın imamlarından sonra bir müctehid bırakmadığını kabulleneceklerdir…”

“Allah, bir grup kimseyi ona vezir tayin etmiştir. Özellikle bu vezirler her konuda gerçek mânâda ârif kişiler olacaklardır. Şehri kılıçsız ve silah kullanmaksızın fethedeceklerdir. İşte bu doğrunun ta kendisidir ki zaferle kardeştir.”

Hz. Ali (R.A):

Hz. Ali (R.A) meşhur divanında Hz. Mehdi ve bazı ahir zaman hadîsatından bahsetmiştir. Bu divanın Müştakzade şerhinden alınan bir kısım şöyledir: Tercümesi: Âyâ oğlum! (...) cûş ettiklerinde (kaynadığında, karıştığında...) Mehdî-i Âdil'e muntazır ol...”

Alaaddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi:

“Allah'ın rahmeti sana olsun bil ki; vaad edilen Mehdi'nin varoluşunda hiç kuşku yoktur. Üç yüz hadîs ve eserle hatta daha fazlası ile bu kanıtlanmıştır.”

Mahmud Esad Çoşan:

“Mehdi kıyâmet alâmetlerinden birisidir, çıkacak. Onun zamanında yaşayan insanlar, buz üzerinde emekleyerek dahi olsa, ona ulaşıp, onun askeri olmaları lâzım. Mehdi sevgisi hepimizin içinde vardır. Mehdi'ye bağlanmak arzusu hepimizin arzusudur.”Mevdudi

Mevdudi:

“Allah (c.c.)'ın hâkimiyetini bütün dünyada tesis eden bir müceddid gelecektir. O, Peygamberim (S.A.V)’in hadîslerinde açıkça tanımlamış olan İmam Mehdi'dir. Çağın bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğine sahip bir insan olacaktır. Böyle bir liderin geleceğine olan inancı hayretle karşılayanlara şaşmamak, doğrusu elden gelmiyor.”

Hüseyin Hilmi Işık:

“Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecektir. Her yeri alacak, her yerde adalet olacak, Eshab-ı Kehf, uyanıp mağaradan çıkacak, Mehdi'nin askeri olacaktır.”

Mustafa Kaplan:

“Evet, İsrail devletini hak ile yeksan edecek olan Hz. Mehdi aleyhisselam hayattadır. “…Onların mesih diye beklediği aslında “büyük deccal” denen fitne başıdır. O da günümüzde hayattadır, sanırım henüz çocuktur. Onu dünya yüzünden temizleyecek olan gerçek mesih Hz. İsa (A.S) ise zaten diridir ve Rabbimizin katındadır. Belki dünyaya gönderilmiştir, belki de gönderilme zamanı çok yaklaşmıştır.” (04-04-1997, Akit Gazetesi) “İnanmayanları zorlama gücümüz yoktur. Nasıl olsa zuhur gerçekleşince gerçek de ortaya çıkacaktır.” (05-08-1998, Akit Gazetesi)

Seyyid Sabık:

“Mehdi hakkında sözün özü şu ki; O, zamanın sonunda, pek yakında zuhur edecektir. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken O, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. O muhakkak surette İslâm kanununu ortaya koyacak ve yıpratılmış olan Peygamber sünnetini canlandıracaktır.”

Şeyh Mansur Ali Nasif:

“Ehl-i Beyt'ten Mehdi adında bir zat kaçınılmaz olarak zuhur edecek, İslâm topraklarına hâkim olacak, müslümanlar kendisini izleyecek ve O, müslümanlar arasında adaletle, hakkaniyetle davranacak,dîni sağlamlaştıracak. Ondan sonra Deccal ortaya çıkacak ve Mesih (Hz. İsa) inerek Deccal'ı öldürecek veya öldürülmesinde Mehdi'ye yardım edecektir.”

Mehmet Şevket Eygi:

Mehdi, resmen ve alenen zuhur edecektir. İlâhiyatçının biri "Bizim dînimizde Mehdi diye bir şey yoktur." diyor. Kendisine sormak gerek. Mehdi konusunda yüzden fazla hadîs bulunmaktadır. Mehdi'nin ahir zamanda zuhur edeceğine dair icma vardır. Büyük İslâm âlimi Muhammed Zahid el-Kevserî Hazretleri (Düzcelidir), bu konuda müstakil bir kitap yazmış ve Mehdi'nin geleceğini bildiren hadîsleri inkâr edenin dînden çıkacağını söylemiştir.”

Şaban Döğen:

Hz. Mehdi (A.S)’ı beşer üstü, harikulâde varlık olarak düşünmek doğru olmaz; İslâmî anlayışa, Adetullaha, fıtrat kanunlarına ters düşer. Peygamberin bile her işi olağanüstü olmadığına göre Hz. Mehdi (A.S)'dan nasıl böyle bir şey beklenebilir? Elbette Hz. Mehdi (A.S) yeri ve zamanı gelince kerametler gösterecektir. Ama her hâli harika değildir. Mevdudi'nin dediği gibi, "Mehdi ne zaman gelirse gelsin o zamanın bilgisini, kültürünü, ahvalini, zorunlu şeylerini çok iyi bilecek ve zamanına uygun tedbirleri alacak, döneminde fennî ve ilmî buluşlardan, aletlerden faydalanacak, onları en iyi şekilde kullanacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ardından, her devirde insanlar Hz. MEHDİ’nin zuhurunu beklemişler, kendi dönemlerinde yaşanan olayları onun zuhuruna delâlet edecek olaylar olarak nitelendirmişlerdir. Oysaki Kur’ân-ı Kerim ve diğer İslâm kaynaklarında Hz. Mehdi (A.S)’ın zuhuruna dair tüm alâmetler, içinde bulunduğumuz çağı işaret etmektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerinde işaret edilen bütün alâmetlerin gerçekleşmesi, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin açıklamaları, hicrî 14. asırda yani içinde bulunduğumuz yüzyılda, Hz. Mehdi (A.S)’ın zuhur edeceğini ve unutulan Kur’ân hakikatlerini yeniden özüne döndüreceğini göstermektedir.

Bununla birlikte kutsî hadîs-i şerifler de Mehdi (A.S)’ın çıkış alâmetlerinin arka arkaya meydana geleceğini ifade etmektedir. Gerçekten de bu alâmetler, birbiri ardınca ve Peygamberimiz (S.A.V)’in bildirdiği şekilde meydana gelmektedir.

KuranMeali.org, 27 Mayıs 2014 Salı

Benzer konular

Değerlendirmeler

Siz de yorumunuzu ekleyin, diğer ziyaretçilerle paylaşın.
Görüşünü paylaş
Tartışma başlat

Bu konuya henüz yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.

Benzer konular

Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Android Sürümü
KuranMeali.org'un bir sonraki android sürümünde görmek istediğiniz özellikler nelerdir?
 Bence mükemmel olmuş.
 Kelime sözlüğü eklense iyi olur.
 Ayet arama özelliğinin olmasını isterim.
 Surelerin alfabetik sıralaması olmalı.
 Bir surenin tüm ayetlerinin listelendiği sayfalar olmalı.
 Yazı boyutunu değiştirebilmek isterim.

431 kişi oy verdi.
Sonuçları göster